29 Şubat 2012 Çarşamba

Bir sosyal sorumluluk projesi : "Ofsayt'ı öğreniyoruz"

Genelde çok basit olmasına rağmen nedense anlaşılması zor bir kuraldır ofsayt (off-side). Kısaca tanımlamak gerekirse; top ayaktan çıktığı anda kale çizgisi ile rakip takımın oyuncusu arasında en az 2 oyuncu bulunması zorunluluğudur. Evet ben de farkettim böyle dediğim zaman biraz karışık gibi oldu ama panik yok görseller üzerinden anlatacağım.



İlk şemadaki gibi kırmızı oyuncu top ayaktan çıkarken mavi oyuncudan ilerideyse, ofsayt.



Eğer top ayaktan çıkarken kırmızı oyuncu ile mavi oyuncu aynı hizada ise, ofsayt değil. (burada şöyle bir açıklama var; kırmızı oyuncu ile mavi oyuncu aynı hizada ise, kırmızı oyuncunun kafası, vücudu ya da ayakları hiç bir şekilde mavi oyuncudan daha  önde olamaz, kendine avantaj sağlayamaz)



Eğer kırmızı oyuncu, top ayaktan çıkarken rakibin son iki oyuncusu ile aynı hizada ise, ofsayt değil. (Yukarıda belirttiğim koşul burada da geçerli)



Kırmızı oyuncu zaten top ayaktan çıkarken mavi oyuncudan geride ise, ofsayt değil.

Ofsayt olarak değerlendirilmeyen durumlar da mevcut;



Bir posizyonun ofsayt olması için eylemin rakip sahada gerçekleşiyor olması lazım. Kırmızı takım kendi yarı sahasından çıkarken şekildeki gibi bir pozisyon bile olsa ofsayt değil.



Aynı şekilde eğer top mavi oyuncunun ayağından çıkıyorsa (giden topun mavi oyuncuya çarpması değil buradaki koşul. Topun mavi oyuncudan çıkması gerek), kırmızlı oyuncu mavi oyuncunun ilerisinde bile olsa ofsayt değil.



Eğer top taç atışı ile oyuna sokuluyorsa, ofsayt değil.

Bu duruma benzer iki durum daha mevcut. Eğer oyuncu topu kale vuruşundan direkt alıyorsa ofsayt değil. Keza korner atışından direkt top kendisine gelirse yine ofsayt değildir pozisyon. Kornerden gelen topun ofsayt olmaması ise topun geriye doğru oynanıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla eğer iki kırmızı oyuncu ile rakip kale çizgisi arasında bir şekilde ikiden az oyuncu kalmış ise, top geriye doğru oynanırsa pozisyon ofsayt değildir. Ofsayt olması için topun ileriye oynanması gerekir.

Son olarak şimdiye kadar oyuncuların hep pozisyon içinde aktif oldukları durumları işledik. FIFA bu konuda diyor ki; Ofsayt olması için iki koşulun sağlanması lazım.

1- Bir oyuncu rakip kale çizgisine rakibin iki oyuncusundan daha  yakın mı değil mi?
2- Eğer yakın ise, bu oyuncu topun aktif bulunduğu bölgede mi değil mi? 

Bu ne demek?

Atak yapan oyuncu; 

-Oyuna müdahale edebilecek bir durumda mı?

veya rakip oyuncuyu engelleyecek durumda mı?

veya orada bulunması pozisyon içerisinde kendine bir avantaj sağlıyor mu?

Eğer bu koşulların (1 ve 2) ikisi de sağlanıyorsa, o zaman pozisyon ofsayt, sağlanmıyorsa ofsayt değildir. Ne demek istiyorum?



Eğer oyuncu topun oyunda olduğu bölgede ise, ofsayt



Eğer aşağıdaki kırmızı oyuncu aktif oyun alanı içerisinde değil, kendine bulunduğu pozisyondan ötürü bir avantaj sağlamıyor veyahut rakip oyuncuyu engellemiyor ise, ofsayt değil.

Bu konuyla ilgili insanların kafasındaki soru işaretlerine  bir nebze cevap olabildiysem bu sosyal sorumluluk projesi görevini yerine getirmiş demektir :)

Playlist 27 - Nihavend Özel Seçkisi


Bu da Bonus

28 Şubat 2012 Salı

Balgam gözüyle hayattan kareler #1


"Piiiiii senin sıfatına!"

