6 Aralık 2013 Cuma

Nelson Mandela


Nitin Sawhney'in Breathing light isimli şarkısının başında kendi sesiyle "we are free to be freed" der Nelson Mandela. Lanetli 2013 bitmeden aramızdan ayrılan güzel insanlarla beraber artık. Dünyaya ayrım olmaksızın karşındakini salt "insan" olarak görmek üzerine verdi mücadelesini yıllarca... Reuters'te yazdığı haliyle "Herhangi bir insanın başarması beklenenden daha fazlasını yerine getirdiği için" uzlaşma şampiyonu olarak anılan bir insandan bahsediyoruz, Nobel Barış Ödülü almış bir liderden... Biz seçimler öncesi iyice, oy kavgasına düşmüş siyasiler tarafından kutuplaştırılmaya ve ayrışmaya doğru giderken belki yaptıkların biraz olsun yol gösterici olur büyük insan..Huzur içinde yat



4 Aralık 2013 Çarşamba

Tam o sırada 36


Gripin'in de dediği gibi..."Yalnızlığın çaresini bulmuşlar"

3 Aralık 2013 Salı

"Olmak"

Doğru olmak... adil olmak... olgun olmak... sportmen olmak.. eşit olmak.. en önemlisi de insan olmak...

Ben daha fazla bir şey diyemeyeceğim video kendi adına anlatıyor zaten herşeyi

7 Kasım 2013 Perşembe

Playlist 45 - Dizi müzikleri

Bugün "Ben de özledim"in tekrarını izleyip sonundaki şarkıyı dinleyince bu liste fikri aklıma geldi. Bakalım ne kadarını hatırlayıp, ne kadar eskilere gideceksiniz :)

1
2
3
4
5
6
7
8
9

19 Ekim 2013 Cumartesi

Mr.E mutfakta #15

Merhabalar sevgili bloggerlar, çok uzun bir aranın ardından bir yemek tarifiyle geri döndüm bloga :) Eski tariflere göre bunu biraz hızlı resmedeceğim o yüzden umarım anlaşılır olabilirim.

Giriş faslını geçtikten sonra işte karşımızdaaaaa ; pastırmalı kuru fasulye!!

Bir gece önceden fasulyelerimizi 3 bardak su + 2 bardak süt karışımının içinde dinlenmeye bırakıp, ertesi gün fasulyeler yumuşayana kadar haşlıyoruz. Haşladığımız fasulyeleri bir kenara alıp yemeğin civcivli kısmını hazırlamaya başlıyoruz. Bunun için gerekenler, bir kutu domates püresi (Tercihe bağlı olarak salça da olur), 2 adet domates, bir büyük soğan, 60 gr tereyağ, kimyon ve su.



Önce tereyağını tencerede eritip, küp küp doğradığımız soğanları öldürüyoruz


Daha sonra küp küp kestiğimiz domatesleri ekleyip biraz çeviriyoruz


Domates püremizi


ve iki bardak oda sıcaklığındaki suyu ekleyip biraz ısıtıyoruz bu karışımı.


Daha sonra bu sulu karışıma pastırmalarımızı ve iki tatlı kaşığı kimyonumuzu ekliyoruz.


Karışımımız hazır olunca (pastırmalar kurumadan pişmiş gidi durmaya başladığında) yavaş yavaş önceden haşladığımız fasulyeleri katıp karıştırıyoruz.


En son olarak fasulyeleri kapatacak kadar daha su ekleyip kısık ateşte pişmeye bırakıyoruz. Arada kontrol edip tuzu ya da başka baharatı eksikse ekleyebilirsiniz. Ben pastırma koyduğum için çok tuz düşünmedim ama bu tamamen sizin damak zevkinizle alakalı bir durum. Suyu istediğiniz tada ulaştığında fasulyeniz olmuş demektir.


Afiyet olsun

9 Ekim 2013 Çarşamba

Papaoutai


Paul van Haver (a.k.a. Stromae, ki Fransızların "verlan" dedikleri kodlama ile aslında maestro demek) enteresen bir arkadaş. Bir kaç gündür sarmış durumdayım kendisine. Bu yukarıda görmüş olduğunuz şarkı da aslında çok enteresan bu abinin diğer işleri gibi. Belçikalı bir anne ve Ruandalı bir babanın oğlu olan bu Belçikalı abi hayatı boyunca babasını üç kez görmüş. Bu nedenle parça her ne kadar hareketli dahi olsa aslında sözleri itibariyle vurucu bir etkiye sahip.

tout le monde sait
comment on fait des bebes
mais personne sait
comment on fait des papas

"Herkes bebeklerin nasıl yapıldığını biliyor ama kimse babalar nasıl yapılır bilmiyor.." bu kısım bile vurucu ile ne demek istediğimi biraz açıklıyor sanırım, ki şarkının adı fonetik olarak "Papa ou t'es - Baba neredesin" demekken bu çok şaşırtıcı olmasa gerek 

