28 Nisan 2012 Cumartesi

Özlü sözler #11

"Bu dünyadaki hiç bir şey ısrar etmenin yerini alamaz. Yetenek alamaz; yetenekli ama başarısız insanlardan daha sık karşılaşılan başka bir şey yoktur. Deha alamaz; ödüllendirilmemiş deha neredeyse atasözü halini almıştır. Eğitim alamaz; dünya eğitim almış kimsesizlerle doludur. Sadece ısrarcılık ve kararlılık her şey için yeterlidir"

Calvin COOLIDGE

Özgün hali: "Nothing in the world can take the place of persistence. Talent will not. Nothing is more common than unsuccessful men with talent. Genius will not. Unrewarded genius is almost a proverb. Education will not. The world is full of educated derelicts. Persistence and determination alone are omnipotent"

27 Nisan 2012 Cuma

Bahar şenliğinde güzellik yarışması olur mu?

Sabahtan beri bakıyorum da "vay efendim olur mu öyle şey, bunun yeri üniversite mi?" gibi yorumlar eksik olmuyor haber sitelerinde haberin altına yapılan okuyucu yorumlarında. Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum, bu çok başarılı bir reklam. O kadar başarılı ki "tepki çekip, ibret için paylaştırılan" kategorisinde. Bu da ilk aşaması yapılmış ikinci aşaması yapılacak üniversite sınavları öncesi yapılabilecek en güzel reklam herhalde. Düşünsenize bir hafta boyunca insanlar eleştirecek, küçümseyecek, laf edecek ama herkesin aklında kalacak üniversitenin adı....mis

Asıl tartışmak istediğim ise bu bahar şenliği etkinliğinin yapılıp yapılamayacağı. Yapılmamasını destekleyen görüşlerin başında "her şey bitti sıra buna mı geldi?" görüşü hakim. Halbuki bunun yapılması için her şeyin yapılması gerekmiyor. "Güzellik yarışmaları kadını aşağılayıcı bir şeydir" deniyor. Bu ayrı bir yazıda uzadıya konuşulabilir (tartışılır demiyorum, çünkü insanlar bu sefer cidden tartışıp, fikrini karşı tarafa empoze etmeye çalışır hale geliyor) ama bu etkinliğe katılanları kimse zorla seçip çıkacaksınız demiyor ki? Dolayısıyla hür irade ile alınan bir kararda "insanların iyiliği için onları düşünmek" kusura bakmayın saçmalıktır. 

Ayrıca şimdi bu bir özel üniversitede düzenleniyor. Hemen ikinci dalga tepki "zaten okul ne ki ne bekliyorsun" olacaktır adım gibi eminim. Bu da başından yanlış bir önkabul ne yazık ki. Eğitim harcanan para ile ölçülemez. Eğer bu şekilde bir yaklaşımla özel üniversitelere yaklaşırsanız, çok başarılı olmuş/olacak özel üniversite mezunlarını da zan altında bırakırsınız, peki gerçekten eleştirirken asıl istenen bu mu? Yoksa başka bir niyetle yola çıkıp olay gelişirken böyle bir sona mı ilerliyor?

"Bunun yeri üniversite değil" görüşü var. Evet üniversiteleri bilim yuvası olmaktan çıkartıp, rektörlere ve dekanlara "lise müdürü" görevi verirseniz neyin doğru neyin yanlış olduğuna sizin adınıza karar verenler olacaktır. Unutulmamalıdır ki üniversiteler öğrencilerindir ve üniversitelerin başarısını belirleyenler de mezunları yani eski öğrencileridir. Bahar şenliğinde ne yapılacağı o üniversitede şenlik komitesinin karar vereceği iştir ve kimseyi ilgilendirmez. Ayrıca buna katılan öğrencileri eleştirmek işin kolay kısmı. Zaten öğrenciyi eleştirmek hep işin kolay kısmı ama kimse akademisyenleri eleştirmiyor ne kadar ilginçtir ki. Mecburi yapması gerekenler dışında yayın yapmayan, üretmeyen, kendini geliştirmeyen akademisyenler çöplüğü haline gelmeye başladı üniversiteler. Bir yandan onlar da haklı ama. Öğrenci kendi fonksiyonundan habersiz geliyor üniversiteye. Sormuyor, merak etmiyor, araştırmıyor. Buna en güzel örnek de genelde ders sonlarında görülür. Hoca sorar "sorusu olan var mı?" diye. Öğrenciler bitse de gitsek modundan çıkmadığı için soru da olmaz. Ee 5 sene hep bu şekilde devam eden bir derste, hoca neden yeni bir şeyler araştırma ihtiyacı içine girsin ki? Çok önemli değişimler dışında bir süre sonra akademisyenler de üşengeçleşiyor. Nasılsa karşısındaki topluluk ne derse dinliyor. Ne soru soruyor, ne hocayı daha fazlasını vermesi için sıkıştırıyor...alan razı veren razı

