31 Aralık 2012 Pazartesi

Uuuu Mimlendim beybi! #35

Bu mimi bilerek en sona bıraktım. 2012'nin son mimi bu olsun dedim. Pisliğin önde gideni, hobbit kılıklı ( kıh kıh kıh ) Sam mimlemişti beni. Mimin ana fikri yeni yıl isteklerimiz. Geçen sene yaptığım mimi açtım baktım. Dileklerin çok azı gerçekleşmiş, bir iş konusunda mutsuz değilim, ikinci olarak da kazasız belasız tezi teslim ettim. Onun dışındaki dileklerde bir değişim, bir gelişme, bir güzelleşme yok. İşte bu yüzden 2012 bir an evvel bitebilir. Hiç de üzülmem üstelik :) Neyse lafı daha fazla uzatmadan 2013'ü kenara çekip ne istediğimi sıralayayım bari;

  1. Hazır ucundan kıyısından çalışmaya başladığıma göre, artık şöyle para kazanan bir adam haline geleyim. Hiç bir dönemde çalışırken içimde o coşku, o para kazanma isteği yokken; şimdi iş olsun da çalışayım, para kazanayım derdindeyim. Dolayısıyla bu mekanizma düzgün işlesin, alacaklarım gecikmesin, hayat bayram olsun :)
  2. Milletin birbirini anlamasını dilemiştim geçen sene. Bu sene o dilekten vazgeçiyorum çünkü gördüm ki bu değişmeyecek. O yüzden böyle insanlarla daha az karşılaşayım, böyle insanlara daha az işim düşsün. Salak şeyler yüzünden kimse canımı sıkmasın, ben de kırıcı olmayayım
  3. Tezi verip, ünvanı kaptığıma göre; o kadar okumama değsin. İş çıksın, dolaşayım. 2011 iyi yol yaptırmıştı, 2012 sönük geçti. 2013'te gezeyim dolaşayım yine. İş için olur, keyif için olur. Otur otur sıkıldım hacı.
  4. Valla şimdiye kadar "yeni yıl sağlık getirsin" dileğinin gerçekleştiğini görmedim. Üstelik 2012 bu konuda bokum gibi geçti. Olabilecek her türlü bokluk oldu. 2013'te yine sağlık sorunları olacaktır. Olmasın diye dilekte bulunmak pollyannacılık olacaktır. Allah dermansız dert vermesin diyeyim
  5. Bu maddeyi sizin için boş bırakıyorum; çok istediğiniz bir şey gerçekleşsin ;) .............................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................
  6. Savaş olmasın, bak o çok önemli. Kimseyle savaşmayalım.
  7. Piyangoyu unutmamak lazım, bu sene çıksın artık ;)
  8. Rejim yapıyorum (nispeten) ama hala istediğim kiloda değilim. Bu sene 81 kiloya ineyim tekrar :)
  9. Osmanlıcaya başladığımı yazmıştım. Osmanlıcayı daha iyi öğreneyim. Fransızcayla ilgili sıkıntılarımı ortadan kaldırayım. Bunların yanına 1 dil daha ekleyeyim bu sene
  10. Sevdiğim bütün insanlarla, beraber geçirdiğimiz sürenin hakkını verecek şekilde pek çok, neşeli, ileride gülerek anlatacağım anım olsun
  11. Askerlik ile ilgili işim artık netleşsin. Ne olacak ne olmayacak bileyim. Daha fazla kafamı kurcalamasın
  12. Sefkilim Nino hatunu daha çok göreyim. Beraber çok zaman geçirelim. O beni çok sevsin, ben onu çok seveyim. Mutlu olalım 2013 boyunca :)
Kimseyi mimlemiyorum. İsteyen üstüne alınıp yazsın. Bunu yılın son yazısı olarak yazdım. Dolayısıyla değerlendirmeyi de kendi içinde çözmüş oldum ;) Ufaktan mutfağa girip akşam için yemek yapmaya başlamak lazım :)