13 Eylül 2013 Cuma

Nibari

Dimurenagia buni buni nibari
Dimurenagia buni buni niraü
Igirabaña hara hianriun biladigu lanina üma
Mama gloria lira mama dicha lira 
Dicha buni bagambuni nererun bun aü 
Ka san megeibei buni nibari
Ka san megeibei buni niraü bacharagadun yabei
Ka san megeibei buni nibari
Ka san megeibei buni hara aü bafuridun yabei

Let me have a word with you, my grandchild
Let me have a word with you, my child
Leave behind those street-walking girlfriends of yours
That is not glory, that is not luck
Good luck for you is obeying my words
What has happened to you, my grandchild
What has happened to you, my child, causing you to stray
What has happened to you, my grandchild
What has happened to you, girl, to cause you to leave

10 Eylül 2013 Salı

Mr.E Rejimde - 10. gün raporu

Herkese merhaba

Bilindiği üzere ayın başında Alkali Diyeti denen bir diyete başladım. Teknik olarak çok işin detayına girmeyeceğim ama en azından 10 gün sonunda neler olduğundan kısaca bahsedebilirim.

- 91.8 kg başladığım rejimde 10 gün sonunda 91.0 olmuş durumdayım buna göre 800 gr vermişim...bir Dukan değil ama yine de iyidir.

- Kendimi daha iyi hissediyorum ama bu psikolojik mi diyetle mi alakalı bunu şimdiden söylemek zor, 2. , 3. ayın sonunda da aynı şekilde hissediyorsam o zaman diyet işe yarıyor diyebilirim bu konuda.

- Alerjik rinit tıkanmalarımda bazen reflü gibi bir sebepten dolayı bu krizin tetiklendiğini hissediyordum, henüz böyle bir nedenden dolayı tıkanmadım, tıkandıklarımda da yemek borum yanmıyordu.

İlk 10 gün itibariyle aktaracaklarım şimdilik bu kadar, 10 gün sonra görüşürüz ;)

2 Eylül 2013 Pazartesi

Mr.E rejimde!

Herkese ayların en güzeli Eylül'den merhaba! Bilindiği gibi bir süredir askere gitmek ile ilgili planları gündelik hayatıma dahil eder olmuş, "nasılsa askere gidecem yeaaa!!" diye rejim vs. işleri de iyice sallamıştım. Meğer gerekmiyormuş sallamaya. Üstelik Mart gibi askere gidecek bir adam olarak 7-8 ay boş oturmamın ne gereği var sorarım size!!

Ben de bütün bunları göz önüne alarak dün itibariyle rejime başladım. Neden dün de, klasik rejim başlangıcı olan Pazartesi değil? Çünkü ay başından ay başına hesaplaması kolay olur sıkıntı olmaz dedim sevgili gönül dostları.

1.81 m boy ve 92 kilo olarak başladığım Alkali diyetimi 80 hatta 78 kilo hedefiyle sürdüreceğim. Bu süreçte de en azından haftalık olarak bir şeyler karalayarak buraya verdiğim uzun arayı de telafi etmeyi planlıyorum. Formül basit; ben zayıfladıkça blog şişmanlasın!!

28 Ağustos 2013 Çarşamba

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Tek şarkı dört yorum

1
2
3
4

Bazen şarkının sözleri değil söyleyenin efkarı etkiler sizi. O zaman şarkının sözlerini anlasanız da anlamasanız da şarkı içinize işlemeye başlamıştır zaten. O andan itibaren tek yapılması gereken ise kendinizi şarkıya bırakmaktır :)

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Kopuyor muyuz gençler?

Arada şantiyede sebepsiz yere böyle coşasım geliyor...tek eksiğim bu kadar kaymaya müsait zemin yoksa şapkam bile var yani 


28 Temmuz 2013 Pazar

Monokrom

- Başlamadan önce buraya bir tık, yazıyı okurken arkada çalsın bu arkadaş -

İnsan uzun zaman yazmayınca nasıl yazmaya başlayacağı ile ilgili sıkıntı yaşıyor. Siz siz olun benim gibi uzun aralar vermeyin, blogunuzu ihmal etmeyin sevin, şımartın onu :)

Blog yazmaya; tez yazmaya başlamadan önce pratik kazanmak için başlamış biri olarak üç buçuk senedir (acaba tesadüf mü?!) blog ile ilgili kullanım şeklim değişti aslında. Arada değişik formatlar denedim, farklı şeyler sunmaya çalıştım ama son zamanlarda nedenini bilmediğim bir şekilde tıkanmaya başladım. Üstelik bu çok korktuğum bir şeyin başıma gelmesi aslında. 

Blog yazmaya ilk başladığımda çok severek okuduğum bloglar vardı. Bu bloglar zaman içinde kapanırken ben bloggerların neden böyle bir şeye yöneldiklerini sorgulamış, keyif aldığım bir eyleme devam edemeyeceğim için içten içe bozulmuştum açıkçası. Şimdi zamanla blogu kullanma sıklığıma bakarsak "acaba bu benim de mi başıma geliyor?" sorusunu çok sık sormaya başladım.

