23 Aralık 2012 Pazar

İstanbul Tarihindeki Yıkıcı Olaylar - Yangınlar

Sizlere bahsettiğim üzere İstanbul ile ilgili yazmaya çok vakit geçirmeden başlamamda fayda var. Geçen hafta yüksek lisansta bizlere koruma kuramı dersini veren sevgili hocam, Doç. Dr. Deniz Mazlum "İstanbul Tarihindeki Yıkıcı Olaylar" isimli bir konuşma yapmıştı. O konuşmada aldığın notlar ve konuşmanın kurgusu üzerinden, İstanbul ile ilgili seriye başlıyoruz. Sıcak bir içecek alıp arkanıza yaslanın ve bakın bakalım bu şehirde neler neler olmuş...

Ben konuları bölerek anlatacağım, böylece çok sıkıcı olmadan demek istediklerimi aktarabilirim sanırım. İlk yazı İstanbul tarihindeki yıkıcı yangınlarla ilgili olacak. Bunlardan ilki 1539 Zindankapı yangını. Çok büyük bir alana yayılan yangın, aynı dönemde veba salgınına da denk geldiği için çok sayıda can kaybı ile sonuçlanmış. 

Daha sonra 1540 Eski Saray yangını gerçekleşiyor. Bu yangın sırasında Kanuni Sultan Süleyman Edirne'de bulunduğu için ciddi bir can kaybı yaşanmamıştır. Bugün İstanbul Üniversitesi'nin Beyazıt Kampüsünün olduğu yerde bulunan eski sarayda çıkan bu yangında çok sayıda yapı hasar görmüştür. Ayrıca bu yangına kadar geçerli olan "yangın çıkan ev ya da dükkan sahibinin öldürülmesi" hükmü, yangının sarayda çıkması ve padişahın öldürülemeyeceği gerçeği ile çakışması sebebiyle kaldırılıyor.

1569 Yahudi Mahallesi yangını geliyor daha sonra. Bir hafta aralıksız süren yangında 36.000 kadar ev yok oluyor. Ehil olmayan kişilerin mimarlık yaptıkları, bu sebeple ocakların yapılması gibi yapılmadığı ve bunların bu yangınlara sebep olduğu konusunda Mimar Sinan'a şikayetlerde bulunulup, bu konuyla ilgili bir şeyler yapması isteniyor. Ayrıca bu yangın sonrası çatıya çıkacak bir merdiven ve bir bidon, kova vb. yerde su bulundurulması gibi naif sayılabilecek bir karar alınıyor.

1574'te Topkapı Sarayı Mutfakları yangını yaşanıyor. Bugün Topkapı Sarayında bulunan mutfaklar bu yangından sonra tamamen yanmış ve kullanılmaz hale gelmişlerdir. Bunun üzerine de Mimar Sinan tarafından yeniden yapılmışlardır.

1633 Cibalikapısı yangınında ise şehrin beşte biri harap olmuş, pek çok anıt zarar görmüştür.

Bu yangından sonra 1660 yılında Haliç'te küçük bir dükkanda çıkan yangın kısa sürece hızlı bir şekilde yayılmış. Bu yangın sonucu yüzden fazla saray ve köşk, pek çok hamam, mahzen ve dini yapı zarar görmüştür.

1718'da yaşanan Haliç yangını için "Denizden denize yangın" tabiri kullanışmıştır. Haliç kıyısında başlayan yangın bütün yarım adayı katedip Marmara denizi kıyısına kadar ulaşmış, yol boyunca pek çok yapıyı yakmıştır.

1755 yılında yaşanan Hocapaşa yangınında ise pek çok resmi yapı zarar görmüştür.

1782 yılına geldiğimizde bu sefer bir kaç yangından birden bahsediyoruz. 1782 yangınları olarak anılan bu yangınlardan sonra "Harik Risalesi" yayınlanıyor (Bunlar da ne? diye soracak olanlara; harik = yangın, risale = kitapçık diyerek bilgiyi de vereyim). 20.000 kadar binanın harap olduğu, bu nedenle evsiz kalanların ise İstanbul'un çevresinde bugün Çorlu, Düzce, Tuzla gibi adlandırılan bölgelere çok ettiği söylenmekte. Bu göçler ile beraber nüfus yapısının da değiştiği bir yangın olması açısından önemlidir.

1861 Ayvansaray yangınından sonra, yangın öncesi geleneksel, organik dokudaki yerleşim planları; ızgara sistemli ve yolların birbirlerini dik kestiği ortagonal sistemli planlara dönüşmeye başlamıştır.

1865 Hocapaşa yangını ise bazı başka düzenlemelere gidilmesi açısından önemlidir. Bu yangın sonrası "Islahat-ı Turuk" (Yolların düzenlenmesi) komisyonu kuruluyor. Kurul çözüm olarak yollar genişletilmesine karar veriyor. Bugün Çemberlitaş'ta bulunan Mimar Sinan'a ait Çemberlitaş Hamamı'nın cephesinin bir kısmı ve Atik Ali Paşa Medresesinin bir kısmı traşlanmıştır. Bugün giderseniz hala hamamın kubbesinin enteresan bir şekilde kesilerek cephenin bitirildiğini, ya da medresenin kesilen kısımlarının üst kata eklenip, Osmanlı İmparatorluğunda medrese tipolojileri içinde tek örnek olan iki katlı medrese yapısını görebilirsiniz.

ve son olarak 1870 Pera yangını. Tarlabaşı'ndan Kurtuluş'a kadar bir alan yanmış, 3000 kadar ev ve dükkan hasar görmüştür.