Herkese, en az sizler kadar güzel bir 2013 olmasını dilerim ^_^

26 Aralık 2012 Çarşamba

Playlist 37

Sabah erken saatte kalkmamız gerekiyor... Bir sağa bir sola dönüyoruz, yataktan kalkmamak için türlü şekillere giriyoruz. Biz tam uyanmadan önceki "uzatmaların" tadını çıkartırken alarm çalmaya başlıyor. Elimiz mahkum, kalkıyoruz. Önce yüzümüzü gözümüzü bir yıkayıp doğru mutfağa.. alıyoruz kahvemizi, bakıyoruz gazeteler ne diyor. Kahvaltıydı, hazırlıktı derken evden çıkıp işe gitme vakti geliyor. Evden çıkıp ofisten, dükkandan içeri girene kadar yolda, durakta, otobüste, vapurda, metroda her yanda insanlar.. kibarı, kabası, yerlisi, yabancısı...ama bir şekilde gideceğimiz yere varıp çalışıyoruz sonunda. Akşama kadar kimi zaman neşeli, kimi zaman sıkıntılı ama bir şekilde bitiyor o gün. Hatta isyan edersin bazen "neden ben?" diye. Yine de rutine bağlanmıştır durum, kabul edersin halini. Ertesi gün tekrar geri döneceğini bilerek çıkarsın eve dönüş yoluna..Bu yol eğer İstanbul'da ise bazen şehirler arası yolculukmuş gibi gelir insana, gidersin gidersin bitmez o yol. Bir şekilde evine, kalene tekrar ulaşmışsındır. Artık güvendesindir, orası senin çöplüğündür. Güzel bir akşam yemeği ve bir miktar kafa boşaltmadan sonra rutini tamamlamak için tek yapılması gereken yatağa dönmektir. Yatıp güzel bir rüya görmeyi dilerek koyarsın kafanı yastığa, ertesi sabah yine erken kalkman gerektiğini bilerek.

23 Aralık 2012 Pazar

İstanbul Tarihindeki Yıkıcı Olaylar - Yangınlar

Sizlere bahsettiğim üzere İstanbul ile ilgili yazmaya çok vakit geçirmeden başlamamda fayda var. Geçen hafta yüksek lisansta bizlere koruma kuramı dersini veren sevgili hocam, Doç. Dr. Deniz Mazlum "İstanbul Tarihindeki Yıkıcı Olaylar" isimli bir konuşma yapmıştı. O konuşmada aldığın notlar ve konuşmanın kurgusu üzerinden, İstanbul ile ilgili seriye başlıyoruz. Sıcak bir içecek alıp arkanıza yaslanın ve bakın bakalım bu şehirde neler neler olmuş...

Ben konuları bölerek anlatacağım, böylece çok sıkıcı olmadan demek istediklerimi aktarabilirim sanırım. İlk yazı İstanbul tarihindeki yıkıcı yangınlarla ilgili olacak. Bunlardan ilki 1539 Zindankapı yangını. Çok büyük bir alana yayılan yangın, aynı dönemde veba salgınına da denk geldiği için çok sayıda can kaybı ile sonuçlanmış. 

Daha sonra 1540 Eski Saray yangını gerçekleşiyor. Bu yangın sırasında Kanuni Sultan Süleyman Edirne'de bulunduğu için ciddi bir can kaybı yaşanmamıştır. Bugün İstanbul Üniversitesi'nin Beyazıt Kampüsünün olduğu yerde bulunan eski sarayda çıkan bu yangında çok sayıda yapı hasar görmüştür. Ayrıca bu yangına kadar geçerli olan "yangın çıkan ev ya da dükkan sahibinin öldürülmesi" hükmü, yangının sarayda çıkması ve padişahın öldürülemeyeceği gerçeği ile çakışması sebebiyle kaldırılıyor.

1569 Yahudi Mahallesi yangını geliyor daha sonra. Bir hafta aralıksız süren yangında 36.000 kadar ev yok oluyor. Ehil olmayan kişilerin mimarlık yaptıkları, bu sebeple ocakların yapılması gibi yapılmadığı ve bunların bu yangınlara sebep olduğu konusunda Mimar Sinan'a şikayetlerde bulunulup, bu konuyla ilgili bir şeyler yapması isteniyor. Ayrıca bu yangın sonrası çatıya çıkacak bir merdiven ve bir bidon, kova vb. yerde su bulundurulması gibi naif sayılabilecek bir karar alınıyor.

