27 Kasım 2011 Pazar

Sessiz Kütüphane - Silent Library - Gaki No Tsukai

Tez için sürekli kütüphaneye gidip gelince insan değişik bir şeyler arıyor ister istemez. Dün eskilere bakarken zamanında çok güldüğüm bir videoyu buldum. Daha sonra farkettim ki bunun devamı da varmış sizlerle de paylaşayım da ortalık şenlensin biraz. :)




(Bu videoların hiç biri benim değildir. Merak edenler için Youtube'dan devamı buluna bilir şeklinde bir yasal açıklama da yapayım da başımız belaya girmesin :)

24 Kasım 2011 Perşembe

Mimarlık öğrencilerine iyi davranın, onlara çok yükleniyorlar

Mekan, hacim, kütle, oran, orantı, ritm gibi kavramların ne olduğunu sorgulamaya başladığınız bir zamanda ilk travmayı tasarım dersinde yaşarsınız. Hocaların verdiği maket ödevini getirdiğiniz ilk derste hoca size "Analoji yapma, amorf olsun" der. Ne dediğini anlamanız zaten iki hafta sürer ki buna hızlı tepki verip maketinizi değiştirmenizi isterler. Ya da bunu beklemez kendileri başlarlar maketinizi kesip biçmeye. Bunun bir diğer muadili ise  istedikleri çizim ödevi üzerinde yaptıklarıdır. Şimdiye kadar hep bir şeyler yapmaya teşvik edilen öğrenciler olarak günlerinizi harcayıp kurşun kalemle yaptığınız çizimin üstünü kırmızı tükenmez kalemle çize çize olmamış, yanlış, burası yeteri kadar iyi değil diye diye çizip bir de yine aynı kalemlerle açıklama yazarlar ki eğer hayatınızda ilk defa birisi yaptığınız bir şeye böyle davranıyorsa oturur ağlarsınız. Merak etmeyin; "ben erkeğim, ben ağlamam ehe ehe" diye aklınızdan geçiriyorsanız insanın sinirden de ağlayabileceğini hatırlatmak isterim. Dediğim gibi çizim ve maket birbirinin eşidir neredeyse. Çizimde durum yukarıda yazdığım gibiyken makette; söküm, kesim, yeniden-yapıştırma, "tut bakayım şunun ucundan" aşamaları mevcuttur.

Çizim aşamasında kurşun kalemle çizerken her şey iyidir ama ne zaman rapido kalem ile çizmeye başlarsınız işte o zaman şenlik başlar. Mürekkebini kendiniz koyduğunuz bir kalemle işiniz bittikten sonra elleriniz Rorschach testine dönmüştür bile. Eğer sabahlamışsanız, sabaha karşı elinizdeki lekelerden anlamlar çıkartmaya başlarsınız. Böylece çizim sürecini keyifli hale bile getirmiş olursunuz. Maket yapımı çizime göre biraz daha tehlikelidir. Elinizi kesme riskinin yanında yapıştırıcıdan kafayı bulma ihtimaliniz de vardır. Bir süre sonra anlamlı - anlamsız, komik olsun olmasın her şeye gülmeye başlamanız bu yan etki yüzündendir. Maket yapım aşamasının en iyi tarafı ise bir süre sonra maket bıçağı ile kendinizi koruyabilecek aşamaya gelmenizdir.

Çizimle ilgili bir diğer ders grubu ise "Yapım bilgisi"dir. Temel, duvar, kapı, pencere, mutfak, banyo,merdiven, çatı, baca ve detay çizimleri bu ders grubu içerisinde öğrenilir. T cetveli denen aletin en çok kullanıldığı ders grubu yine budur. Bu ders grubunun sonunda kendinizi ispat etmek için uygulama projesi çizmeniz istenir. Genelde hocalar gerçekçidir ve imkansızı isterler :) ilk başlarda 35cm x 50cm'lik aydingerlere çizimleriniz sığarken, Uygulama projesi aşamasında pafta boyutları 70x100 hatta 100x140'a kadar büyüyebilir. 

Mühendislik dersleri diye adlandıracağım statik, mukavemet, yapı statiği, betonarme 1 ve betonarme 2 dersleri ile de inşaat mühendisleri ile aynı dili konuşma imkanı kazanırsınız. Yapacağınız şehircilik projesi ile kentsel tasarımcıları, mimari çevre düzenleme dersi ile peyzaj mimarlarını, iç mekan tasarımı dersi ile iç mimarları, bina teknik donanımı ile makine ve elektrik mühendislerini biraz da olsa anlama imkanı kazanırsınız. Bu dersler dışında yazları yapacağınız şantiye, büro, harita ve rölöve stajlarıyla da mezun olduktan sonra çalışabileceğiniz iş dalları konusunda bir fikir sahibi olmanız hedeflenir.

