28 Ağustos 2012 Salı

Mr.E mutfakta #11

Bu sefer sizlerle Gnocchi (Nyokki) yapacağız gençler :)

6 adet orta boy patatesi 250 derecelik fırında 1 saat kadar pişiriyoruz 
(kumpir için patates fırınlar gibi)


Patatesler henüz soğumadan bir kaşık yardımıyla patatesleri diğer malzemeler ile karıştırmak için bir kaseye alıyoruz

Ve bir ezici yardımıyla iyice eziyoruz

Daha sonra bir adet çırpılmış yumurta, tuz ve karabiberi (isteğinize göre bu kısmı ayarlayın ama ben bir tatlı kaşığından az, bir yemek kaşığından çok olmasın derim) ekleyerek hepsini TAHTA bir kaşık ile karıştırıyoruz

Eklediğimiz malzemeler iyice karıştıktan sonra yavaş yavaş un ekleyip karışımı hamur halini alana kadar karıştırıyoruz (Un 250-300gr kadar olacak) Bu esnada olabildiği kaşıkla karıştırmakta fayda var, kaşıkla artık devam edilemeyecek olunca unlanmış bir yüzeye alıp elle yoğurun. Çok fazla yoğrulursa hamurun yapışkan olma riski var dikkat

İşiniz bitince hamur böyle görünecek aşağı yukarı

Daha sonra kesebileceğimiz bir yüzeye ufak parçalar halinde kestiğimiz hamuru alarak, unladığımız yüzeyde parmak inceliğine gelene kadar yuvarlıyoruz. Çok kalın olmamasında fayda var, hatta mümkünse çapı serçe parmağınız kadar olsa yeterlidir.

Sonra bu ruloyu, boyu hemen hemen genişliği kadar olacak şekilde kesiyoruz.

Bu işlem için İtalyanlar bir tahta kullanıyorlar ama biz çatal kullanarak, hamuru tırtıklı  bir hal alana kadar yuvarlıyoruz

Ben aynı gün hemen yaptıktan sonra haşlamadım, bir gece buzlukta dinlendirdim ama hemen haşlarsanız daha güzel olacaktır. Çatalla işiniz bittiğinde yüzeyi yukardaki -az sayıda- örnekte olduğu gibi olmalı. Buradaki amaç yüzey miktarını arttırıp daha çok yüzeyin sosla temas etmesini sağlamak
 
Daha sonra bunları haşlamak için tuzlu su kaynatıyoruz. Oran 1 litre suya bir yemek kaşığı tuz olacak şekilde ayarlanabilir. Buradaki olay kaynayacak suyun tuzlu olmasında.

Suya ilk attığınızda dibe batacaklardır. Ne zaman yüzeye çıkmaya başlarlar o zaman olmuş demektir yemeğimiz. Bir kevgirle süzerek tabağa alınabilirler. Bu arada başından çok uzaklaşmayın 1-2 dakika içinde yüzeye çıkmaya başlayacaklardır.

Bütün makarna ve türevi hamur işlerinde olduğu gibi buna da istediğiniz sosu hazırlayabilirsiniz
Ben örnek olsun diye kendi yaptığım sosun tarifini vereceğim. Yarım paket büş (rulo şeklinde satılan keçi peyniri) -eğer keçi peyniri sevmem diyorsanız beyaz peynirle de olur-, bir paket krema, bir yemek kaşığı hardal, bir tutam fesleğen , bir tutam nane ve bir miktar toz sarımsak.

Peynir eriyip diğer malzemelerle karışınca sos hemen hemen buna benzeyecektir

Süzerek tabağa aldığımız nyokkiler

ve üstlerine sos döküldükten sonra

Afiyet olsun ^_^

14 Ağustos 2012 Salı

Mr.E'nin yusufla imtihanı

Dün itibariyle ilk "yusuf" havaya düştü. İkincisi de iki gün içinde suya düşer herhalde. Bu aralar tez danışmanımdan da aldığım gazla çok pis çalışır oldum. Okumalara yazmalara doyamıyorum desem yeridir. O kadar ki kafayı boşaltmak için bile yine kitap okur durumdayım ("ömrün okumakla geçti lan" şeklinde dalga geçen arkadaşlarım var benim. sanırım haklılar). Haliyle bu kadar odaklanma belirli bir miktar gaz ile sağlanıyor. Bu belirli dönemlerde belirli dalgalanmalara yol açıyor olsa da.. Kah Cüneyt abi(A.) tadında, kah Cüneyt(G.) abi ve Ayten(G.) abla tadında geçiyor sabahlarım bu hafta başından beri.

Okula vardığımda genelde kütüphanede kimse olmuyor (oh mis!!). Sabah gazıyla bir girişiyorum yazıya (çata! çuta!) 12.30'da kütüphane kapanana kadar en azından bir yazı gönderebiliyorum danışmanıma. Yazıyı gönderdikten sonra yemekhaneye doğru hareketlenirken klipte Maykıl abinin 1.27'den yaptığı hareketler eşliğinde çıkıyorum kütüphaneden.....

(Beat it,beat it,beat it...huuuuuuuuuuuuuuuuhhhuuuuuuuuuuuuuuuuuuuh!!!)