1574'te Topkapı Sarayı Mutfakları yangını yaşanıyor. Bugün Topkapı Sarayında bulunan mutfaklar bu yangından sonra tamamen yanmış ve kullanılmaz hale gelmişlerdir. Bunun üzerine de Mimar Sinan tarafından yeniden yapılmışlardır.

1633 Cibalikapısı yangınında ise şehrin beşte biri harap olmuş, pek çok anıt zarar görmüştür.

Bu yangından sonra 1660 yılında Haliç'te küçük bir dükkanda çıkan yangın kısa sürece hızlı bir şekilde yayılmış. Bu yangın sonucu yüzden fazla saray ve köşk, pek çok hamam, mahzen ve dini yapı zarar görmüştür.

1718'da yaşanan Haliç yangını için "Denizden denize yangın" tabiri kullanışmıştır. Haliç kıyısında başlayan yangın bütün yarım adayı katedip Marmara denizi kıyısına kadar ulaşmış, yol boyunca pek çok yapıyı yakmıştır.

1755 yılında yaşanan Hocapaşa yangınında ise pek çok resmi yapı zarar görmüştür.

1782 yılına geldiğimizde bu sefer bir kaç yangından birden bahsediyoruz. 1782 yangınları olarak anılan bu yangınlardan sonra "Harik Risalesi" yayınlanıyor (Bunlar da ne? diye soracak olanlara; harik = yangın, risale = kitapçık diyerek bilgiyi de vereyim). 20.000 kadar binanın harap olduğu, bu nedenle evsiz kalanların ise İstanbul'un çevresinde bugün Çorlu, Düzce, Tuzla gibi adlandırılan bölgelere çok ettiği söylenmekte. Bu göçler ile beraber nüfus yapısının da değiştiği bir yangın olması açısından önemlidir.

1861 Ayvansaray yangınından sonra, yangın öncesi geleneksel, organik dokudaki yerleşim planları; ızgara sistemli ve yolların birbirlerini dik kestiği ortagonal sistemli planlara dönüşmeye başlamıştır.

1865 Hocapaşa yangını ise bazı başka düzenlemelere gidilmesi açısından önemlidir. Bu yangın sonrası "Islahat-ı Turuk" (Yolların düzenlenmesi) komisyonu kuruluyor. Kurul çözüm olarak yollar genişletilmesine karar veriyor. Bugün Çemberlitaş'ta bulunan Mimar Sinan'a ait Çemberlitaş Hamamı'nın cephesinin bir kısmı ve Atik Ali Paşa Medresesinin bir kısmı traşlanmıştır. Bugün giderseniz hala hamamın kubbesinin enteresan bir şekilde kesilerek cephenin bitirildiğini, ya da medresenin kesilen kısımlarının üst kata eklenip, Osmanlı İmparatorluğunda medrese tipolojileri içinde tek örnek olan iki katlı medrese yapısını görebilirsiniz.

ve son olarak 1870 Pera yangını. Tarlabaşı'ndan Kurtuluş'a kadar bir alan yanmış, 3000 kadar ev ve dükkan hasar görmüştür.


22 Aralık 2012 Cumartesi

Mr.E mutfakta #13

İstanbul ile ilgili ne yazsam diye düşünürken aklıma geldi ki ben uzun süredir yemek tarifi de paylaşmamışım. Bu açığı gidermek için, bugün en azından bir tarif koyayım buraya diye düşündüm ve karşınızde Beğendili Lazanya :)


Öncelikle malzemelerimizi sayalım; bir büyük soğan, bir havuç, bir veya iki adet yeşil biber, dört adet domates, yarım kiloya yakın kıyma (Ben tavuk kullandım, kıymayı kendim yaptım. İsteyen hazır et kıyması da kullanabilir), Zeytinyağ, Tereyağ, Un, 5 adet orta boy patlıcan, tuz, karabiber, rende kaşar peyniri


Yaparken bazı detayları da fotoğraflarla anlatayım, bilmeyen varsa ona da yol gösterici olsun. Soğanın kabuklarını ayırdıktan sonra ikiye bölüyoruz. Bu aşamada eğer soğanı tuz ile ovarsanız, soğanı keserken gözünüz yaşarmayacaktır. İkiye böldüğümüz soğanı şekildeki gibi, dibinde az bir bölümü kesilmemiş bırakacak şekilde kesiyoruz.