Eskisi kadar fotoğraf çekemiyorum, yemek için mutfağa girmiyorum, iş hayatı o kadar sıkıcı ki burada anlatsam mı acaba diye bir kaç kez düşünüyorum, genel olarak kişisel olarak fikirlerimi dile getirmek için bir yere bir şey yazmak fikrinden ya da birine meramımı anlatmaktan sıkılır oldum. Acaba bir tatile mi çıksam ben?

Hoş tatil kelimesi de yavaştan anlamını yitirmeye başladı. Şöyle ki en son ne zaman denize girdiğimi hatırlamıyorum! Kaç sene geçtiği ile ilgili en ufak bir fikrim yok..5?..7? Peki bu kadar "vakitsizlik" karşılığını veriyor mu? O da hayır..ee o zaman ben nereye koşuyorum nereye yetişiyorum?

Mental olarak sanırım artık askere gitmem gerektiğinin belirtileri bunlar. Yani bir şekilde kozamın içinde çırpınıyorum şu an. Deli gömleği gibi üzerime yapışmış bir koza. Acaba askerlik bu kozadan çıkmamı ve ileriye doğru bir adım atmamı sağlayacak mı? Okumaktan askere gidememiş şimdi de askere gitmesi gerektiği ve buna hazırlandığı için koyvermiş bir hal içindeyim. 

Yaş - konum tablomda tam olarak istediğim noktada değilim. Çok geride ya da iyice kötü bir durumda da değilim çok şükür ama olmam gerektiğini düşündüğüm noktanın gerisinde kaldığım gerçeğini değiştirmiyor bu durum.

Şu aralar anlayacağınız hayatım monokrom bir hal aldı, bakalım ne zaman renklenecek tekrar eskisi gibi..

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Wake me up when it's over

Son zamanlarda (Macklemore & Ray Dalton düeti olan "Can't hold us" ile beraber) dinlediğim en güzel şarkı olabilir kendisi...Adeta kişisel gelişim semineri gibi şarkı :) Sabah sabah güne bununla başlamak ne dert bırakır ne tasa..üstelik Aloe Blacc'ın şahane sesiyle..Herkese günaydın :)


16 Temmuz 2013 Salı

Playlist 43 - Direniş Özel

Uzun zamandır play-list yapmıyordum. Hazır tema arıyorken güncel bir şeyler olsun diye düşündüm ve buyurun efendim sizi şöyle parçalara alalım hemen :)


15 Temmuz 2013 Pazartesi

2013 Yaz modeli kafa

Herkeşlere merhaba, doktora olmadı askere giderim diye karar verdikten sonra bir cesaret geldi böyle bir şey yaptım. Daha tam olarak istediğim forma gelmedi ama göz alışsın diye ilk versiyonu bu oldu projenin.. sizce nasıl olmuş? :)

11 Temmuz 2013 Perşembe

Ara sıra bazı bazı

Yazmıyorum diye sevinmiştiniz değil mi köftehorlar..yok öyle yağma..yedirmezler bu blogu :P Açılış şakasını bir kenara bırakacak olursak part time olarak iki işte çalışıp arada part time çalışmakla kazandığım süreyi ulaşımda harcayınca başımı kaşımaya vaktim kalmadı. Size tavsiye ya tam zamanlı tek bir yerde çalışın ya da part time tek bir yerde... yoksa kafa oluyor Timbuktu..

Süreç içerisinde en geleceğimi etkileyecek gelişme şüphesiz doktora başvurumun kabul edilmemesi oldu. Bu da demek oluyor ki Aralık 2013'e kadar tecilli biri olarak Mart 2014'te askere gidiyorum. İnsanlar genelde otuzuna geldiklerinde evlenirler ben otuzumda askere gidecem. En azından aradan askerlik çıkacak diye düşünmekteyim bozmayın hayallerimle yaşayayım azıcık olur mu :)

Zaten askere gitmek şu aşamada mantıklı bir karar gibi gözüküyor. Gezi Parkı olayları ile başlayan süreçte zaten "araf"ta yaşıyorken en son TMMOB'un yetkilerinden arındırılması sonucu okuduğum lisans ve yüksek lisansın mantar olduğunun kabullenmem için bir miktar zaman geçmesi gerekiyordu bunu askerlik ile sağlarım diye düşünüyorum...bildiğin bir mimar olarak patates oldum. Kapının önüne falan koyun da kapının çarpmasını engelleyeyim belki bir işe yararım böylece :)

Verdiğim arayı bir şekilde toparlamam lazım, üç beş ufak ufak başladım devamı da gelir diye tahmin ediyorum. 

Bu arada burada artık çok fazla fotoğraf paylaşmadığımın farkındayım nedeni ise instagram kullanmaya başlamış olmam..bu adam ne çekiyo acaba diye soran olursa "eokar" diye arattıklarında bana ulaşabilirler :) 

Son olarak bir de bloglovin diyollaaağ nedir biri bir açıklasın da cehaletimi gidersin :) öpt kib bye!