Uuuu Mimlendim beybi! #29

2012 boyunca iki defa mimlenip ikisini de yazmayınca biraz suçluluk duymadım değil. Sonra mim furyası biraz dinince bu sefer de mim yapasım geldi. Ne yapayım ne edeyim derken aklıma uzun zaman önce başlayıp şimdilerde ara verdiğim bir format geldi. İlk yazarken de "bundan mim olur" demişim. Sonra her seferinde yazmak kasacak gibi geldiği için de şöyle bir değişikliğe gitmiştim. Yeteri kadar açıklama yaptıktan sonra mimin formatını da belirteyim de mim başlasın;

-5N1K mimi-

Mimin konusu şu; Ne? Nerede? Nasıl? Ne zaman? Neden? ve Kim? sorularını aklımıza gelen ilk cevaba göre cevaplıyoruz. Cevaplar ister yazarak ister bağlantı vererek cevaplayabilirsiniz. 

Ben kendi cevaplarıma mime başlıyorum;

Ne? 

Nerede? 


Nasıl? 
Sıkıntılı...tez yazmak yeteri kadar stresliymiş bizzat yakinen test ettim onayladım ;)

Ne zaman?
4 Mayıs..Tezin enstitüye teslim tarihi
4-8 Haziran Jüri tarihler...ooof ulan off :)

Neden?
En son okuduğum "neden?" içerikli yazı olduğu için bu!

Kim?
Kesinlikle İsmail Abi!! (Çok yakında bu konuda bir yazı da yazacağım)

Sıra geldi mimlediklerime;

Şu anda çoook yoğun çalışan gariban Joy
Uzaklardaki komşum Laliş
Kuklanın akıbetini merak ettiren Funda
Geleceğin peyzaj mimarı Umut
Çok çılgın ve asi insan Re-L
Beyaz tavşancık Heidi
Son yaptığım mimde beni boğmak isteyen Sam
Bu mimin çok yakışacağını düşündüğüm CWRM
Pis Fenevli The Shinest One
Pis Real Madrid'li Lütfücüğüm
Kadife sesli Feli
Bu blogu açmama vesile olan Mia
Pislik insan Bayan Mikrop
Blogger kültür ateşesi Francesca
Kartal gol gol gol Sazan
İsmi başlı başına açıklama olan İsmini Vermek İstemeyen Seyirci

mimlisiniz..afiyet olsun



24 Şubat 2012 Cuma

Mr.E mutfakta #5

Hazır uzun zamandır mutfağa girmemişken bu açığı kapatmak için bu sefer biraz daha zor bir şeyler yapalım. Hmmmmm.....meselaaaaa....Suşi :) Evet bugün hep beraber suşi yapıyoruz gençler :) Öncelikle iyi bir pirinç karışımı hazırlamak şart. Bunun için pirincimizi seçmekle başlıyoruz. Calrose pirinç uygundur. Pirincimizi soğuk suyla, akan su berrak hale gelene kadar yıkıyoruz. Daha sonra yıkadığımız pirinci bir saate yakın dinlenmeye bırakıyoruz.


Şimdi "peki ama ne kadar pirinç kullanacağız?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Hemen ona da bir açıklık getireyim. Bir bardak pirince (200gr) 1 1/3 bardak (290ml) su koyacağız. Dinlenen pirinçleri ufak ama derince bir tencereye alıp söylediğim oranda su ekleyip kaynama noktasına gelene kadar harlı ateşte 5 dakika, daha sonra kapağı kapatıp en kısık ateşte kapağı hiç açmadan 13 dakika pişirin.


Bu sırada, bir yandan da bir kasede 3 yemek kaşığı (45ml) pirinç sirkesi, 7 çay kaşığı (35ml) şeker ve 1 çay kaşığı (5ml) tuzu karışım iyice berrak hale gelene kadar karıştırıyoruz. (Bu ölçüler 1 bardak pirinç 1 1/3 bardak su oranı ile hazırlanan karışım içindir)



Suyunu çeken pirincin altını kapatıp, kapağını açmadan 10 dakika kadar dinlenmeye bırakıyoruz. Kapağı açtığımızda karşılaşmamız gereken manzara hemen hemen bu;


Daha sonra pirinci daha çabuk soğuması için, varsa ahşap, yoksa metal olmayan bir kaba alıyoruz. Hazırladığımız sirkeli karışımı kaşıkla bütün pirincin üzerine  gezdiriyoruz. Siz benim yaptığım hatayı yapıp çay kaşığı ile dağıtmayın. Gidin adam gibi bir kaşık alın ve öyle gezdirin sirkeyi adam gibi ne o öyle ufacık kaşıkla aaaa ömür törpüsü gibi :)