Daha sonra bu soğanı şekildeki gibi yatırıp bu sefer tamamı kesilecek şekilde kesiyoruz.


Ve soğanı son bir kez döndürüp, kesmediğimiz doğrultuda kesersek, soğanlarımız küp şeklinde ve kullanıma hazır hale geleceklerdir.


Daha sonra diğer malzemelerimizi de hazırlayıp, bir kenarda bekletiyoruz. Domateslerimizin kabuklarını soyup, küp küp doğruyoruz. Biberin çekirdeklerini temizledikten sonra uzunlamasına 4 parçaya ayırıp ince ince kesiyoruz ve son olarak soyduğumuz havucu rendeleyip bir kenara alıyoruz.



Bu sırada bunları yaparken bir yandan da patlıcanları közleyeyim diyorsanız; Öncelikle patlıcanları delmeyi unutmayın. Yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi ben ne olabileceğini göstermek adına delmeden koydum, alttan ikinci patlıcana bakarsanız, patladığını göreceksiniz. Patlıcanlarınızı delerseniz bir yandan sularını bırakacakları için patlamalarının önüne geçmiş olursunuz. Diğer yandan bu akacak su çok leş bir şey olduğu için patlıcanları közlerken altlarına pişirme kağıdı serilmiş fırın tepsisi koymanız, fırını temizlemenizden daha kolay olacaktır ;)




Eğer ben evde kendim yaparım kıymamı diyorsanız, benim yaptığım gibi yapabilirsiniz. Öncelikle tavuğu şerit şerit, daha sonra da küp küp olacak şekilde kesmek gerekiyor. Daha sonra bunları bir araya toplayıp, varsa satır yoksa geniş bir bıçak ile kıymaya başlıyoruz. Kıyma işlemini bir kaç kez yaparsanız sonuç daha iyi olacaktır.






Sonra bir tencerenin içinde bir yemek kaşığı zeytinyağını kızdırıyoruz ve ilk olarak soğanlarımızı öldürüyoruz (hafif şeffaflaşıp, yumuşayıncaya kadar tencerede çeviriyoruz yani artistliği bir kenara bırakırsak :P) Daha sonra sırayla; biberi, havucu ve domatesi ekliyoruz. Hepsini iyice karıştırdıktan sonra tavuk kıymamızı ekliyoruz. Eklediğimiz anda gördüğünüz gibi pembemsi bir rengi var. Son fotoğrafta olduğu gibi rengi hafif beyazlaşana kadar karıştırarak pişiriyoruz malzemelerimizi. Daha sonra pembe et kalmadığından emin olduğumuzda, bir tutam tuz ve karabiber ekleyip, harcı iyice karıştırdıktan sonra tencerenin kapağını kapatıp bir 20 dk pişiriyoruz bütün malzemeyi.


Harç pişerken biz de beğendimizi yapmaya başlayalım. Fırından çıkarttığımız patlıcanları gazete kağıdı üzerine alıp biraz soğumalarını bekliyoruz. Gazete kağıdı önemli çünkü kabuklarını soyarken bu namussuzlar leş gibi akacaklar her yere. Bu nedenle en son, kabukları gazete kağıdı ile beraber sarıp atıyoruz. Neyse çok dağılmayalım. Patlıcanların kabuklarını soyup şekildeki gibi bir kaseye, saplarına yakın bir yerden keserek alıyoruz.



Daha sonra ise bu patlıcanları bir çatal yardımıyla liflerine ayırıyoruz. Bu aşamada eğer zorlanıyorsnız, patlıcanları kabulkarından ayırdıktan sonra bir kesme tahtasının üzerinde şekilde benim yaptığım gibi çatal yardımıyla liflerine ayırıp kaseye koyabilirsiniz de.


Geldik beşamel sosumuzu yapmaya. Önce 100 gr kadar tereyağını derince bir teflon tavada eritiyoruz. 



Daha sonra kaşığı ne kadar doldurduğunuza bağlı olarak (şekildeki gibiyse 4, normal tepeleme değilse 5 kaşık) erittiğimiz tereyağına ekleyip unu kavuruyoruz. Bu aşamada unun topak topak kalmamasını sağlamak önemli, dikkat edin.