9 Temmuz 2013 Salı

İsmail Abi 2

Daha önce İsmail Abi ile ilgili bir post yazmıştım...meğer o yazının tamamlayıcısı bu video olacakmış...ağır duygusallık içerir dikkat..


22 Haziran 2013 Cumartesi

BU BİR DUYURUDUR

Herkese merhaba,

"Yazılabilecek çizilebilecek çok şey var ama ne zaman?" diye kendi kendimi yer dururken bir arkadaşımın ortaya attığı bir fikir ile bir şeyler yazmış çizmiş olduk.

http://meslektenkentliler.blogspot.com/

İsteyenler bu adresten "Neden Gezi Parkı park olarak kalmalıdır?" sorusuna cevaben; şehir plancısı, mimar, peyzaj mimarı vb. profesyonellerden oluşan 17 kişinin ortak çalışmasına ulaşabilirler.

17 Haziran 2013 Pazartesi

Bu da mı gol değil!


Bu olay bizden midir yoksa başka bir yerde midir bilemem ama yazılacak hala çok şey var konuyla ilgili, o zamana kadar sadece bu videoyu paylaşmak yeterli olacaktır sanırım

Not: Video Brezilya'danmış galiba :)

6 Haziran 2013 Perşembe

Son günlerin özeti


Kaç gündür burayı açıp, yazıp yazıp siliyorum...

O kadar içimden gelmiyor ki bir şeyler yazmak.. halbuki bağıra  bağıra söylemek istediğim bu kadar fazla şey varken..


27 Mayıs 2013 Pazartesi

Mr.E'nin aile buluşması ile imtihanı

Ben taa ne zamandır yazmıyordum, yazmıyordum ama bir sor neden yazmıyordum?? Hayat monotonlaşınca insanın yazası gelmiyor belki de ama bu hafta sonu malzemeyi topladım ve işte tekrar buradayım a dostlar 

Şimdi bazılarınız biliyor bazılarınız bilmiyordur diye kısa bir özet geçeyim; ben anne tarafından Adanalı sayılırım. Yani anne tarafımda akrabaların çoğu Adanalı ve bir kısım hala orada yaşıyor. Bir kaç zaman önce çok sevdiğim bir büyüğümün cenazesinde, "Neden sürekli üzücü günlerde buluşuyoruz, güzel günlerde de bir araya gelsek ya" diye bir fikir ortaya çıkmış ve bu hafta sonu gittiğim, yazının konusu olan organizasyon olduu. Oldu da organizasyon kaç kişi olur...30 kişi 40 kişi hadi çok çok herkes gelsin 70, 80 kişi... Nüfus idaresinden aile ağacı çıkartıldığında, Anneannemin dedesinden bizden bir sonraki nesile toplam 341 kişi çıktı, hal böyle olunca cumartesi akşamı katılım bir anda 100+ oldu tabi :)

Biz geç de olsa uçak biletlerimizi cumartesi günü hava alanının yolunu tuttuk. Uçağa binene kadar hiç bir sorun yoktu fakat sonrası....ARKADAŞ!!!! biz havayolu ile seyahat edelim dedik, fakat piste sıramız gelip çıkana kadar o kadar çok yol gittik ki bir ara seyahati kara yoluyla ama uçak içinde tamamlayacağız sandım...git git bitmedi git git bitmedi offf gitmelere doyamadı pilot.

Neyse efendim uçağımız kalktı hah dedik yolculuk süper geçecek, koltuğa entegre ekranlar kumandalar vs sanırsın yurt dışına uçuyoruz. Zaten sanmakla kalacağımızı hosta kulaklık sorduğumda öğrendim. "Yurt içi uçuşlarımızda kulaklık veremiyoruz efendim" demez mi... Ben de sabah evden çıkmadan kulaklıklar önümde, dedim almayayım nasılsa uçakta dağıtılır ben de öyle müzik dinlerim...demek ki neymiş ? Hayatta bazı fırsatlar karşına çıktığında değerlendirmek lazımmış, yoksa uçakta ses olmadan film izlemeyi deneyecek kadar acınacak hale gelirmişsin ;)

Hoştu beşti bir şekilde yolculuk bitti, Adana'ya indik. Kaç zamandır sıcağa hasret kalmış bir adam olarak hava alanından çıktık, arabayla yola çıktık camdan içeri hava sıcak sıcak esiyor. Oh be dedim sonunda ya, kemiklerim ısındı arkadaş :)) Bu arada bilmeyenler için kısa bir bilgi; küçükken çok kahve içme kararırsın demedikleri için kahveden dolayı içimde bir zenci var ve o zencinin optimum yaşam koşulları için gereken hava sıcaklığı 30-35 derece en az. Sıcağı bulunca özüme döndüm mest oldum kısacası :)

Ben yola çıkarken kebaptan ziyade hep Adana'da yediğim için iki şey aşererek gitmiştim, ikisini de yiyemeden döndüm :) Bİri kaymaklı cevizli yassı kadayıf diğeri ise dikenli incirdi...konuyu burada kapatalım bak yine içim kötü oldu bühü bühü bühü :'((