Sirke karışımını da ekledikten sonra ahşap bir spatula ile pirinçleri havalandırarak soğutuyoruz. Ama fazla da karıştırıp bulamaç haline getirmiyoruz karışımı. Hatta en iyi sonuç için saç kurutma makinası ile soğutma yapılması önerilirmiş. Tavsiye ederim ;)

Bu işlemden sonra artık pirinç karışımımız çalışmaya hazır. Şimdi ukala ukala teknik isimlere girmeden size 3 farklı çeşit suşi yapmayı göstereceğim. İlki suşi dendiği zaman ilk akla gelen imaj olacak. Bunun için altlığımızın üzerine yosunumuzu yerleştiriyoruz (Suşi için özel altlıklar satılmakta ama çok isterseniz buna benzer bir amerikan servisi ile de yapabilirsiniz).



Daha sonra elimizi biraz ıslatıp (bunun için kenarda bir kase su bulundurmakta fayda var) aldığımız pirinci lahmacuna kıyma yayar gibi yosunun üzerine yayıyoruz. Çok bastırmamakta ya da çok ıslatmamakta fayda var. Pirinçleri püre haline getirmemek iyi bir fikir olabilir ;) Pirinci iyice yaydıktan sonra balığımızı yerleştiriyoruz şekildeki gibi:


Ve altlık yardımıyla bir tur, malzemeyi toparlayacak şekilde yosunu döndürüp sıkıyoruz. Daha sonra ruloyu biraz kendimize çekip bir tur daha döndürüyoruz.


Ta ki sonunra rulomuz hazır olana kadar


İkinci türümüz ilkine biraz benzer fakat pirinci yaydıktan sonra bir miktar streç film ile pirinçlerin üzerini örtüp yosunu ters çeviriyoruz.



Daha sonra yine aynı yöntemle malzemeyi yerleştirip ruloyu sıka sıka döndürerek bu hale getiriyoruz


Son olarak avucumuzu bir miktar ıslatıp, avucumuza aldığımız pirinci sıka sıka şu hale getiriyoruz


Daha sonra balığımızı pirincin üzerine plaja gelmiş yazlıkçı modeli uzatıp son türümüzü de hazırlıyoruz


Son tür hariç, yaptığımız ruloları kesmeden önce, bir tabağa koyup üstlerini nemli bir bezle kapatıyoruz.


Keserken de, bir bardak su bulundurmakta fayda var. Bıçağı arada ıslatıp kesmek lazım ki pirinçler yapışmasın, keserken herhangi bir zorluk oluşmasın.


İşimiz bittikten sonra şöyle bir şeyle karşı karşıya kalmamız gerekiyor;


Afiyet olsun ^.^

Not: Balık seçiminde özellikle taze balık olmasına dikkat etmek gerekiyor. Beklemiş, dondurulmuş, bayat balık kullanmıyoruz. Ayrıca filetosu çıkartılabilen balıklar seçerseniz işiniz daha da kolaylaşacaktır. Ayrıca balık dışında; salatalık, krem peynir, avokado, surimi gibi malzemelerle de suşinizi zenginleştirebilirsiniz.

19 Şubat 2012 Pazar

İstanbul #6









The Muppets'lı Pazar

Bu sabah yaptığımız güzel bir kahvaltıdan sonra kız arkadaşımla The Muppets'a gitmeye karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız. Fakat...Fakat...Pazar günü 13.30 seansına giderseniz bir salon dolusu çocukla beraber izliyorsunuz filmi.Bir de yer kalmadığı için en üst sırada en kenarda yer bulunca şartlar daha film başlamadan yeteri kadar keyifsiz hale geldi birden. Ama dedim ya iyi ki gitmişiz filme diye... Seneler geçse de Muppets hala Muppets..Hatta o kadar içim kıpırdadı ki içim, filmi izlerken televizyonda yayınladığı dönemlere geri döndüğümü hissettim..illa rencide edici olmak gerekirse 90'ların ilk yarısına denk geliyordu Trt2'de yayınlandığı zaman yanılmıyorsam. Yaa yaa güzel zamanlardı...Hatta onu ararken bir de böyle güzel bir blog'a denk geldim. Eskiyi anmak isteyen varsa çok güzel bir kaynak ;) Neyse konudan çok uzaklaşmayalım bence. Gitmediyseniz mutlaka gidin. "Aman ya bu ne böyle çocuk filmi"  demeyin. Hatta 10 yaşından küçük çocuğunuz/kardeşiniz/yeğeniniz/kuzeniniz varsa ve götürürseniz de anlamasını beklemeyin, bırakın eğlensin o. Filme eğer eskiden bir tanışıklığınız varsa Kermit'le, Miss Piggy ile, Fuzzy ya da Gonzo ile; kendiniz için gidin pişman olmayacaksınız. Üstelik filmde beklenmedik yerlerde gözüken ünlüler de var. Bu kadar lafın üzerine önce filmin fragmanını verelim