"İçeride tutuklu o kadar öğrenci varken bunların yaptığına bak.." diyenler var. Ama hedef yanlış. Bunu düzeltecek olan öğrenciler değil idarecilerdir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün olması gereken bir yerde öğrenci susturulursa, tepkisini konuşarak anlatabilecekken hırçınlaşarak eyleme dökerse, ve zaten bahane arayan insanlar bundan dolayı öğrencileri daha da sindirmeye çalışıp içeri atarsa bunu suçlusu öğrenciler değil, üniversitenin ne olduğunu anlamamış, ya da çok iyi anlamış ama kontrolünden çıkmasından korktuğu için bu hale getirenlerdir. 

Özetleyecek olursam; bir bahar şenliğinde yapılacak olan etkinliğin eleştirilmesi, yapılmayanların tartışılmasından daha kolay. Üzerine konuşmak için yeteri kadar malzeme barındırıyor çünkü. Ama sırf "bizim gibi" düşünmediği için başkalarını eleştirmek kimse kusura bakmasın kolaya kaçmaktır. Eğer düşünce ve ifade özgürlüğünden bahsediyorsak toplumun "ben" ya da "biz" değil aynı zamanda "siz" ve "onlar"dan da oluştuğunu kabul etmemiz gerekiyor. Hatta bunu kabul etmemiz gerekiyor ki "siz" ve "onları" da tanıyabilelim. Belki o zaman toplumsal olarak daha uyumlu olabiliriz ve işte o zaman bunlar konuşulabilir meseleler haline gelebilir.

Bu kadar lafı etme sebebim ise, bir fikri desteklemiyor da olsanız, o fikrin varlığını ve destekleyenlerinin olduğunu kabul etmek gerektiğini düşünmem. İşte o zaman düşünce ve ifade özgürlüğü hakkında konuşabilir, tartışabilir hale gelebiliriz


23 Nisan 2012 Pazartesi

Bloga sesleniş


Gençlik naber?

Yukarıdaki fotoğrafımla beraber halka sesleniş tarzında bir yazıyla sizlerle beraberim bu sefer. Evet uzunca bir aradan sonra (arada "pişt sevgili takipçilerim beni izlemeyi bırakmayın dönecem ben" temalı kısa yazıyı saymazsak) bir şeyler yazmak için uğradım. Ne de olsa bugün bayram ama değil mi :) Hazır bahsi geçmişken Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız kutlu olsun.

Ben bildiğiniz gibiyim, tez yüzünden iyice bunalıp saçlarımı kestirdim bilmediğiniz gibi olan kısmında. Hoş "saçlar ne kadardı ki kestirdin?" diyeceksiniz muhtemelen ama merak etmeyin onu da düşündüm. Buyrun efendim, kestirmeden önce saçları şu boydalardı kendileri;


İşte bazen stress insanları böyle etkileyebiliyor sevgili gönül dostları. Hayatımda tez büyük bir yer kaplasa da arada yapılan keşifleri de paylaşmak lazım. Sevgilim sayesinde haberdar olduğum Jamendo'yu paylaşmam lazım mesela. Amatör ya da yerel müzisyenlerin çalışmalarını bulabileceğiniz bir müzik paylaşım sitesi. Üstelik ister dinleyin, ister indirin. Seçim sizin. Burası vesilesiyle geçen postlardan birinde yazdığım D'Callaos'un keşfi dışında dinledikçe başka güzellikler de çıkıyor. -Şair burada şöyle bir fon müziği istiyor belki de- (Play'e basıp dinlemek lazım, sadece çalmak için yeni bir pencere açıyor. Endişelenmeyin virüs, spam, vs değil). 