Bunlara ek olarak; bina bilgisi, insan ve mekan, insan ve çevre, sanat tarihi, mimarlık tarihi, yapı malzemesi, imar kuralları, bina tasarımı ve ekonomisi, mimari iletişim teknikleri gibi teorik ve altyapınızı sağlamlaştıracak dersler almanız mümkündür. İhtimal üzerinden konuşuyorum çünkü yukarıda anlattığım dersler Dokuz Eylül'de okuduğum dönemde verilen derslerdi. Bunların yanı sıra öğrenciliğiniz süresince ilginize ve izlemek istediğiniz yola göre alabileceğiniz seçmeli dersler de olacaktır. Mesela ben "Ege'de antik çağ mimarlığı", "Çağdaş Batı mimarlığı ve uygulamaları", "Rönesans mimarisi ve etkileri" gibi seçmeliler almış, çok da eğlenmiştim.

Bütün bu ders faslından sonra mimari tasarım, ya da başka bir deyişle proje derslerine son bir paragraf açmak istiyorum. Mimarlık'ta, özellikle de projelerde tek bir doğru yoktur. Pek çok farklı tasarım kabul edilebilir. Önemli olan nedenlerini sağlam oluşturmaktır. Bu nedenler projenizin "konsepti" olacaktır. Bu konsepti belirlemek ise bir önceki yazıda yazdığım görgü ile gerçekleşen bir durumdur. Siz ne biliyorsanız tasarımınız o olacaktır. Bu yüzden aldığınız teorik dersler, incelediğiniz örnekler, baktığınız dergiler teorik altyapınızı oluşturmak için çok önemlidir. Hatta o yüzdendir ki proje sadece çizim değil, çizim öncesi ve sırasında yapılan araştırmalar da çok önemli bir yere sahiptir.



Not: Geçen yazıda "dış mimar" diye bir şeyin olmadığını anlatmama rağmen hala "ehe ehe dış mimar mısın sen?" diye şirinlik yapmayı düşünen arkadaşlara pek değerli arkadaşım Mr.H'den gelsin;

"Hani siz mimarlığı iç ve dış olarak ikiye ayrılıyor sanıyorsunuz ya.Size belli etmiyoruz ama kendi aramızda çok gülüyoruz lan size :D"


21 Kasım 2011 Pazartesi

Mimar kim değildir?

Bu yazının başlığı aslında "Mimar kimdir?" olacaktı. Fakat ilk yazıdan bu kadar iddialı bir şey yazmak yerine önce çevrede oluşan bilgi kirliliğini biraz olsun temizlemek adına başlığın böyle olması daha mantıklı gözüktü gözüme. Neticede iyi-kötü, doğru-yanlış herkesin kafasında "mimar" kelimesinin bir karşılığı var. Ama acaba bu tanımlardan kaçı gerçekten mimar kelimesinin anlamını karşılıyor, kaçı yanlış bilgiden kaynaklanıyor biraz bunu netleştirmekte fayda olabilir.