Sonra eski şovun açılış müziğini paylaşalım


Yazımızı da bugün filmde Kermit'in söylediği bir söz ile bitirelim: "Yeteneğini henüz keşfetmemiş olman, yeteneğin olmadığı anlamına gelmez"


Not: Film müzikal gibi de değil gibi de bol bol şarkı var filmde..Özellikle Amy Adams'ın sesi çok güzel..Şurada iki kuple bir şey var dinlemek isterseniz

17 Şubat 2012 Cuma

300

Kayıtlara göre 300. postummuş bu pek bir hislendim şimdi. Dayanamayıp "This is Bloggaaaa!!" diye bağırasım geliyor o derece (Nasıl sister-sista, brother-brotha oluyorsa blogger da blogga olur neden olmasın, bağlama sadık kaldığımız sürece hede hödö kem küm falan fişman)

Gördüğünüz üzere tatlıya bağlama da bir şey kalmadı. Tez'e ağırlık verip bu ay sonuna kadar yazacağım kısmı bitirmek konusunda kendimle amasız bir yarışa girdim. Bu sırada verim arttırmak için de bir yol keşfetmiş oldum. Ekranı ikiye bölüyorum bir yarısında word dosyam, diğer yarısında da Leyla ile Mecnun açıp bir yandan diziyi dinleyip, ara ara izlerken diğer yandan da alıntı yapacağım kısımları yazıyorum. Kendim oturup ne yazacağımı düşünmediğim zaman bu yöntem acaip verimli. Hem yazmaktan sıkılsan bile kafan diğeriyle meşgul olduğu için başka işle uğraşmıyorsun hem de diziyi dinlerken vaktin nasıl geçtiğini anlamadığın için oturup adam akıllı yazı yazıyorsun. Tam bir win-win durumu yani ^^Tabi yan etkileri de yok değil bu kadar dizi izlemenin. Biri bir şey sorduğunda anlamadıysam böyle tepki verir oldum mesela. Ayrıca sanırım yavaş yavaş İsmail Abi'ye dönüşüyorum...Ama olsun ben hala umudumu kaybetmedim bu tez YA-ZI-LA-CAK!!!

Bu kadar Leyla ile Mecnun izlemenin bir de şöyle bir etkisi oldu bünyeye; dedim ki ben bunu çizerim! Evet bunu dedim hatta size bununla ilgili ipucu da veriyorum devamını çizdikçe buraya koyacağım.


Ayrıca bugün sipariş verdiğim stickerlarım da geldi anında yapıştırdım affetmedim tabi ki. Odaya da anında alıştılar hiç yadırgamadılar mekanı o ilginç oldu aslında


Hop şimdi de başka bir konuya atlayalım buradan. 300'ün bir ağırlığı olacağını falan ummuyordunuz umarım..ha ha şakacılar sizi...Güldüm eğlendim ama yastayım be blog. Yapımcı dedi..okumaz olaydııım, ama dedi evet dedi...House bitiyor. Tamam belki 8. sezonda hafif bir boku çıkma durumu olmuştu ama dağ gibi topala da yapılır mu be ya. Neyse metin olmak lazım.. Hop şimdi başka bir konuya geçip havayı dağıtalım. Bizim geçen salı günü oynadığımız Braga'nın stadından bahsedeyim hele size azıcık. Bu stadı dağı oyarak yapmışlar. Bayağı bildiğiniz dağa laaaaaaaaaaaaapsss! (İsmail abi efekti) diye kondurmuşlar stadı. Aha da şekildeki gibi; (Bu da fotonun bulunduğu link)


Hal böyleyken yazıyı; "Stadını taştan oyarlar, Braga'ya böyle koyarlar" diyerek bitiriyorum. Mutlu kalın ^^