Akşam oldu giyindik süslendik yemeğe gittik. Organizasyon ile ilgili konuşmalar yapıldıktan sonra ne yiyeceğimizi sordular. Seçenekler çöp şiş ya da tavuk ızgara iken herkese adana kebabı gelmesi ise ayrıca güzeldi. Allahtan güzel hazırlanmış, zırhtan iyice geçirilmişti o et ki seçenek dışında kalmasını unuttuk. Ben uzun namluluyu (Canon 600D + 18-135mm lens) götürünce gecenin fotoğrafçısı oldum bir anda. 4 saat boyunca iyi kötü kıpırdanan topluluk bundan sonra yarım saat boyunca kelimenin tam anlamıyla koptu. Bütün grup fotoğraflarını da bu arada çektim zaten ;)

Sonra gençler tayfası olarak dediler ki (ben deplasmanda sayıldığım için planlamaya dahil olamadım) başka bir kuzenimizin cafesine gidelim. Geceden ayrılıp mekanlara akaroğlu olduk. Orada da iyi güzel hoş eğlendik ama eve dönüş 03.30'u buldu...haliyle sabah 06.30 kalkanlar (ben, keyfim ve kahyası) için hafif yorucu oldu bu durum ama olsun, gecenin kendisi başlı başına şahaneydi zaten.

Ertesi gün sabah 8.00'de kalkmayaydım iyiydi ama olsun buna da şükür :) Pazar günü öğlen dönecek olmaktan dolayı erken hazırlanıp hava alanına erken gitmiş olmak sıkıcıydı ama işte kardeşin değeri böyle zamanlarda ortaya çıkıyor. Arkadaş..şu dünya üzerinde başka kimseyle bu kadar saçmalayabileceğimi sanmıyorum...bir ara krize girip uçağın içinde hısss hısss hısss kıs kıs kıs diye gülecek kadar sapıttık ama canımız sağolsun kardeş candır! Sevin, kollayın, değerini bilin!

Yazımızı da seneye tekrar yapılacak organizasyona ithafen, son günlerdeki favorim ile sizleri uğurluyorum, şeker kalın ;)


19 Mayıs 2013 Pazar

Sabah misafiri


Bazen, sabah uyandığınızda; 
bir akşam önce sizde küçük bir misafirin konakladığını görebilirsiniz ;) 

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Anneeee ben okutman oldum!

Merhaba sevgili gönül dostları. Nasılsınız efendim, afiyettesinizdir inşallah? Kaç zamandır ne hususunda bir kaç kelam edeyim der, düşünürken; pazartesi günü yazmak için konuma kavuşmuş olmanın haklı sevincini yaşamaktayım adeta.



Tamamdır bu noktaya kadar sıkılmadan okuduysanız hemen konuya giriyorum, sizleri kaçırmanın alemi yok :)) Daha önce gidip konuştuğum, fakat hali hazırda devam eden müşavirlik işi nedeniyle yarı zamanlı olarak beni alamayacaklarını söyleyen bir özel üniversite, pazartesi günü beni tekrar görüşmeye çağırdı. Bir hocayla ilgili sıkıntı olduğunu ve yollarını ayıracaklarını, bundan dolayı dönem sonuna kadar (yaklaşık 3-4 hafta) teknik donatı (tesisat dersi, ama diğer türlü söyleyince kulağa çok hoş geliyor farkettiğiniz üzere) ve maket dersi vermem konusunda anlaş(mış)tık ki...bölüm başkanı da bu konuşmaya dahil olana kadar

"Projede çok fazla öğrenci var, tek hoca zor oluyor. Sen proje dersine de gir" demesiyle birden bire akademik kariyerime haftada 15 saat gibi bir yoğunlukta hızlı bir giriş yapmış oldum. Hatta o kadar hızlı oldu ki; dün ilk proje dersime girdim, bugün ilk resmi tatilimi yaşıyorum, cuma günü de ödev teslimi alacağım


Acaba diyorum; ilk okutmanlık tecrübeme haftada 15 (yazıyla onbeş!) saat ders ile başladım. Ben şu 5 sene çok çalışıp ders limitimi doldursam, profesörlük için yaş haddimi beklemeye başlasam acaba işe yarar mı? :)))

28 Nisan 2013 Pazar

Doğru zamanda doğru yerde olmak


Bugün arkadaşlarla beraber pazar sabahı kahvaltısı yapalım diye sözleşip Suadiye'ye gittik. Bisiklet turu nedeniyle yolların kapalı olması ulaşım konusunda sıkıntı çıkarmış olsa da, kahvaltıdan sonra tam olarak son tura denk gelmemiz ve bitiş çizgisine yakın bir noktada yer bulabilmiş olmak şu kareyi çekebilmeme olanak sağladı. Bazen uzata uzata içtiğiniz bir kahve size başka bir yerde "o anda" olma imkanı sağlıyor, bugün bunu tekrar test etmiş oldum :)