  • Mimar, "Bina çizen" insan değildir bir kere. Normal şartlarda çizim işini teknik ressamlar yapar. Ama ülkemizde mimari konulara daha hakimler diye yeni mezun mimarların çok büyük bir kısmı teknik ressam olarak kullanılır. Onlar da zaten üç otuz paraya çalıştırılmaya ses çıkartamazlar "yaşasın tecrübe kazanıyoruz" diye düşündükleri için. Ama belli bir süre sonra geriye dönüp baktıkları zaman bu süreçte mesleki eğitim konusunda bir gelişme kaydetmediklerini farkedip, asıl yapmak istedikleri işe küserler.
  • Mimar, projenin altına "para kazanmak için imza atan" adam da değildir. Aynı projeleri çevirip çevirip, bir iki değişiklikle yeniden sunup, altına imza atıp, yaptığı işe saygı duymayan biri değildir mimar. Hele ki; imza atmanın çok bir çaba gerektirmemesi nedeniyle çok komik fiyatlara imzasını satıp, "sözde" meslektaşlarının fiyatlarını aşağı çeken biri hiç değildir mimar. İmzasını satıp geri kalanı ile ilgilenmeyenlerle, akşam müşteri bulmak için yol kenarına çıkan insanlar temelde aynı işi yapmaktadırlar...
  • "Dış" değildir mimar. Evet iç mimar vardır. Ama Aristo mantığı ile "iç değilse kesin dıştır, o zaman sen dış mimarsın" gibi bir yaklaşım sizi bir yere götürmez ne yazık ki. "Mimar" kelimesinin iş tanımı, uzmanlaşmanın önemi arttıkça değişmiştir ama bu kesinlikle içinde "dış" sıfatını barındırmaz. Siz siz olun bir mimara ne iş yaptığını sorduktan sonra ikinci soruyu "iç mi? dış mı?" şeklinde sormayın. Bu komik dahi değildir, hele ki proje yetiştirme aşamasında gergin bir mimara sorulduğunda kalp bile kırabilir alacağınız cevap.
  • Üç boyutlu çok şık görseller hazırlayan insanlar da değildir mimarlar. Bu sadece bir sunum tarzıdır ve yapılan işin müşteriye anlatılması aşamasında kullanılan yöntemlerden biridir. Mimar sadece görsel de hazırlamaz, o görselde anlattığı binadır onun kaygısı. Nasıl daha şık, daha göz boyayıcı şekilde binayı sunup müşteriyi oyalamak ya da kandırmak değil.
  • Mimarlık fakültesini bitiren insan değildir mimar. Mimarlık fakültesini bitirdiğinizde mimar olmazsınız. Mimarlıkla ilgili bir takım bilgilere sahip olursunuz ama bu sizi mimar yapmaz. Mimarlık proje ile iş başında ve usta çırak düzeniyle öğrenilir. O yüzdendir ki yeni mezun mimarların "düzgün işler yapan düzgün insanların" yanında işi öğrenmeleri gerekmektedir. Ama bunu teknik ressam olarak değil mimar olarak öğrenmeleri, en azından bunu talep etmeyi bilmeleri gerekmektedir. Yoksa mimarlık fakültesi bitirmeden de mimarlık yap-an/mış çok önemli insanlar vardır ki bunlardan bir tanesi Modern Mimarlığın babası Le Corbusier'dir.
  • Cahil ya da tembel adam değildir mimar. Mimarlık zaten bir görgü mesleğidir. Bu yüzden sürekli okuması, araştırması, incelemesi, gözlemlemesi gerekmektedir. Bir oyuncu nasıl rolüne hazırlanırken rolü gereği oynayacağı insanın hayatına benzer hayatları incelerse, mimar da eline gelen iş ile ilgili olarak benzer örnekler üzerinden analiz yapıp mekanın gereksinimlerini anlamalı ve buna yönelik bir çözüm bulmalıdır. Hayatında gece kulübüne gitmemiş bir insan nasıl bir gece kulübü tasarlar sizce? Unutulmamalıdır ki, tasarlanan kağıt üzerinde bazı çizgilerin nasıl bir araya geldiği değil sonucunda oluşacak olan atmosferdir.
Şimdilik aklıma gelenleri sıralamaya çalıştım ama elbette ki yukarıda yazdığım maddelere daha pek çok şey eklenebilir. Ama bundan daha uzun yazarsam da hepsi okunmaz onun da farkındayım. Şimdilik açılışı böyle yapmış olalım. Aklıma geldikçe diğer maddeleri de sizlerle paylaşırım

18 Kasım 2011 Cuma

Özür dilerim

Akşam izleyin diye önerdiğim program ile ilgili olarak son yıllarda yaşadığım en büyük hayal kırıklığını yaşamaktayım. İnsanların kendi projelerini övdüğü, her konu hakkında yüzeysel bir şeylerin paylaşıldığı ama sıkıntı kısmına gelindiği zaman dalga geçildiği, çağırılıp konuşmayan konukların olduğu bir şey var televizyonda. Valla mimarlık tartışılacak olduktan sonra kimin tartışacağı değil neyin tartışılacağı önemlidir diyordum sabahtan beri ama bu akşam gördüm ki durum öyle değilmiş ne yazık ki. Meslek dışı insanlara oturup kendini anlatmaktan ziyade fevkalade bir laf kalabalığı ile geçti program. Ben mimar olarak mimar ne yapar anlamadım, mimar olmayan birinin ne anladığını düşünemiyorum bile. O kadar duyuru yapıp insanları program konusunda haberdar etmekten dolayı bir meslektaşınız, bir arkadaşınız olarak hepinizden özür dilerim

17 Kasım 2011 Perşembe

Yardım isteği hakkında

Şimdi şöyle ki; geçenlerde sizden istediğim yorumlar bu akşam yayınlanacak ve mimarlığın tartışılacağı "muhabbet kralı" programı içindi. Bana katılım ile ilgili bir bilgi gelmediği için görünen o ki akşam televizyonun karşısındayım ben de..Katılan herkese teşekkür ederim. Umarım programa katılanlar bu belirtilen problemlerle ilgili de bir şeyler söylerler

16 Kasım 2011 Çarşamba

Kitap Fuarı

Şunu anladım ki bu sene fuara gitmek tam bir don kişot'luk. Metrobüs Avcılar - Beylikdüzü hattının çalışmaları nedeniyle trafik zaten leş, bir de fuar alanını öyle bir yeri kurmuşlar ki git git bitmiyor arkadaş. Bunu Florya'da yaşayan biri olarak söylüyorum ki Anadolu yakasından gitmek isteyenler neler hissediyordur fuara giderken düşünmek bile istemiyorum...