Unu iyice kavurduktan sonra, yavaş yavaş yarım litre süt ekleyeceğiz. Fakat hepsini bir anda eklerseniz yine şekildeki gibi kavurduğumuz un topak topak olacaktır. Bu nedenle sütü yavaş yavaş ekleyip, karışımın tamamını sos haline gelene kadar karıştırmakta fayda var. Yoksa işiniz beklediğinizden uzun sürecek, beşamel sosunuz beklediğiniz gibi olmayacaktır.


Beşamel sosu hazırladıktan sonra liflerine ayırdığımız patlıcanlarımızı ekliyoruz sosun içerisine.


İyice karıştırıp biraz daha pişirdikten sonra sosun altını kapatabiliriz. Sonuç ürün fotoğraftaki gibi olacaktır.


Daha sonra fırınlanabilir bir kabın zeminine biraz beğendi döküp, yayıyoruz. Böylece fırın kabımızın dibini yağlamamıza da gerek kalmıyor. Beğendiyi yaydıktan sonra üzerine lazanya yapraklarını dizmeye başlıyoruz.


İlk katı dizdikten sonra üzerini harcımızla tamamen kapatıyoruz. Harcımız sulu olduğu için, sulu olarak harcı koyarsanız, lazanya yapraklarını da ıslatmış oluruz.


Harcı koyduktan sonra, üzerine ince bir kat beğendi koyuyoruz. Böylece kaç kat yapacaksak bu yaptığımız işlemi tekrar ediyoruz.


En son kat lazanya yapraklarını koyunca, kalan beğendimize 100 gr kadar kaşar rendeliyoruz ve son katı tamamen beğendi ile kapatıyoruz.


200-220 dereceye getirdiğimiz fırında lazanyamızı 20 dakika kadar fırınlıyoruz.


Ve lazanyamız hazır! Afiyet olsun


Hatta hemen Emir'e afiyet oldu. Bakalım o ne diyecek lazanya ile ilgili :))

20 Aralık 2012 Perşembe

İstanbul üzerine bir yazı

Böyle bir başlık attıktan sonra aslında daha doyurucu bir yazı yazmak istiyordum ama bu yazı taslak olarak kaldıkça bu fikrim giderek değişmeye başladı. Tek bir yazıda bir çok bilgiyi vermenin o yazıyı zenginleştirmekten ziyade boğup öldüreceğini düşünmeye başladım. Böylece "Ulan acaba böyle bir seri mi yapsam?" fikri çıktı ortaya..Görüşleri alayım sonra ne yapacağıma bakayım dedim...Hadi dökülün bakalım, kulağa nasıl geliyor söyleyin hele :)

16 Aralık 2012 Pazar

Uuuu Mimlendim beybi! #34

Vay arkadaş! En son Eylül ayında mim yapmışım... Sevgili Mia mimlemiş beni sağolsun. Hem cevaplayayım hem de biraz hamlığımı atayım, kolay değil neredeyse 3 ay olmuş..Bakalım eski performansımı gösterebilecek miyim :)

Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?

Kesinlikle mantığım! Ben mantığım ve yaptığım gözlem ile para kazanan bir adamım o yüzden duygularımın ön plana geçmesinin imkanı yok. Ha şöyle bir durum var ama. Mesele benim kendi hayatımsa, duygu ya da içgüdü adını her ne koyarsanız, bazen karar verme aşamasında mantığımın müdahale edemediği noktalarda "içime doğduğu" şekilde hareket ederim. Dediğim gibi adına duygu diyorsanız adı duygu olsun ama her zaman mantık bir adım öndedir ;)

İnsanlar niye mutlu değiller? Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?

İnsanlar olmayan sorunlarla vakit harcadıkları için mutlu değiller. Sahip olmadıkları şeyler için üzülüp, bunun bütün hayatlarını etkilemesine izin veriyorlar. Bu yüzden de ne işlerinde, ne kendi özel hayatlarında ne de sosyal platformlarda aradıklarını bulamıyorlar, çünkü temelde ne aradıklarının da farkında değiller. Sağolsun popüler kültür hep daha yenisini daha hızlısını daha güzelini almamız, kullanmamız hatta istememiz konusunda bizi manipule ediyor. Hep dış mihrakların oyunları bunlar :)

Çok para harcayıp, keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı?

