27 Mayıs 2013 Pazartesi

Mr.E'nin aile buluşması ile imtihanı

Ben taa ne zamandır yazmıyordum, yazmıyordum ama bir sor neden yazmıyordum?? Hayat monotonlaşınca insanın yazası gelmiyor belki de ama bu hafta sonu malzemeyi topladım ve işte tekrar buradayım a dostlar 

Şimdi bazılarınız biliyor bazılarınız bilmiyordur diye kısa bir özet geçeyim; ben anne tarafından Adanalı sayılırım. Yani anne tarafımda akrabaların çoğu Adanalı ve bir kısım hala orada yaşıyor. Bir kaç zaman önce çok sevdiğim bir büyüğümün cenazesinde, "Neden sürekli üzücü günlerde buluşuyoruz, güzel günlerde de bir araya gelsek ya" diye bir fikir ortaya çıkmış ve bu hafta sonu gittiğim, yazının konusu olan organizasyon olduu. Oldu da organizasyon kaç kişi olur...30 kişi 40 kişi hadi çok çok herkes gelsin 70, 80 kişi... Nüfus idaresinden aile ağacı çıkartıldığında, Anneannemin dedesinden bizden bir sonraki nesile toplam 341 kişi çıktı, hal böyle olunca cumartesi akşamı katılım bir anda 100+ oldu tabi :)

Biz geç de olsa uçak biletlerimizi cumartesi günü hava alanının yolunu tuttuk. Uçağa binene kadar hiç bir sorun yoktu fakat sonrası....ARKADAŞ!!!! biz havayolu ile seyahat edelim dedik, fakat piste sıramız gelip çıkana kadar o kadar çok yol gittik ki bir ara seyahati kara yoluyla ama uçak içinde tamamlayacağız sandım...git git bitmedi git git bitmedi offf gitmelere doyamadı pilot.

Neyse efendim uçağımız kalktı hah dedik yolculuk süper geçecek, koltuğa entegre ekranlar kumandalar vs sanırsın yurt dışına uçuyoruz. Zaten sanmakla kalacağımızı hosta kulaklık sorduğumda öğrendim. "Yurt içi uçuşlarımızda kulaklık veremiyoruz efendim" demez mi... Ben de sabah evden çıkmadan kulaklıklar önümde, dedim almayayım nasılsa uçakta dağıtılır ben de öyle müzik dinlerim...demek ki neymiş ? Hayatta bazı fırsatlar karşına çıktığında değerlendirmek lazımmış, yoksa uçakta ses olmadan film izlemeyi deneyecek kadar acınacak hale gelirmişsin ;)

Hoştu beşti bir şekilde yolculuk bitti, Adana'ya indik. Kaç zamandır sıcağa hasret kalmış bir adam olarak hava alanından çıktık, arabayla yola çıktık camdan içeri hava sıcak sıcak esiyor. Oh be dedim sonunda ya, kemiklerim ısındı arkadaş :)) Bu arada bilmeyenler için kısa bir bilgi; küçükken çok kahve içme kararırsın demedikleri için kahveden dolayı içimde bir zenci var ve o zencinin optimum yaşam koşulları için gereken hava sıcaklığı 30-35 derece en az. Sıcağı bulunca özüme döndüm mest oldum kısacası :)

Ben yola çıkarken kebaptan ziyade hep Adana'da yediğim için iki şey aşererek gitmiştim, ikisini de yiyemeden döndüm :) Bİri kaymaklı cevizli yassı kadayıf diğeri ise dikenli incirdi...konuyu burada kapatalım bak yine içim kötü oldu bühü bühü bühü :'((

