30 Ocak 2012 Pazartesi

Tedbirli olmak


Arada bazen böyle fikirler geliyor aklıma, diyorum ki bunları not edeyim. Sonra bazılarını ediyorum bazılarını unutuyorum. Sorun şu ki; eğer bu yaşta bu fikirler konusunda bu kadar müsrifsem bu işte bir terslik var demektir. İleride bundan bir 40-50 yıl sonra (eğer yaşarsam tabi o kadar :)) aklıma gelenleri not etsem bile nereye not ettiğimi hatırlar mıyım acaba? Şimdi her şeyleri bilgisayarda ya da telefonda kayıtlı tutuyoruz...sonra bir kaza kurşunuyla her şey gidiyor. Biraz buna karşı bir şeyler mi yapmalı acaba? Kafayı daha mı çok kullanmalıyız? Elektronikten biraz daha mekaniğe mi kaymalı, ya da bu ikisini mi dengelemeliyiz acaba?

Yoksa söylesenize kaçımız 10 tane telefon numarasını ezbere söyleyebilir durumda?

Bazen hayat çok zor

29 Ocak 2012 Pazar

Tam o sırada 26

Bu sefer gol ulan!!

Kariyer mi değiştirsem acaba...?


Bazen spamlarda ne var diye açıyorum...geçen gün bununla karşlılaştım. Dedim vay arkadaş spam dünyasında giderim varmış. Sonra bir arkadaş uyardı "ama ödeme -ytl- üzerinden" diye. İşte o zaman bütün hayallerim yıkıldı. Teorik bile olsa yok pahasına kirletilmiş hissediyorum...

Burcu Yıldız isimli spamgüzeli arkadaşın mail adresimi nereden bulduğunu ise hala araştırıyorum. Hayır kim verdiyse söylesin vallahi kızmayacağım dedim hala kimseden ses yok...madem bir bok yiyorsunuz haberim olsun ulan!

28 Ocak 2012 Cumartesi

Kavdanadam





Madem dün akşam burada yağış olmamış. Biz de elimizdeki ile idare etmeyi öğrenmeliyiz. Bu kavdanadam bu blogu okuyup da kar olmadığından şikayet eden bütün bloggerlar için yapılmıştır ;)

İstanbul'da kar ve evde oturmaya niyetli ben

Önemli uyarı: Bu yazı bir insan evladının nasıl zıvanadan çıkabileceğinin en vahim örneklerinden biridir. Lütfen ibret alınız. Yarın bir gün sizin başınıza da gelebilir, hazırlıklı olmakta fayda var.

Evden cebren ve hile ile çıkartılana kadar (daha doğrusu çıkasım varmış sadece teklif bekliyormuşum) bütün planım evde sıcak sıcak oturmaktı. Fakat beraber büyüdüğüm Emir ve Hakan beyler "hadi çıkıyoruz" diyince hazır dolaşacak adam da var oh ne güzel psikolojisi içinde evden çıktım......ne olduysa ondan sonra başladı zaten. Aşağıda bugün dolaştığımız toplam mesafeyi görüyorsunuz
Evden çıkmam diyenden korkacaksın

Evden çıkmadan önce babam "ben eve dönerken arabada dışarısı -4 derece gözüküyordu. Sıkı giyin" diye uyarınca "hmm" dedim. Demek ki hava üşütebilir. Tam o sırada karşı çatıya bakarken gördüğüm manzara şuydu;


Bunun üzerine hemen gidip lahana stili giyinerek "soğuk köpeeeeem olsun ulan!" modunda çıktım dışarı. Ne yapalım diye düşünürken Eminönü'ne gidip balık ekmek yemek gibi bir fikir çıktı. (Nedenini sormayın, o aşamaya nasıl geldik en ufak bir fikrim yok) Madem öyle, bu havada araba kullanmak kadar saçma bir şey olmayacağı için trene doğru ufaktan yola çıktık


 (İki resimde de sağlı sollu karartılar var sanmayın ki onlar parmaklarım :) Bir yandan kar yağarken makinama bir şey olmasın diye boğazlık-bere olan zımbırtımı objektifin dışına sarıp makinayı zımbırtı içinden kullandım. O görünen karartılar da zımbırtımın gözümden kaçan kısımları)