22 Nisan 2013 Pazartesi

İnsanın içinde İzmir kabarınca böyle oluyor demek ki

Şu şarkıyı ne zaman dinlesem içim burulur; garip, tarif edemediğim bir boşluk hissederim içimde. Gözlerimi kapatsam da açtığımda Alsancak'ta, kordon'da gün batımına karşı çimenlere oturup rüzgarın esişini hissetsem diye geçiririm içimden...Şimdi bu şarkıların sayısı ikiye çıktı çok lazımmış gibi..buyrun efendim bu da ikincisi..

son bir defa boynuna sarılıp
gitsem huzuru koklasam ege'de
aşk nereden nereye

18 Nisan 2013 Perşembe

Liebster Blog Award


Şimdi, çamurun önde gideni Sam hem ödül yollamış hem de bununla ilgili bir koşul koymuş. Buna göre; bu resmi paylaşıyoruz, kendimiz hakkında 11 bilgi verip, bizi mimleyen kişinin sorduğu 11 soruyu cevaplıyor ve 11 soru da biz soruyormuşuz..açıklarken yoruldum dur bakalım yazarken neler olacak :))

Kendi hakkımdaki bilgilerle başlayalım bakalım;

1- Gözlerimin hala yeşil mi yoksa mavi mi olduğunu bilmiyorum. Yeşil giydiğimde yeşil, mavi giydiğimde mavi oluyorlar.

2- Alerjik rinit yüzünden bir ara spordan tamamen soğumuştum, şimdi havaların düzelmesi ile beraber tekrar form tutma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. 

3- Tavlada zar konusunda çok iyiyim, benimle tavla oynamak istemezsiniz...o kadar iyiyim :)

4- Bütün hayatı futbol olan bir adamdım. İki-üç senedir şu şike skandalı nedeniyle futbolun canına ot tıkadılar, o gün bu gündür futbol izlemez oldum.

5- Okumaktan yana şikayet eder oldum ama şaka maka doktoraya hazırlanır hale geldim, bakalım ne zaman tam olarak bıkacağım :)

6- Tam olarak oğlak özellikleri taşıyorum ve bundan son derece memnunum her ne kadar astroloji ile ilgilenmiyor da olsam ;)

7- Her gün en az 3 fincan kahve içerim, çay sayısı belli değil

8- Freelance ve part time çalışıyorum. İş saatlerini ayarlamak konusunda esneklik sağlasa da arada mesaisi olan ve düzenli maaşı olan bir işe imrenmiyor değilim..bakalım Allah sonumu hayır etsin

9- Güzel olan herşeye karşı zaafım var. Kadın da olsa döner bakarım. Hatta sevgilime de derim bak ne güzel kadın diye.

10- Çok uzun süre futbol oynadım, ama bu süre içinde nedense hiç bir turnuvadan kupa kazanamadım. Bir çeşit lanet sanırım

11- İnsanın kendi hakkında 11 bilgi yazması sıkıcı olabiliyormuş az önce bunu farkettim :)

Ve şimdi de Sam'den gelen soruları yanıtlayalım bakalım,

1- Favori dizi/film/kitap karakterlerin kimler? Her kategori için bir tane. Sürüyle insan ismi yazmayın. Sorunun mantığı favoriyi seçmek. Nedenleriyle de yazarsanız güzel olur.

Favori dizi karakterim tabi ki Greg House. Olaylara bakış açımızın birbirine çok benzemsi empati kurmamda yardımcı oldu diyelim :D

Favori film karakterim what dreams may come'da robin williams'ın oynadığı karakter. Öldükten sonra bir şekilde karısıyla buluşmak için yaptıkları çok etkilemişti beni.

Favori kitap karakterim ise Tolkien'in Silmarillion'dan Feanor. Yeteneklerinin farkında ve küstah bir karakter ama hırsı çok etkilemişti beni. 

2- Biriyle tanışmak için ilk söyleyeceğin cümle ne olurdu?

Merhaba, ben Mr.E

3- Çocukluğunda hiç evden kaçtın mı?

Evden kaçmak pek sayılmaz ama çocukken (yanlış hatırlamıyorsam 4 yaşındaydım) bize bakan bakıcı kaçtığında ne oluyor yahu diyip kapıya, kapı kapanmasın diye babamın terliğini sıkıştırıp üst kata babaanneme çıkmıştım..bu sayılır mı?

4- Hiç celebrity crush'ın oldu mu, odanın duvarlarına posterlerini astığın, dergilerden resimlerini kesip dolaplarına yapıştırdığın bir ünlü oldu mu?

Ehööm...biz erkeklerde bu işler genelde bu şekilde yürümüyor ne yazık ki...öhhömm ömhhöömm...crush yaşadığım ünlüler de çok posterleri asılabilir insanlar değillerdi deyip hemen kaçıyorum bu sorudan aslkdasldashdasdlash

5- İzlemediğin/dinlemediğin/okumadığın için utanç duyduğun filmler/ diziler/ sanatçılar/ gruplar/ kitaplar hangileri?