Akşam oldu giyindik süslendik yemeğe gittik. Organizasyon ile ilgili konuşmalar yapıldıktan sonra ne yiyeceğimizi sordular. Seçenekler çöp şiş ya da tavuk ızgara iken herkese adana kebabı gelmesi ise ayrıca güzeldi. Allahtan güzel hazırlanmış, zırhtan iyice geçirilmişti o et ki seçenek dışında kalmasını unuttuk. Ben uzun namluluyu (Canon 600D + 18-135mm lens) götürünce gecenin fotoğrafçısı oldum bir anda. 4 saat boyunca iyi kötü kıpırdanan topluluk bundan sonra yarım saat boyunca kelimenin tam anlamıyla koptu. Bütün grup fotoğraflarını da bu arada çektim zaten ;)

Sonra gençler tayfası olarak dediler ki (ben deplasmanda sayıldığım için planlamaya dahil olamadım) başka bir kuzenimizin cafesine gidelim. Geceden ayrılıp mekanlara akaroğlu olduk. Orada da iyi güzel hoş eğlendik ama eve dönüş 03.30'u buldu...haliyle sabah 06.30 kalkanlar (ben, keyfim ve kahyası) için hafif yorucu oldu bu durum ama olsun, gecenin kendisi başlı başına şahaneydi zaten.

Ertesi gün sabah 8.00'de kalkmayaydım iyiydi ama olsun buna da şükür :) Pazar günü öğlen dönecek olmaktan dolayı erken hazırlanıp hava alanına erken gitmiş olmak sıkıcıydı ama işte kardeşin değeri böyle zamanlarda ortaya çıkıyor. Arkadaş..şu dünya üzerinde başka kimseyle bu kadar saçmalayabileceğimi sanmıyorum...bir ara krize girip uçağın içinde hısss hısss hısss kıs kıs kıs diye gülecek kadar sapıttık ama canımız sağolsun kardeş candır! Sevin, kollayın, değerini bilin!

Yazımızı da seneye tekrar yapılacak organizasyona ithafen, son günlerdeki favorim ile sizleri uğurluyorum, şeker kalın ;)


19 Mayıs 2013 Pazar

Sabah misafiri


Bazen, sabah uyandığınızda; 
bir akşam önce sizde küçük bir misafirin konakladığını görebilirsiniz ;) 

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Anneeee ben okutman oldum!

Merhaba sevgili gönül dostları. Nasılsınız efendim, afiyettesinizdir inşallah? Kaç zamandır ne hususunda bir kaç kelam edeyim der, düşünürken; pazartesi günü yazmak için konuma kavuşmuş olmanın haklı sevincini yaşamaktayım adeta.



Tamamdır bu noktaya kadar sıkılmadan okuduysanız hemen konuya giriyorum, sizleri kaçırmanın alemi yok :)) Daha önce gidip konuştuğum, fakat hali hazırda devam eden müşavirlik işi nedeniyle yarı zamanlı olarak beni alamayacaklarını söyleyen bir özel üniversite, pazartesi günü beni tekrar görüşmeye çağırdı. Bir hocayla ilgili sıkıntı olduğunu ve yollarını ayıracaklarını, bundan dolayı dönem sonuna kadar (yaklaşık 3-4 hafta) teknik donatı (tesisat dersi, ama diğer türlü söyleyince kulağa çok hoş geliyor farkettiğiniz üzere) ve maket dersi vermem konusunda anlaş(mış)tık ki...bölüm başkanı da bu konuşmaya dahil olana kadar

"Projede çok fazla öğrenci var, tek hoca zor oluyor. Sen proje dersine de gir" demesiyle birden bire akademik kariyerime haftada 15 saat gibi bir yoğunlukta hızlı bir giriş yapmış oldum. Hatta o kadar hızlı oldu ki; dün ilk proje dersime girdim, bugün ilk resmi tatilimi yaşıyorum, cuma günü de ödev teslimi alacağım


Acaba diyorum; ilk okutmanlık tecrübeme haftada 15 (yazıyla onbeş!) saat ders ile başladım. Ben şu 5 sene çok çalışıp ders limitimi doldursam, profesörlük için yaş haddimi beklemeye başlasam acaba işe yarar mı? :)))