Emir ve Hakan beyler 


Emir beyler

 Şu alemde Yuri Gagarin birincidir. Sonra ben gelirim. Net!!
Tipe bak hizaya gel

Emir ve Hakan beyler

Evden çıktıktan sonra da durmadı namussuz rüzgar

Tren gelir hoş geliiir leeey leeey lümü lümü leeey
Sonra İstasyonun en ucunda olduğum için ters istikamette koşarak treni kaçırmamaya çalışmam alkış alınacak bir performanstı :))))

Sirkeci'de durum sakin merkez....phhhh

Biz her ne kadar "Eminönü-Balık & Ekmek" ikilisi için yola çıkmış olsak da, Yenikapı istasyonunda "Acaba Fatih'e gidip Büryan mı yesek?" sorusunu sorup milleti ikna ederek güzargahı değiştirmemiz çabuk oldu. Eee ama Sirkeci'deyiz? Önce aç karnına bir tatlı götürüp onun enerjisiyle dedik ki biz yürürüz buradan. Hakikaten de Zeyrek SSK'nın oraya kadar yürüdük Sirkeciden.





Hedefe varınca ne yapalım ne yapalım dedik, başka yerlere baktık ama yine Sur ocakbaşına gittik...Yedik içtik güzeldi ama çok pahalı yapıyorlar be ya...Varsa orada bildiğiniz güzel bir büryan kebabı yapan yer, önerilere açığız :)


 Mahşerin Dört Atlısı; Perde pilavı - Ayran - Büryan kebabı - Sur tatlısı

Sonra bu kadar enerjiyle tekrar yürüyelim dedik. Hedef Yenikapı tren istasyonuydu ama daha sonra yolda karar değiştirip Avcılara gitmeye karar verdik. Tramvaya atlayıp önce Cevizlibağ, ardından da metrobüsle Avcılara gittik. Peki bütün bunlar ne içindi? Avcılarda Fatih beylerle buluşup PES 2012 turnuvası yapmak için...evet bazen son derece basit nedenlerimiz olabiliyor seyahat için ^.^

Fatih

Aksaray

Cevizlibağ

Avcılar

Yine Emir ve Hakan beyler

Rüzgaaaaaaar nereyeeee götür beni orayaaaaaaaa

Avcılar

Sonra turnuvamız bitti, yapacak iş kalmadı. Hakan beyle beraber Emir ve Fatih beyden ayrılarak metrobüs ile tekrar Florya'ya döndük ama bu arada Bu arkadaşı unutmuşum, beklerken buz kesmiş :P Biz de buz kesmeyelim biraz içimiz ısınsın diye kahve ve sıcak çikolatalarımızı alıp yürümeye devam ettik Hakan beyle

Mundar olmuş bu

Yerler buzzzzzzzzzz

Hava o kadar soğuk ki ezilen karlar çamur dahi olamıyor, buz kesiyor bildiğin


Ve Final
Eve döndüğümde otoparkta bu ufaklıkla karşılaştım. Kim yapmış bilmiyorum ama şimdiye kadar bundan daha tatlı bir kardan adam görmemiştim. Sanırım 20 santimetre falandı boyu. Ve kafamda o an bir şimşek çaktı! Kardan adam yapılmalı!!! Bakalım meteoroloji gece 3'ten sonra havanın coşacağı yönünde bilgi vermiş. Yarın sabah eğer etraf bembeyaz olursa Operasyon : Kardan Adam bir sonraki yazı konusu olacak :)


NOT: Kar güzel, güldük eğlendik ama herkes işin sonunda evine giriyor. Bir de evine giremeyenler var ve eğer gece hava cidden bozacaksa daha büyük sıkıntı var demektir. İBB'nin evsizler ile ilgili bir yardım hattı var sanırım ama numarasını bilmiyorum. Emin olmadığım bir numarayı da yazmak istemedim ama şöyle bir link mevcut. Eğer o konuda buradan bilgi paylaşabilecek biri varsa çok iyi olur kanaatindeyim. Şimdiden teşekkür ederim

27 Ocak 2012 Cuma

Bok dondurgacı

Joy'un paylaştığı son yazısında da belirttiğim gibi bu savaş demektir! (Henüz Laliş'e kafa tutabilecek kadar kar yok burada o yüzden Joy ile idare edeceğiz savaşta :P ) Bu savaşta ise en büyük yardımcım doğum günümde kuzenimin hediye ettiği makrotüpüm olacak sanırım :)

Lafı daha fazla uzatmadan, seneler sonra Florya'da kar görmenin verdiği heyecan ile ilk saldırımı yapayım :)

Yaşasın makrotüp!!!