Daha önce çalışmalarımın zamanlamasıyla ilgili olarak çokça laf işitmiş bir adam olarak (31 Aralık'ta oturup akşama kadar tez yazmam, doğum günümde tez yazmam, 14 Şubat'ta tez yazmam gibi) Eminönü'nde işim varken James Bond filminin çekimi için Büyük Postane Caddesinin yaya ve araç trafiğine kapandığı bir zamanda orada işim olması sanırım evreni bu konuda alıştırmamla ilgili. Baktı "zor benim işim, imkansız zaman alır", kendi kendine eğleniyor galiba. Ama pes etmek yok!! Üstelik artık tek tek de kesmiyor kombo deniyorum daha ne kadar zorlaştırabilirim işimi diye :)

Bu arada geçen gün arabadayken annemle kafası güzel şöförlerden bahsediyorduk ki birden aklıma kütüğümü aldırmak isteyeceğim kadar şahane bir yer adı geldi: BUENOS AEROSOL

Dünyanın bütün kafası güzelleri toplanın!! Dükkanı açacak yeri buldum mu yerleşiyorum kendi ütopyama!! (Evet kafam o derece güzel şu aralar). Madem kafa o kadar güzel sizleri de şu parçayla uğurlayayım. Deliler gibi dansetmek serbest, çekinmeyin :)

15 Nisan 2012 Pazar

Biz daha ölmedik!!

Bu aralar hafif -ama çok hafif böyle yani varla yok arası- tutuşmuş durumdayım. İlk teslimim için 14 iş günü sürem kaldı önümde haliyle biraz fazla tez-yoğun geçiyor zamanım. Dolayısıyla ne yeni yazı ne mim yazabiliyorum ama şu işi bir atlatayım bomba gibi döneceğim. Ne de olsa başlıkta dediğim gibi......BİZ DAHA ÖLMEDİK!! 

7 Nisan 2012 Cumartesi

D'Callaos

Sevdiceğimin gönderdiği parçalar arasında denk gelip üst üste iki kere dinleyince "n'oluyoruz??" diyip bir duraksadım (ilk videoda abiler 4 dakika boyunca eğleniyor ve kesinlikle dinlenmeli ama mp3 4. dakikadan sonra başlayan kısım aman yanlış olmasın ). Daha sonra şarkıya iyice sarıp çevirip çevirip dinlemeye başladım. Arkadaşlar resmi olarak burada ikamet etmekteler. Barselona kaynaklı bir müzik toluluğu kendileri. Rock-Jazz-Latin-Flamenco olarak tanımlıyorlar kendilerini twitter sayfalarında. Önce kendime bulaştırdım sonra Umut'a. Şu anda "nihahahahahah" diye gülüp "Bugün İstanbul, yarın bütün dünya!!!!" diyen kötü profesörler gibi hissediyorum kendimi. Dinleyin sevin yayın böyle güzellikleri diyip sizleri bir kaç parçayla baş başa bırakıyorum.

Huyumkurusun'a not: Manileri toparlayamıyorum. Toparladığımda yayınlayacağım mimi :)




1 Nisan 2012 Pazar

Mazagao - Şehirler de Göçer



Bugün D&R'da üzerinde 4 TL etiketini görüp, sonra "Fas'tan Amazon'a" kısmını okuyunca gidip yapıştım kitaba. İş Bankası Yayınlarından çıkan bu kitap, Laurent Vidal'ın bir araştırmasının sonucunda kendisi tarafından yazılmış. Türkçeye de Nedim Demirtaş tarafından çevrilmiş. Kitabın tavsiyesini sadece giriş kısmını okuyarak yazıyorum ve evet bu aslında sağlıklı gibi gözükmüyor ama kitabın satış fiyatı 15 TL iken şu anda 4 TL'ye satılıyor. Bir nevi "aman kaçırmayın" modundayım yani şu an. Arka kapaktan bir bölüm ile bitireyim reklam kokan hareketlerimi

"Portekiz Krallığı reconquista hareketi çerçevesinde, 1514 yılında Fas kıyısında Mazagao kale-şehrini kurar. Aradan geçen iki asır içinde, bir zamanlar büyük işlevler ve payeler biçilen bu öncü karakol giderek unutulur, bir kenara itilir. 1769'da Mazagao'yu savunan 2.000 Portekizli, 120.000 Kuzey Afrikalı tarafından kuşatılır. O zaman Portekiz Krallığı Mazagao şehrini tüm insanları ve mirasıyla birlikte nakletme kararı alır. Şehrin nakledileceği yer ise, Portekiz'in sömürgeci etkinliklerinin o dönemdeki yeni incisi olan Amazon bölgesidir."

Bu Mazagao ile ilgili bir video, bu da Portekizde "neredesin?" anlamına gelen şarkısı olsun yazının