Kütüphanenin kapalı kaldığı 1 saat süresince kafa boşaltmak gerekiyor. Taşkışla'nın havuzlu orta bahçesinde adeta huşu içerisinde kütüphanenin açılmasını beklemek iyi bile geliyor en azından su sesinin terapi olarak neden kullanıldığını anlıyor insan (şimdi farkettim, neden her seferinde neden kütüphaneden önce tuvalete uğradığımı..). Beklerken diyorum ki içimden "ulan istedikten sonra neden bitiremeyesin!! Zor evet ama imkansız değil! Yapanlar nasıl yapıyor!! Biraz daha sakin kafayla planlarsan 2 ay sonra en kötü ihtimalle Yüksek Mimarsın aslanım!! (be free with your tempo be free be free)"

Sonra filmin ikinci yarısı başlıyor. Eksik kalan ya da toparlamam gereken başka bir bölüm varsa ona başlamış oluyorum derin bir nefes eşliğinde. (burundan al, ağızdan ver, burundan al, ağızdan ver...) 3 gibi bir çay-kahve molası verene kadar artık ne kadar çıkarsa. Sonra yüreğimin götürdüğü yere gidip kafein yüklememi yaptıktan sonra danışmanıma uğrayıp birbirimize gönderdiğimiz metinler arasında konuşarak anlaşılacak kısımları hallediyorum genelde. Kütüphaneye döndüğümde de genelde danışmanın yollamış olduğum metinlerden birinin düzeltmelerini yapıp yollamış oluyor. Kütüphane kapanana kadar da onunla uğraşıp bitirebilirsem aynı gün, bitiremezsem ertesi gün öğlene kadar düzeltip metni geri yollamış oluyorum. Dolayısıyla bu aralar çok verimliyiz danışmanımla karşılıklı olarak (buraya "tütütütütütütüt maşallah" gelecek).

Sonra bu kadar iş mesai gibi kütüphanenin 5'te kapanmasıyla taksim meydanında buluyorum kendimi fonda şu müzikle istiklal caddesinde yürümek klip havası veriyor dolmuşlara kadar olan güzergahta çoğu zaman. Akşam eve dönünce de eve gelip ne kadar gaz konuşma içeren film sahnesi varsa izleyip iyice gaza geliyorum bu aralar..hı hı evvet aynen böyle :)

Ha bu esnada ben mi ne durumdayım? Onu da kısaca özetlemek gerekirse;


Ok kib öptm bye

13 Ağustos 2012 Pazartesi

More and more and more and moreeeee loveeeee

You've had your flings
I've had mine
You've grown your wings
I've flown mine

The only way out is to
Give you more love 
More of my love

Not a girl of my dreams
but two hearts and two minds
The strain that brings
is ours until the end of time

The only way out is to
Give you more love 
More of my love

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Playlist 32

Bir değişiklik olsun, youtube'da en fazla izlenen 10 müzik videosunun playlistini yapayım bu sefer de. Elbette atlamış olabileceğim olabilir ama bir kaç farklı arama sonucunda karşınızda liste!

Blog çok boşlamaya gelmez

En son yayınladığım postu 23 Temmuz'da yayınlamışım....çok zaman geçmiş be blog..çok ihmal etmişim seni. Nasılsınız ey okuyucular? Sizler de bu sürede uslu durmuş, yaramazlık yapmamışsınızdır inşallah. Beni soracak olursanız, bir çeşit totem olarak sakallarımı kesmeme kararı aldım. Hafif hafif survivor yarışmacısı gibi görünmeye başlasam da aslında önceliklerimi düzenlediğimde işlemcimin yarısını teze ayırmamdan ötürü bunlarla uğraşmama kararı aldım ne yalan söyleyeyim. Sona eklediğim tampon zaman dilimi ile şu işten kurtulmama 25 gün kaldı sevgili blog! Bu süre bittikten sonra tekrar eskisi gibi coşup gürleyeceğim günler gelecek...hey gidi hey..zamanında günde 3 post yayınlayan ben 14 gün olmuş anca başka post yayınlıyorum...çogayıb etmişim haber veren yok. Şimdi bu yazıyı da ayırmadan sanki tek bir paragrafmış gibi yazıyorum ki aslında sıkıcı olduğunun farkında olarak yapıyorum bunu ama idare et blog. Sadece bir şeyler yazmam gerektiğini hissettiğim için yazıyorum bunu da yoksa iyice unutulacakmışım gibi geldi. Sona yaklaşırken olimpiyatların sonuna doğru Oscar Pistorius ile Kirani James arasında yaşananların bütün olimpiyat müsabakalarından daha değerli bir an olduğunu ve olimpiyat ruhunu en güzel an olarak seçtiğimi belirtmek isterim. Sevgili okuyucu!!! Hayatta her şey canını sıkabilir ama sakın pes etme! Azim ve çalışmanın gücünü göstermek için artık yeni bir idolüm var..Teşekkür ederim Oscar Pistorius. Annesinin de kendisine yazdığı bir mektupta söylediği gibi; "Gerçek kaybeden, asla bitiş çizgisini son geçen insan değildir. Asıl kaybeden kenarda oturup, mücadele etmeyi bile denemeyen insandır."

‘You are not disabled by the disabilities you have, you are able by the abilities you have.’ – Oscar Pistorius
(Sen sahip olduğun engeller kadar engelli değil, sahip olduğun yetenekler kadar yeteneklisin.)

Benim bitiş çizgim de 10 Eylül sevgili blog. O zamana kadar koşmaya devam :) Sen de uslu dur ben yokken çok afacanlık yapma yokluğumda arada gelip kontrol edeceğim bak!! ;)