29 Haziran 2012 Cuma

Esn erey eist ers en (Deneysel başlık)

Naber yaz kıpırganları?? Sizin içiniz de güneşin altında kalmış meyve gibi, böyle löpçük gibi mi? Etrafınızda dolanan ve "nihoahoaho" nidalarıyla adeta bir eskrim ustası gibi sizi şişleyen sivrisineğe bile bulaşmaya gücünüz yetmiyor mu? Bütün gün uyumak da istiyorsunuzdur siz şimdi...veee o zaman Yaz Hoşgeldin!

Euro 2012 dedik o kadar reklam yaptık bok gibi geçti afedersin koca turnuva. Ben bile İspanya'nın futbolundan nefret eder hale geldim. İstiyorum ki İtalya şöyle döve döve alsın kupayı (bir de Prandelli bu kupayı en fazla hakeden teknik direktör turnuvanın geneline bakarsak).

Bu aralar hiç bir şey yapasım gelmiyor ya la...Hatta jüriye girdiğimden beri adam gibi odaklanıp teze tek cümle yazabilmiş değilim. Birinin beni tokatlayıp kendime getirmesi gerekiyor. Her şeyi geçtim danışmanıma mahçup olmak çok koyuyor be hafız..o olmaya iyiydi de o fena.

Bunlar dışında ilk aldığım rulo kalemlik yırtılıp duvara sabitlendikten sonra kendime gidip bir tane daha aldım. Bir de kocaman defterim var. "Zeytingöz"' de gördüğünüz üzere eylemlerim sürecek beni takip edin (Az önce tez mez diyip mahcubum diyene bak...eşek kere eşek seni!!)

Bir de deli gibi şu şarkıyı dinliyorum kaç gündür. Özellikle açıp Mustafa Ceceli dinlemişliğim yoktur ama her gün açıp bu şarkıyı dinliyorum ki bir benzer durumu Yusuf Güney ile yaşamıştım. Ne demek gerekir bilemedim açın dinleyin :)

Son olarak Nino'yla bugün konuşurken (evet bundan sonra sevgili kişisine Nino diyeceğim, belki Joy dövmez o zaman) Çin'li astronotlara "taykonot" dendiğini söyledi. Bu aşamaya kadar herşey güzeldi de Türk astronota "Hastronot" ya da "Öztronot" gibi böyle eskiden aynı birliğe bağlı ama sonr ayrılmış gibi imalı isimler bulmasak daha şık olurdu sanki ^^

Son olarak İstanbullular!! Kardeşlerim!! Halkım!! (Yuh!);

Ntv'de yanılmıyorsam salı akşamları Levent Erden'in yeni programı "İstanbul Kafası" başladı. Kaçırmayın derim. İstanbul ile ilgili bilinmeyen ama çok enteresan konular anlatılıyor. Tamam ben dedim siz de kaçırmıyorsunuz artık oldu bitti...