Mantığım hep ön planda yer aldığı için çok parayı boş yere harcamamaya dikkat ediyorum. O nedenle de bir şeye çok para vereceksem öncesinde bir hafta ararştırır, bütün artılarını eksilerini değerlendirir öyle satın alırım. O nedenle bu sorunun cevabı hayır.

Haklı olduğun bir konuda kendini savunur musun? Yoksa susmak adalet mi dersin?

Bu durum yerine ve zamanına göre değişir. Eğer haklıysam (ki genelde haklıyımdır) ve bunun aksini iddia ediyorlarsa sabırla bekler, yüzlerde oluşan o değişimi sessizce gözlemlemeyi çok severim. Pis pis sırıtırken insanların "ya tamam haklıymışsın yaaa off" diye dönüşümlerini gözlemlemek en büyük zevklerim arasında yer almakta...yıh yıh yıh :D

Ama eğer hakkım bir şekilde yeniyor ve ben o işten kazık yemeye doğru ilerliyorsam, karşımdaki kim olursa olsun kendimi savunurum. Altta kalmam, alttan almam, boşver geç demem. Hele iş inada binerse o iş bende ..oğlak olmak böyle zamanlarda şahane oluyor :D 

Tok gözlü müsün? Yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?

Neler isteyeceğime çoktan karar vermiş olurum diyelim :) Yani hepsinden olsun, hepsi benim olsun diyeceğime; "bunlar var, şundan istiyorum ama onun için daha erken, zamanı gelince o da olur" diyenlerdenim diyelim :)

ve Westeros 15. Noteri Ned Stark ile beraber yaptığımız çekiliş sonucu bu mim için seçilen talihlilerimiz;

26 Kasım 2012 Pazartesi

Son bir kaç günde ne gördüm?

Aslında ne gördüğümü buraya fotoğraflayacaktım..ta ki fotoğraf paylaşabileceğim alanın kotasını doldurduğum uyarısını alana kadar. Daha sonra ne olur nasıl olur derken bir baktım ki Picasa'dan foto yükleyebiliyorum! Allah dedim tamam sorunu çözdük yeni bir yazar eklemek zorunda kalmıyorum..oydu buydu derken bir şekilde makinaya Picasa kurdum. (Yine işe yaramadı, diğer hesabımı yazar olarak ekledim onun üzerinden foto yükledim. Şunun başka bir olurunu bilen varsa ve söylerse çok şahane olacak ^_^)

Bu aşamaya kadar herşey çok güzeldi zaten. Ne zaman Picasa bilgisayarımdaki bütün fotoları kendi altında sınıflamaya başladı, işte o zaman anladım problemin ne kadar büyük olduğunu. Bu söylediğim işlem tam 1 (bir) saat sürdü!!! Bir şekilde bu problemi "izlerken" farkına vardım ki aslında bilgisayar çöplüğe dönmüş. Zamanında ne bulduysam yüklemişim bulunsun diye. Temizlik adı altında silmenin en iyisi olduğuna karar verip başladım temizliğe...

Bu noktada şunu sormak istiyorum sizlere; bir bilgisayarda kullanılmayan dosyalar ne kadar yer kaplar en fazla?

100 Mb?

1 Gb?

10 Gb?

Nedir yani bunun oluru? Kaça kurtarır???

!!!!!!!TAM 75 GB GEREKSİZ DOSYA SİLDİM ARKADAŞ!!!!!!! TAM YETMİŞBEŞ GİGABAYT!!!!!!!!!!

Ne biriktirmişim, ne tutmuşum içimde arkadaş...dert olsa kanser olurdum demek ki...piii ucuz yırtmışım vallahi billahi :)

Neyse bakalım lafı daha uzatmadan biraz foto paylaşayım da post amacından çok da sapmamış olsun :)

Fuara giderken çektim bunu, birinin postişi...Metrobüs gerçeği, adeta vahşi yaşam :P

Bu da fena gözükmedi gözüme şaka maka :)

İstanbul Tasarım Bienali - Özel Galata Rum İlköğretim Okulu

İstanbul Tasarım Bienali - Özel Galata Rum İlköğretim Okulu

İstanbul Tasarım Bienali - Özel Galata Rum İlköğretim Okulu

İstanbul Tasarım Bienali - Özel Galata Rum İlköğretim Okulu

İstanbul Tasarım Bienali - Özel Galata Rum İlköğretim Okulu

İstanbul Tasarım Bienali - Özel Galata Rum İlköğretim Okulu

Geçen gün dolmuştan çektiğim gökkuşağı

Bu da biraz oynadıktan sonraki hali :)

Taksim

Taksim

Karaköy

21 Kasım 2012 Çarşamba

20 Kasım 2012 Salı

Playlist 34

34. playlist'e geldiğimize göre bu sefer de temamız İstanbul olsun




*Bu son parça da bugün kaybettiğimiz Cemil Özeren anısına gelsin. Mekanı cennet olsun...

