23 Temmuz 2012 Pazartesi

Land of Anaka

Bu şarkı olsun

Gözünüzü kapatıp dinlemek istemezseniz de buradan kendinizi Uganda'ya bırakın.
Hem böylece yeni de bir site önermiş olayım ;)

Mr.E mutfakta #10


Öncelikle size yeni çalışma arkadaşlarımı tanıtayım; minik popolar 


Bugün yaz tariflerine başlıyorum. Her ne kadar yazın yarıdan fazlası geçmiş olsa da..
Hasselback patatesi ve keçi peynirli patlıcan yapıyoruz bugün. Hem hafif hem de ara sıcak gibi değerlendirilebilecek iki tarifimiz olsun. İyice yıkadığımız patatesleri düz kenarı aşağıya gelecek şekilde kesme tahtasına yatırıyoruz. Adet tamamen size bağlı.


Daha sonra uç tarafından diğer uca doğru, 3-4 mm kalınlığında patatesi dilimliyoruz ama patatesi dibine kadar kesmiyoruz. Alttan yarım santim kalsa yeterlidir.



Patatesi dilimlemeyi bitirdikten sonra, ince ince sarımsak kesmeye başlıyoruz. Bir patates için bir diş  yeterli olacaktır.


Dilimlediğimiz sarımsakları patates dilimlerinin aralarına yerleştiriyoruz


Bütün patateslere aynı işlemi yaptıktan sonra üzerlerine; tuz, kekik ve değirmende taze çekilmiş karabiber serpiyoruz.


Son olarak üzerlerine birer ufak parça tereyağ koyup fırına veriyoruz patatesleri. Bu aşamada isterseniz fırınlamadan önce isterseniz fırınladıktan sonra üzerine bir miktar rende parmesan da koyabilirsiniz ama bu pişerken fırının ısısına bağlı olarak üzerinin yanmasına neden olabiliyor. Fırını 200-225 derece arası bir sıcaklıkta önceden ısıtın. Daha sonra patatesleri yerleştireceğiz. Bu aşamada dikkat edilmesi gereken en önemli unsur patateslerin pişme süresi. Fırının tipine ya da patatesin cinsine bağlı olarak herkeste aynı sürede pişmeyebilir patatesler. Bunun için en iyisi piştiğini düşündüğünüz zaman bir tanesini fırından alarak kesip bakmanız. Eğer patates tamamen pişmiş ise diğerlerini de fırından alabilirsiniz demektir. Aç kalmayalım, patatesler pişmemiş olmasın derseniz önceden çok az bir miktar suda haşlayıp daha sonra fırınlamak da çözüm olarak sunuluyor. Yine de haşlamadan yaklaşık bir zaman vermek gerekirse 35-40 dakika fırınlamakta fayda var.


Patatesler fırında pişerken patlıcanlarınız ufak ise ortadan ikiye bölerek, büyükse yuvarlak şekilde keserek tuz,karabiber ve zeytinyağ ile karıştırıyoruz. Daha sonra kızdırdığımız zeytinyağında kısa bir süre kızartıyoruz


Ateş çok kızgın olmazsa patlıcanlar fazlaca yağ çekeceklerdir. O sebeple yüksek sıcaklıkta kısa süre kızartırsanız patlıcanın yüzü fotoğraftaki gibi bir renk aldığında işlemimiz tamamdır.


Patlıcanlarımızı borcama ya da yağlı kağıt serdiğimiz tepsimize dizdikten sonra bir kaseye bir miktar (bu tamamen damak tadınıza bağlı) keçi peyniri koyup çatalla eziyoruz. (Ben keçi peyniri tavsiye ediyorum ama isteyen bunu beyaz peynirle de yapabilir.)


Bir miktar ezdikten sonra az bir miktar zeytinyağ ekleyip ezmeye devam ediyoruz.


Son olarak yine miktarı damak tadınıza bağlı olarak taze dereotu ve nane (yoksa kuru nane de olabilir) ekleyip peynirle iyice karıştırıyoruz.


Bu harcı patlıcanlarımızın üzerini kapatacak şekilde yayıp patlıcanlarımızı da peynirin rengi değişmeye başlayana kadar fırınlıyoruz.


 Ve sonuç!

Patlıcanımızı fırından çıkarttıktan sonra taze bir dilim domates, varsa bir miktar dövülmüş ceviz ve balsamik sirke ile tatlandırıyoruz. Patatesimizi ise fırınlamadan önce parmesan koymadıysanız bir miktar rende parmesan ve üzerine dileğe göre bir dilim pastırma ve ya ince bir parça füme somon koyup servise hazır hale getirebilirsiniz.