Karkuluk

 Dışarıda neden asılı eşya bırakmamak gerek #1

 Ve resmi olarak kış gelir 

 Kaşıkla stayla

Gradient

Not: "Bu ne yeaaaaaa bu da kar mı?!" diye iç ses çıkartanlara bilgi; fotoğrafı çektiğim yerin rakımı 10 :)

24 Ocak 2012 Salı

Dişçi macerası ve sonrası

Bu hikayenin başlangıcı eskiye dayanıyor aslında, taaaaa Mardin'deyken bir sabah kahvaltıda zeytin yerken çekirdeğe denk gelmem sonucu dişimin bir köşesi uçmuştu. Böyle dişin diyagonal kesitini almış gibi gözüküyordu bakınca. İçeride vakti zamanında yaptırmış olduğum amalgam dolgumu böyle dünya gözüyle görmek heyecan verdiği kadar bir an evvel dişçiye gitmem gerektiği ile ilgili minik, afacan ipuçları veriyordu aynı zamanda ama ben dinledim mi? Tabi ki hayır.

Daha sonra bir gün kız arkadaşımla sinemadayken (Real Steel'di hatta film ^.^...gereksiz ayrıntıların hepsini de hatırlıyorum ileride kafa keşküle dönerse sebebi budur aha buraya yazdım) sakız çiğnerken sakızın içinde olmaması gereken sert bir şeyle karşılaşınca anladım ki amalgam dolguyu da söktüm. Bunu iyi biliyorum çünkü yine daha önce sakızla amalgam dolgu sökmüşlüğüm var. Bir yerde artık tecrübeli sayılırım bu konuda :) Peki bu dişçiye gitmem için ikna edici oldu mu....hayıııır ^.^

Ne zaman artık orası benim için sığınabileceğim bir yer haline geldi, dedim ki ben artık dişçiye bir gideyim. Bayağı bayağı Alien gibi oldum; ağız boşluğumun içinde başka bir boşluk falan.. Tabi bu kadar uzun zaman sonra gidince önce bir kanalları tedavi etti dişçim, sonra vakit kalmadı diye geçici dolguyu yiyip eve döndüm. Sonraki hafta bir şekilde Mardin'e gitme ihtimalim var diye geçici dolguyla da dolaştım fazladan bir hafta. Dişçiye bir sonraki gidişimde geçici dolguya bakmam gerekenden daha iyi baktığımı öğrendim :D "Diğer tarafınla çiğne çok yüklenme" diyince dişçim ben biraz abartmışım. Geçici dolguyu kaldırdık tam dişi kapatacak o da ne? Dişin arka yüzünde başka bir çürük daha! Zaten ön yüzünde başka bir çürüğe de müdahale etmişti yine, en son baktı dişte hayır kalmadı dedi buna kaplama yapalım. Dedim hay hay. Demez olaydım. 

"Kaplama yapacaz ama..." dedi. (İşte en sevmediğim durum bu. Bir şeyi söylerken arada "ama" kullanıyorsan sonunda kesin boktan bir şey gelecek demektir) Dedim "evet?". Dedi "Senin diş etin dişin sağlam kısmını kaplamış, sana bir operasyon yapmamız lazım" Son derece havalı bir şekilde "Tamam abi, eğer bu gerekiyorsa yapalım" dedim. Neticede lokal anestezili bir operasyon olacak...Bozar mı anadolu çocuğunu..Anestezisiz kulak deldirmiş adamım ben!! (Kendi tırnağımı çekmeyi hiç anlatmıyorum). Bir hafta da onun için, ama bu sefer yeni, geçici dolguyla kaldım mı ben.