16 Kasım 2012 Cuma

İstanbul Tasarım Bienali'nde bir Mr.E

Dün çıkıp arkadaşlarla İstanbul Tasarım Bienali'ne gidelim dedik. Sergiler iki farklı mekanda, İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu'nda. Biz önce İstanbul Modern'de bulunan sergiyi görelim dedik. Hazır oraya gitmişken, Bienal kapsamı dışındaki sergilere de girmiş olduk güzel oldu. Aklınızda olsun İstanbul Modern'de perşembe günleri "halk günü" imiş. Girişte herhangi bir ücret ödemiyorsunuz demek oluyor bu sergileri gezerken. Bienal bu uygulamanın dışında yalnız onu da baştan söyleyeyim.

Açıkçası bazı çalışmaları anlamlandıramamış olsam da, çok başarılı çalışmalar da vardı. Mesela (UN) CITY çalışmasını oldukça beğendim, özetlemek gerekirse fotoğraflardan yardım alayım;



Bunun dışında İstanbul'la ilgili bilgilerin yer aldığı bir sergi vardı. Belirli bir noktaya gelip baktığınızda karşınıza İstanbul silüetini çıkartıyordu çalışma


Bu çalışma çok keyifliydi. 40 Nasihat adlı bu çalışma oldukça keyifliydi, kesinlikle görülmesi gerektiğini düşünüyorum hatta :)


Burada gösterdiklerim dışında bir İstanbul-o-matik çalışması vardı ki, buradan sadece ismini veriyorum. Gidip kendiniz deneyimleyim. Uzun zamandır bu kadar eğlenceli bir "kent" çalışması görmemiştim :) Bu da serginin son çalışması...çok manidar


Daha sonra çıkıp bir balık ekmek yemeğe karar verdik 3.30 gibi girip 6.00'da çıkınca sergiden. O sebeple Galata Özel Rum İlkokulu'nda bulunan sergi başka bir güne kaldı. İlk fırsatta gidip ona da bulaşacağım sanmayın bütün vereceğim bilgi bu kadar bu bienal ile ilgili olarak ;)

Sergi sonrası çay faslında arkadaşın Game of Thrones'da bulunan Arya karakteri ile ilgili konuşurken "yaaa o benim idolüm, daha büyüyecek ben olacak o" demesiyle kısa süreli bir kopma yaşadıysak da başka bir olay çıkmadı. Bu arkadaşı da eve dönerken Mr.H gösterdi "bak bak tipe bak" diye. Ayakta kitap okuyan arkadaştan bahsediyoruz burada tabi :) Kitabın kapağını çektiğim foto bulanık çıkınca bunu koydum. Arkadaş trene biner binmez tek eliyle kitabı açtı, uzaktan okur gibi tutmaya başladı. Sonra bir ara cebinden çıkarttığı blackberry telefonla ilgilendi. Ayakta kırmızı gördüğümüz nike marka ayakkabıları da hatırlattıktan sonra artık kitabın kapağında ne olduğunu söyleyebilirim; Che'nin portresi!!! İlgi alanı bu olan kızları tavlamaya çalışıyorsa demek ki yaban çakalı ;) Çünkü o şekilde kitabı o trende okumasına imkan yoktu, daha sonra biraz daha inandırıcı bir şekilde kitap tutmaya başladı oturana kadar geçen sürede.


İstanbul Tasarım Bienali 12 Aralığa kadar devam etmekte, giriş ücretleri ise tek mekanda bulunan sergi için tam 10 tl, öğrenci 5 tl. Hala sürüyorken gidip görün derim.

Yazımızı da trenden inip eve yürürken Mr.H ile söylediğimiz şarkıyla bitirmiş olayım da biraz eskilere götüreyim sizleri ;)