Dünya klasiklerini okumadığım için bir eksiklik hissederim ama onun dışında başka bir sıkıntım yok

6- Eğer gece yolda yürürken takip edildiğini hissedersen ne yaparsın?

Benim büyük şehir paranoyası dediğim bir durumdur bu. Bunun için cebimde genelde bozuk para taşırım ki her hangi bir saldırıda karşı tarafın suratına atıp, dikkati dağılmışken oradan uzaklaşabileyim.

7- En sevdiğin grubun konserindeyken solist seni sahneye davet edip istediğin şarkıyı söyleyebilirsin dese hangi şarkıyı söylerdin?

Manowar konseri olur bu, hmmmm herhalde master of the wind'i söylerdim..evet evet kesinlikle onu söylerdim

8- Hiç arkadaşların tarafından yargılanıp dışlandın mı?

Bir kere eski kız arkadaşımın arkadaşları tarafından böyle bir şey yaşamıştım evet

9- Yıl 1855. Nerede, ne yapıyor olmayı isterdin?

Muhtemelen evimde bir şeyler yazıyor olurdum. Bu büyük ihtimalle mimarlık üzerine bir çalışma olurdu.

10- Hayatının geri kalanını Mars'ta yaşamak ister miydin?

Ne gerek var? Ben üniversite bitince İzmir'den istanbul'a 3 haftada gelememiş adamım. Buradan Mars'a...haahahahahahahah geçiniz 

11- Yerinde olmak istediğin bir ünlü var mı?

Yerinde olmak istediğim adam olacağım zaten onun için uğraşıyorum ;)

Ve benim sorularımla bu post'u toparlayalım artık;

1- Hisler mi mantık mı? Değerlendirme yaparken hangisinin seni yanıltmayacağına inanırsın?
2- Uzun zamandır en aklında kalan şarkı sözü, cümle ya da film repliği nedir?
3- Hala televizyon izler misin? Yok hayır bıraktıysan ne kadar süredir televizyon izlemiyorsun?
4- Eline hiç beklenmedik bir anda tahmin edebileceğinin çok üzerinde toplu bir para geçti, ilk yapacağın hayır işi ne olur?
5- Akademik kariyer mi, piyasada çalışmak mı?
6- Ortaokul ve lisede en sevdiğin ders neydi? Neden?
7- En sevdiğin sanat dalı nedir? İmkanın olsa hangisiyle ilgilenmek isterdin?
8- Şiir mi, düz yazı mı?
9- Çıkmadık candan umut kesilmez mi? yoksa kervan yolda mı düzülür?
10- Bir ay olsan hangisi olurdun, neden?
11- Bu mimi yaparken ya da okurken sıkıldın mı? :)

Ve mimlenenler; Semi, Muzurella, Saçaklı, Paris in Me ve Emir 

8 Nisan 2013 Pazartesi

YDS fatihi geldi hanııııım!

Dün, bir müddet ara verdikten sonra (yaklaşık 4 yıl) tekrar ulusal bir sınava girdim....de nasıl girdim :) Öncelikle şunu farkettim ki ben o eski heyecanımı kaybetmişim. Eski heyecan derken sanmayın ki acaip heyecanlanan bir adamım. Üniversite sınavına girdim (Benim zamanımda tek ÖYS kalkmış, sadece ÖSS kalmıştı), çıktım. Hemen üzerine anneannem aradı sınavın nasıl geçti diye sormak için. Hala verdiğim cevabı çok net hatırlıyorum; 

"Valla bana göre hepsi doğru ama bakalım ÖSYM ne karar verecek, ne kadarında anlaşabileceğiz"

Bu lafın üzerine, umursamazlıkla, rahatlıkla ve dalgacılıkla suçlandım ki kaşındığım için bu konularla ilgili fazla itiraz etmiyorum. Neyse efendim konuyu çok dağıtmayalım. YDS olunca sınav, girenlerin yaş ortalaması üniversite sınavına girenlere göre nispeten daha yüksek. Bir de güvenlikte üst baş araması olacağı için 9.30'daki sınava girmek için en geç 8.30'da okulda hazır olun diye bir şey yazıyor sınava giriş belgesi üzerinde. Şimdi asıl eğlenceli nokta başlıyor zaten..

Pazar sabahı o saatte, belirli bir yaşa gelmiş insanları okul bahçesine toplarsanız ortaya komik görüntüler çıkıyor. Hiç abartmıyorum yazlık sitelerde top oynamaya evden kabaca giyinip çıkan dayılar gibi bir grup vardı ben de dahil olmak üzere. Bunun dışında üzerinde metal aksam olmayan bir kıyafet tercih edin yazmasına rağmen lady gaga gibi gelen bir kız vardı ki evlerden ırak. Bu diken modasını kim çıkarttıysa Allah tepesinden baksın!!!