25 Haziran 2012 Pazartesi

Takma bu kadar

Kuulumsu beni takıntılar konusunda mimlemişti de ben üst üste yazmış olmayayım demiştim. Hala aynı şeyi düşünüyorum o yüzden bunu  yazı gibi yazayım. Hem üzerinden çokça zaman da geçti kimseyi de mimleyemem şimdi.....evet evet en iyisi bu bence de ^^
(Kuulumsu sana diyorum Sazan sen anla ;) Öncelikle eğer bir şarkıyı duymuşsam ve adını hatırlayamıyorsam o şarkı bulunana kadar bütün işi gücü bırakırım. Evet ciddi ciddi yaparım bunu. O an için bütün dünyam o şarkı olur onu bulduktan sonra hayatıma devam ederim. Sonraaa "bayan" kelimesinin kullanımı konusunda hassasiyetim var (Takıntılıyım demiyorum, böyle daha sofistike oluyor çünkü) Bay-Bayan bizde olan bir ünvan değildir çünkü beraberinde soyadı ile kullanımı gerektirirler. Aynen Mr. ve Mrs. de olduğu gibi. Bunun için elimizde halihazırda bulunana Bey-Hanım oldukça şahanedir ki bir kademe daha kibarlaşmak istiyorsanız bunları beyefendi, hanımefendi şekline sokmak mümkündür. Başka başkaaaa....hmmm kolumda omuzumda böyle minicik baş vermiş bir kıl varsa o kıl illa yolunmalı. Top oynarken güzel bir hareket yapmışsam ya da gol atmışsam onunla ilgili günlerce konuşabilirim, evet bunu yapabilirim!! Bir de bir şeyin yapılması gerektiğine ikna olmuşsam askeri disiplinle yerine getiririm onu. (Örnek için mesela diyette şu yenmeyecek, bu yenmeyecek, o olmayacak bu olmayacak deniyorsa; şu, bu yenmez o, bu olmaz!!! net!!)
Bir de eskiden taktığım ama sonra vazgeçtiğim şeyler var ki, en önemlisi her şeyin şahane olmasını görmeye çalışmaktı. Bu herkesi mutlu etmeyi de kapsıyordu tabi. Sonra büyüyünce  ya da başka bir deyişle akıllanınca bundan vazgeçtim, baktım gerek yok ben de yapmıyorum aga dedim.


Şimdi bu yazıyı burada laaaaps diye bitiriyorum. İlla üzerine alınmak isteyen varsa mim olarak alıp yapabilir :)

24 Haziran 2012 Pazar

Mr.E mutfakta #9

Bu sefer tarif vermiyorum. Fotoğraflarla karşınızdayım ;)





 
 
 

 Bana da afiyet olsun ^_^

İstanbul Akvaryum

Cumartesi günü sevdicekle daha önce "acaba ne yapsak hacı?" konulu konuşmamız sonunda karar verdiğimiz üzere Florya'da bulunan İstanbul Akvaryum'a gittik. Aslında iyi ki de öyle yapmışız yoksa o sıcakta erirdik herhalde. Lafı fazla uzatmadan fragmana geçiyorum belki imrenip gitmeye niyetlenirsiniz ^^

 Uslu bir çocuk olursanız belki bir gün balığı da görebilirsiniz


 "Koşuuuun!! İkea'da indirim başlamış"

 "Paslandık be abi"




 "Ne baktın cınıms??"




 Yeni iş ortağım Poseidon ile imza sonrası basına poz verirken


 Florya'da olunca salonlar arası geçişlerde böyle şeylerle karşılaşmak olası

Şüveyş Kanalı maketimiz

 Kesin kafası güzel bunun, bu renkte balığın kafası güzel olmalı

Zenci dudaklı





"Uçuyorum, uçuyorum!!"

"Öbüşelim mi?"

 Bunlar bir çeşit müren, evet balık bunlar yanlış okumadınız :)


 Patrick de oradaydı...And not a single fuck was given that day...

Müren dediğin böyle olur ya

Kim demiş balıklar çiçek yetiştirmez diye


 "Koca adamsın sana yakışmaz önce o sopayı indir bir kere"




 O tank bir patlasa görürüm ben sizi....





 "Bir garip yolcuyum hayat yolunda; yolumu kaybetmiş, perişanım ben"

"Huuu huuuu!!" 


 Kaytan bıyıklı

Yağmur ormanları bölümü

Yuh!



Fotoğrafını çekerken bana atar yapan pirana

Yazıdan bağımsız not : Cuma akşamı Emir'in bahsettiği buluşmaya giderken sahil yolunda valinin arabasıyla bir şekilde önlü-arkalı kaldım. Trafik boyunca ne bir anons, ne bir siren, ne bir selektör, hiç bir şey yapmadan trafik nasıl akıyorsa vali bey de kendi makam aracı ve korumalarıyla o trafikte gitti...Böyle şeyler olağan olması gerekiyorken ben yadırgadım ama hoşuma da gitti açıkçası. Bunu da es geçmeden aktarmış olayım