Ve bugün sonunda geldik operasyon gününe. Saat 10.00'da mı yoksa 11.00'de mi olacaktı hatırlamayıp, telefon etmeye de üşenince 10.20'de dişçideydim ki bu İstanbul için saat 10.00'da dişçide olmak demekle eşdeğer :) Beklerken dişçimin birinci sınıfa giden oğluyla da tanışmış oldum. Tatilde olunca babasını ziyarete gelmiş, beraber ödev yapıyorlardı. Ödevini  kontrol ettim (ilkokul çocuğunu çalışmak için gazlama yöntemleri dersi, 3.bölüm). Bu arkadaş tabi 10 dakika sonra sıkıldı. Onu izleyip vakit geçirirken benim operasyonu yapacak uzman da geldi. Ben gittim kuruldum koltuğa (sefa pezevengi mode on) dedim iki sorum olacak. "Buyrun" dedi. Dedim 1- Bu operasyon fiziksel hareketlerimi kısıtlar mı? Koşmamda etmemde sorun olur mu? 2- Ne zaman bir şeyler yiyip içebileceğim yine? İlk soruma "Bugün koşmanızı önermiyoruz tabi" diye cevapladı. Dedim bugün değil ama yarın maçım var ^.^ İkincisi için de dedi ki uyuşukluk geçmeden yemeyin bir şeyler sonra yanağı, dili falan parçalıyorsunuz uyuşukluk geçince farkediliyor, en iyisi anestezinin etkisinin geçmesini bekleyin diyip, beni ikna etti :))) Bu esnada da hayatımda duyduğum en ilginç iltifatı duymuş oldum; "Diş etleriniz ne güzel, ne sağlıklı" :)

Dişçiden ağzımda dikişlerle çıkınca dedim ki okula gideyim. Tez hocam "sürekli konuşuyorsun biraz da bir şeyler görsek" diyor bu aralar. Dedim tamamdır!! Hazır elimde gösterebileceğim malzeme var ve konuşamıyorum, bundan güzel gün olamaz okula görüşmeye gitmek için ^.^ Ama ufak bir detayı atlamışım, bu hafta tez jürileri var ve okulda kimseyi bulmak mümkün değil. Ben de malzemeyi asistan arkadaşa bırakıp çıktım.

Sonuç; ağzımda dikişler mevcut. Haftaya gidip aldıracağım. Geçici dolgu hala ağzımda. Üç hafta sonra kaplama yapılabilecek hale gelecek dişim. Yarın akşam ayarladığım bir halısaha maçı-buluşma var ki buluşacağım insanlar benim çocukluk arkadaşlarım, abilerim. (Aralarında 24 yıllık arkadaşım var, evet o kadar yaşlandım kıh kıh kıh) Her ortamda futbol oynamıştım, ki ayak parmağımı çatlatıp devam etmeye çalışmam buna dahil, ilk defa ağzımda dikişlerle oynayacağım bakalım ne olacak :)

Mutlu kalın

Not: Uzun zamandır böyle kişisel bir şey yazmamıştım, hamlamışım. Buraya kadar sıkılmadan okuyanlar arasında yapılacak çekilişle birinizi alnınızdan öpeceğim :)))

23 Ocak 2012 Pazartesi

Tam o sırada 25

Abla Legolas'ın kuzeni galiba
(Bu arada bana okçuluk eğitimi alabileceğim bir yer önerecek biri okuyor mudur acaba bunu?)

22 Ocak 2012 Pazar

15 Ocak 2012 Pazar

Görmesek hiç haber de vermiyorsunuz

Bugün bir şekilde issuu.com ile tanıştım. Size de teessüflerimi iletiyorum. Ulan hiç haber de vermiyorsunuz böyle böyle bir site var diye...ayıptır

12 Ocak 2012 Perşembe

İbretlik bir çalışma

Kelimeler kifayetsiz, sözler anlamlı...Dost ortamında Ziya muamelesi görmek istemiyorsanız iki kere düşünün bu şarkıyı dinledikten sonra






"On beş kişiye saldırdım, vurdum vurdum saymadım"

8 Ocak 2012 Pazar

Yollar, Duraklar, Kararlar

Yollar...