13 yorum:

Hazel dedi ki...

şuan çok büyük bir gibi gelmiyor yanginlar ama eskilerde onune.gecilemeyen buyuk bir seymis.

yalniz ev sahibinin oldurulmesi de nedir yaa. evinde yangin cikmasi sadece onun mesuliyetinde mi oluyormus.

Mr.E dedi ki...

Eğer çıkan yangında can ve mal kaybı varsa buna sebep olduğu için öldürülüyor diye kalmış aklımda ama tekrar bakmakta fayda olabilir tabi :)

Ebru i.S. dedi ki...

çok güzel!iyi ki başlamışsın seriye.
yangın çıkan ev-dükkan sahibinin öldürülmesi kanununun mantığı neymiş çok merak ettim.illa kendi suçu olması gerekmez bu yangın..
ehil olmayan kişilerin inşaat ve mimari ile uğraşması oldukça eski bir gelenek demek ki istanbul'da:)
itfaiye teşkilatı ne zaman kurulmuş?üşendim google'a girip bakmaya,sana soruyorum:)

Ahu dedi ki...

Okuyunca fark ettim. En korktuğum afet yangın sanırım.

Mr.E dedi ki...

Ebru, belirli yasaları yapıldıkları dönemdeki şartlar üzerinden değerlendirmekte fayda var. O yüzden mutlaka kendi içinde mantıklı bir sebebi vardır böyle bir düzenleme yapılmışsa.

Ehil olmayan kişilerin ta o zamanlardan işimize göz koymalarının acı sonuçlar doğurduğu o zaman belli olmuş ama çözüm bulunamamış ne yazık ki..

İtfaiye teşkilatının kuruluşunu bilmiyorum, ama en son yazdığım pera yangınında tulumbacıların görev yaptığı biliniyor. Dolayısıyla 1870'ten sonra diyebilirim herhalde :)

Mr.E dedi ki...

Ahu, Allah yaşatmasın diyeyim o zaman

Aslı dedi ki...

İstanbul serisi harika bir yazı dizisi olacak gibi gözüküyor.... Merakla okudum hepsini. Bundan sonra ki konularda İstanbul da ki depremlere de değinirsen harika olur :). Daha önce Prof. Dr. Nurhan Atasoy dan tarihin arka odası programında dinlemiştim ama geç saate kadar sürünce uyuyakalmıştım... çok ilginç hikayeleri var İstanbul'un, çok ilgi çekici...
not olarak ta merak edip araştırdım ilk itfaiyeyi. 1714 yılına kadar yangınları yeniçeriler, kanca, balta, su kovası vesaire gibi itfaiye aletleriyle söndürürlermiş. Hatta söndürme işlemine katılanlara ikramiye verilirmiş ödül olarak. yazının devamını da yzmak isterdim ama çok uzun olacak şöyle bir link ile noktalıyorum konuyu;

http://www.yangin.org/dosyalar/istanbul_itfaiyesi.pdf

Mr.E dedi ki...

İşte yorum diye buna derim! Süpersin :D

Depremler yangınlardan sonra geliyor hemen zaten :)

Başka yorum yapacak arkadaşlara da senin yorumun üzerinden duyuru yapayım. Elinizde başka bilgi olursa yorum olarak paylaşın ki gelip okuyan benim bulduklarım dışında başka kaynakları da inceleme şansına sahip olsun :)

emir begit dedi ki...

Mr.E aşçı, mimar, sosyal, ressam, dj, kaşif, bilgiç, arkadaş, dost, kardeş daha daha daha sen nesin benim hafif iri yarı bezelyem :)

francesca mckennitt dedi ki...

MEB binası yangının üstüne cuk oturmuş hakikaten... Yangın çok fena bişi... Bu yaz biz de öyle bir tehlike atlattık, sitenin sınırına geldi alevler. Kendi çabalarımızla söndürdük resmen koca orman yangınını. Kaç gün uyuyamadım korkudan. Lanet ettim ağaçları kesemiyorum bari yakayım da ev yapayım diye yüzlerce insanın hayatını hiçe sayan binlerce, milyonlarca para canlısı insan görünümlü varlıklara...

Semi M.Eller dedi ki...

Demek seri başlamış. Güzel bir başlangıç olmuş.
Benim kafamdaki soruları yorumları okuyunca bitirdim:)
Bir sonraki bölümü merakla bekliyorum:)

Mr.E dedi ki...

Fran, Kontrol dışına çıkan her nevi olay kötü, yangın etkisini çabuk gösterenlerinden biri sadece

Mr.E dedi ki...

Semi, Bir sonraki bölümde de depremler olacak bakalım biraz yazacak vakit bulursam :)