Sınavın benim açımdan asıl korkutucu olan kısmı ise ilkokulda girecek olmaktı. Neyse ki bozuk para kabul edilmediği için bozuk paraları bağış kutusuna atmam etkisini hemen gösterdi; 19 sıralı sınıfta bir tek benim sıranın altında bulunan tahta yoktu. Bu nedenle şpagat açmaya gerek kalmadan rahat rahat oturdum.

Sınavda şöyle bir enteresan durum var. Sınav 150 dakika, ilk 110 dakika ve son 15 dakika sınavdan çıkamıyorsun. Arada bir 25 dakikan var, o ara çıktın çıktın. Ben, Dokuz Eylül'ün hazırlık sınavından çişim geldiği için 1 saat önce çıkıp kompozisyon yazmamış adamım. Bana yapılır mı bu zulüm!? Neyse ki öngörülü davranıp evden çıkmadan kahve içmemiştim. Eve dönünce ilk işim kendimi kahveye bulamak oldu..ohh mis

Sınavın nasıl geçtiğine gelirsek, bence şahane. En az 65 almam gerekiyor doktora başvurusu için. Onu da alırım diye düşünmekteyim. Sadece ara ara neredeyse 30 yaşına gelmiş bir adam olarak, sınava hangi okula gireceğimi google maps üzerinden aramak içime otursa da ne yapalım, düzene ayak uydurmak gerekiyor bazen.

Not: Sınava giren adamların yaş ortalamaları yükselince cinslikler de değişik oluyor tabi; hemen sınavın başında duvardaki saati değiştiren gözlüklü abiye de buradan selam ederim :)))

31 Mart 2013 Pazar

Tam o sırada 34


Artık Harlem Shake yapan birini görünce yapmak istediğim

27 Mart 2013 Çarşamba

Playlist 40

Bu playlist'te bizim bu coğrafyadan çıktığı hemen anlaşılan parçalardan bir derleme yapmaya çalıştım. Bakalım siz ne düşüneceksiniz :)


kıh kıh kıh :)

25 Mart 2013 Pazartesi

Güncelleme

Çok yakında formatla ilgili ufak tefek değişiklikler yapabilirim. Altyapı üzerinde çalışıyorum. İş çok büyük vaktimi alınca gelip buralara yazıp çizemez oldum, belki bu format değişikliği blogu tekrar canlandırmama da yarar :)

Sessizlik

Kaç zamandır bu oyun hakkında bir şeyler yazmak istiyordum. Fran, haftasonu "Toros Canavarı" ile ilgili bir yazı yazınca aklıma tekrar geldi. Hazır bu aralar bloga da çok sık uğrayamıyorum, böyle bir yazıyla kaldığım yerden devam etmek lazım.

Moira Buffini'nin yazdığı bir oyun "Sessizlik". Serdar Biliş'in çevirdiği oyunu Mehmet Birkiye yönetiyor. Bu noktada özellikle vurgulamak isterim ki; kendisinin oyuna katkısı muazzam.

Oyun, tarihin tarihsiz bir döneminde geçiyor. Bunu biraz açacak olursam; mekanları ve kostümleri değiştirirseniz, tarihin herhangi bir dönemine aktarabilirsiniz bu oyunu. "Kadın"ın varolma mücadelesi ve ayakta kalma çabasını insanın gözüne sokmadan, ama bir yandan da düşündürerek, mizahi bir yolla anlatıyor bu oyun. Bu arada unutmadan belirteyim, oyunu izleyecekler için +16 yaş sınırı var.


Oyunculara gelirsek; Silence rolünde Funda Eryiğit, Ymma rolünde Oya Okar, Eadric rolünde Savaş Özdemir, Rahip Roger rolünde Süleyman Atanısev, Kral Ethelred rolünde Münir Can Cindoruk ve Agnes rolünde de Nimet İyigün'ü izliyoruz oyunda.

Tam buraya bir virgül koyup size "koro"dan bahsetmem lazım. Oyunun en eğlenceli bölümünü kendileri oluşturuyorlar. Vıyıl vıyıl bir sağa bir sola...alttan üstten sağdan soldan her yerden karşınıza çıkıyorlar. Yiğit Çelik, Tuğrul Karanfil, Suzan Sabancı, Gökçe Aktaş, Murat Usta, Can Bora, Ferhat Akgün ve Sencer Ömer Utkan'dan oluşan "koro"yu burada huzurlarınızda tekrar alkışlamak istiyorum.


Üsküdar Tekel Sahnesinde oynanan oyun ile ilgili daha geniş bilgili ise İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun sitesinden elde edebilirsiniz. Oyun oynanıyorken mutlaka gidip izlemenizi tavsiye ederim, pişman olmayacaksınız.

11 Mart 2013 Pazartesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Uzun zamandır fotoğraflı post paylaşmıyordum, bu iyi oldu sanırım. Özellikle bir şey yazmayacağım fotoğrafların altına, böylece gidip kendi gözlerinizle tekrar tekrar incelersiniz diye umuyorum :)



























Bir tek buna bir ekleme yapayım; Tarih kitaplarında okuduğumuz KADEŞ antlaşması bu :)