Afiyet olsun


19 Temmuz 2012 Perşembe

Mangal partisi

Kaç zamandır denk getirip de, Fatih'in bize olan mangal borcunu ödetemiyorduk. Sürekli bir iş sürekli bir erteleme. En sonunda dün amacımıza ulaştık. Ev sahibimiz Emir'in imkanlarını sonuna kadar sömürüp sonunda bir buluşma işini de aradan çıkartmış olduk. (Hazır buluşma demişken, "ben gelirim"ler dışında bir tek hamur gibi çocuk'tan programla ilgili öneri gelmişti. Önerilerinizi buradan da belirtirseniz günü en azından belirleyelim derim ben sevgili bloggerlar) (Bkz. biz zaten buluşmaya bahane arıyoruz)

 Ev sahibimiz

 Önce ateş iyi olacak...


 
 Sponsorumuz :P

Mangal görmüş masum açlar :) 


 Kıvama geldi ateşimiz de

 Mola verdiğimde sorumluluğu üstlenen Emir

 Blog hayatının önde gelen selebritilerinden Arslan bey de bizimleydi

Artık o sırada ne denk geldiyse 


En güzel pişenler de en son çıkanlar oldu valla

Emirle aynı yazıyı ortaklaşa yazalım dedik. Mangalla ilgili fotoğrafların geri kalanını ve bu buluşmanın burada belirtilmeyen detayları da (yazdığı zaman) Emir'in blogunda olacak :)

Iron like a lion in Zion

ErAang - Son Tez Bükücü


11 Temmuz 2012 Çarşamba

Bu bir nabız yoklama postudur

Gençler ve her daim genç kalan bloggerlar! Yaklaşın azıcık hele, diyeceklerim var

Ben ve benim gibi bir şekilde yazını İstanbul'da geçirecek olan, İstanbul'a gelmeyi düşünen, İstanbul'da olan, İstanbul'u sahiplenen bloggerlar! Şöyle bir fikir atsam ortaya; İstanbul içinde, burada karar verilecek bir tarihte şöyle hep beraber toplanıp bir yemek yesek ya topluca. Hem vesileyle İstanbul'da kalanlar için bu yaz yapılacak, blogda yazılacak bir aktivite, hem de genele vurursak insanlar için bir değişiklik olur.

Ne dersiniz?

Great Masters sergisi

Semi'nin yazısını gördükten sonra "benim de gitmem lazım benim de gitmem lazım" şeklinde obsesif bir şekilde kendime bu cümleyi tekrarlamayı pazar günü bir kenara bırakıp, Nino ile kalkıp gittik Tophane-i Amire'deki sergiye. Pazar gününün ekstra sıcak olması bir yana sabah 11 gibi orada olmamıza rağmen sıcakta o merdivenleri çıkmak resmen işkenceydi ama biraz kendimize gelip serginin farkına varmaya başladıktan sonra değdi dedim açıkçası :) Girip biraz etrafı dolaştıktan sonra zaten sizi şu arkadaş karşılıyor


Ben özellikle Leonardo'nun eskizlerini görmek için oradaydım açıkçası, ki bu amacıma bir nebze ulaştım. Ama hepsini burada paylaşmıyorum ki gidip siz de görün!!









Benim için sergi "neredeyse bitti ya.." diye düşünürken serginin en kritik noktasında hayatımın en büyük şoklarından birini yaşadım. Aslında bu kadar sanat tarihi seven bir adam olarak şu tabloya gereken önemi göstermemiş olmamı ayıpladım. Pazar gününden beri etkisindeyim daha uzunca bir süredir de kalacağımı tahmin ediyorum. Göreceli olarak Rafaello, Leonardo'dan da Michelangelo'dan da çok daha kısa bir süre yaşamış olmasına rağmen böyle bir eser verip diğer iki usta ile anılmasınını bu tablonun açıklamasının yapıldığı bölümde anladım. Batı dünyasının bütün felsefi alt yapısını bir arada bulunduran bu şahane fresk ile ilgili Aktiffelsefe'de yayınlanmış bir yazı, Wikipedia'da tabloda bulunanların kim olduklarını açıklayan bir yazı ve Columbia Üniversitesinin yayınladığı ingilizce bir video ile sizleri başbaşa bırakıp, hayran olmanızı bekleyeyim :) Sergi 31 Temmuz'a kadar açık. İmkanınız varsa koşa koşa gidin, ayağınıza kadar gelmişken "Ustaları" kaçırmayın derim