Nedense hep bir geliş ya da bir gidiş ile özdeşleştirilirler. Hep bekleneni getirir ya da ayrılanı götürür o yollar. Peki ya bunlar dışında bir alternatif de mümkünse? Ya o "yollar" sonuçlarından ziyade süreçleri için oradalarsa? Nereye gittiğinden çok nasıl gittiğin önemliyse? O zaman önkabul ile yaptığımız değerlendirmeler geçerliliklerini sürdürürler mi?

Evde kaç zamandır profiterol yapmaya çalışıyorum. Şu (choux) hamurunu kendim yapmak gibi bir iş ile cebelleşiyorum. Biri bana geçen gün "Neden hazır almıyorsun, değer mi uğraşmana?" diye sordu. Yolun sonucu "profiterol yemek"se evet, haklı bir yaklaşım.

Ama ya o hamuru yapmayı becermeye çalışmak, o süreci yaşamak keyif veriyorsa, o zaman neden hazır alıp bana keyif veren, yaparken eğlendiğim bir işi atlayıp sonuca odaklanayım? Bakın, önkabulü "profiterol yemek"ten "profiterol yapma"ya dönüştürdüğünüz zaman süreç nasıl farklılaşıyor. Hayatta yaşadığımız hemen hemen her şey için durum böyle aslında. Önemli olan varmak istediğimiz noktanın adını doğru koyabilmek, doğru durağa ulaşabilmek.

Duraklar...

Duraklar belirli süreçlerin, belirli yolların sonunda durup değerlendirme yaptığımız yerlerdir. Bazen yol boyunca çeşitli nedenlere de bu duraklara uğrayabiliyoruz. "Büyük hedefe ulaşmak için önce kendine küçük hedefler belirle" önerisi bundan başka bir şey değildir mesela. "Duraklarını sıklaştır ki yol boyunca daha az yorul" demenin daha süslü halidir.

Duraklar güzeldir. Duraklar gereklidir. Duraklar farkındalığını keşfetmek için eşsiz imkanlardır. Eski bir felsefi önkabul olan ve Matrix ile önce popüler kültüre sonra da önkabul listemize sokulan "Ignorance is bliss", (ya da dilimize "Cehalet mutluluktur" şeklinde çevirebiliriz) bizi bu duraklardan uzak tutmaya yönelik bir tutumdur aslında. Hayır cehalet mutluluk değildir. Asıl mutluluk "farkındalık" kazanmaktır! Evet, belki daha çok düşünmenize neden olacaktır, ama karşılaştığınız olayların canınızı sıkmamasını sağlayacak çözümleri de içinde barındırır farkındalık. Uğradığınız duraklarda bir sonraki adım için yolunuzu belirlerken de tecrübe ile en büyük yardımcınız olacaktır. Vereceğiniz kararların sebebi olacaktır.

Ve son olarak kararlar...

Karalar, yolların sonunda nereye varmak istediğinizi belirler. Doğru hedef, doğru yöntem, süreçten maksimum verim ve keyif, ve durak. Bazen aldığınız kararlar sizi bazı hedeflere başkalarından daha çabuk ulaştırabilir. Bu sürecin tamamını "tecrübe" olarak isimlendiriyoruz genelde. Peyami Safa'nın "Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil sadece armutları olgunlaştırır" sözündeki tecrübenin de bahsettiğimiz sürecin yaşanması ile elde edildiğini düşünüyorum. Bu aşamada tecrübe çok önemli. Farkındalığın kazanımı için de önemli. Kararın verilmesi için de önemli. Hatta ve hatta doğru durağı isimlendirmek için de önemli. Üstelik tecrübe kazanmanın yaşı yok. Önemli olan kararlı olup bunu istemek. Çıraklığı kabul edip ya bir usta nezaretinde bu tecrübeyi aramak, ya da düşe-kalka, deneye-yanıla kendi doğrunu kendi kendine bulmak. 

Şimdi bu yazıdan sonra, şu (fizy'yi açamayanlar için Youtube linki de burada) parçayı açın. Arkanıza yaslanın ve gözlerinizi kapatın. Müzikle beraber bir bakın bakalım yolunuzdan, arada uğradığınız duraklardan, varacağınız duraktan veya kararlardan memnun musunuz.

Unutulmamalı ki: hiç bir zaman hiç bir şey için geç değil