Taschen'in standında Bjarke Ingels Group'un (sevdiğimiz Danimarka'lı bir mimarlık bürosudur kendileri) YES IS MORE isimli kitabını da bulup hemen kaptım, çok mutluyum ^.^ -Bu arada buraya not alayım bir ara sevdiğim ilginç olabilecek mimarlık bürolarını buradan paylaşayım hı hı evet-

İki senedir fuara kaynak kitap almaya gidiyorum. Bu sene bir değişiklik yapıp Uykusuz standından Emrah Ablak'ın yeni Tübitak'ını ve Bülent Arabacıoğlu'nun En Kahraman Rıdvan'ını 3 cilt halinde satıyorlardı onu da affetmedim :) Bir ara bir yerde Abdülcanbaz'ın 5 ciltlik seri halinde satıldığını gördüm ama emin olamadım. Babam'da eski orijinal halleri varken bunlar o seride var mı yok mu bilemediğim için onu da es geçtim ama ilgilenen olursa seve seve tavsiye ederim :)

Son olarak, hafta içi ve kısmen erken bir saatte gidelim diye uğraşmamıza rağmen içerisi çocuk doluydu. Hatta bir ara cinnet geçirip etrafa saldıracaktım. Sürekli bir viyaklama, sürekli bir uğultu. Bir de insanlarda etrafa saygı kalmamış arkadaş. Ben ufak tefek bir adam değilim (181 boy 90 kilo) ama bir iki kere omuz atan kadınlar yüzünden yalpaladım ki dönüp "n'oluyo lan!" diye baktığımda hiç bir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyorlardı yuh dedim içimden sadece yuh. Bir tane ortaokul öğrencisi de babama omuz attı geçerken. Neyse ki dönüp efendi gibi özür dilerdi o çocuk yoksa dediğim gibi bugün cinnet geçirmek çok kolaydı..

Şimdi fuar uzak falan dedim diye sizler abarttığımı düşünüyorsunuz değil mi :) Telefonla fotoğrafını çekip belgeledim arkadaş. Fuar bildiğin Mars'a kurulmuş;


14 Kasım 2011 Pazartesi

13 Kasım 2011 Pazar

Türkiye - Hırvatistan




 Harmandalı


 









 Bilin bakalım golü kim atacak?

 Tabi ki kimsenin tutmadığı arkadaş..










 Bizimkiler anca uzaktan izlesin olayları..





 




Piiiiiii.... ne biçim hamlamışım

Vay arkadaş! VAY ARKADAŞ!!!

Ya bir mim kaç saatte cevaplanır ki? Bu nasıl bir hamlamaysa 3 saattir bir mimi anca yazdım. Mimi geçtim yazı yazamıyorum kaç seferdir başlayıp, yazıyı yarım bırakıp sonra sildiğimi biliyorum. Bu, blogculara ara ara "yazacak bir şey bulamıyorum en iyisi ara vereyim" hissi veren durum galiba. Aman aman evlerden ırak..

Bir yandan teze yönlenmem diğer taraftan da yazacak bir şey bulamamaktan dolayı uzun zamandır şöyle bir yazı yazmıyordum. Bugün dedim artık yeter! Ben bu oyunu bozarım! :))) Bu lafı ikinci kere kullandım bugün, nedeni "Leyla ile Mecnun"a ilk bölümden itibaren izlemeye başlamam. Fena taktım buna bir kaç gün gider herhalde böyle.

Sadece bununla kalsa da iyi. RY'nin tavsiyesiyle Blue Mountain State'e de başlamıştım. Diğer yanda House'un 8. sezonu devam ediyor. Arada ben 2 Broke Girls diye bir dizi keşfettim onu izliyorum. Baya baya oturup dizi izler hale geldim ki bunlar sadece internetten izlediklerim. Bir de çarşamba akşamları oturup TRT'de Mavi Kelebeklere bakıyorum. İyice ev kadını moduna bağladım biri bana yardım etsin!!

Bütün bu oyalanma yetmiyormuş gibi geçen gün Türkiye - Hırvatistan maçına giderken en yakın arkadaşlarımdan biri "çok lazımmış gibi" FM 2012 almış bana da...İşin kötüsü dün makineye de kurdum oyunu...çok zor durumdayım...bu tezime yapılmış bir suikast girişimidir direkt....hangi takımı seçsem acaba?..haftaya tez hocama bir şey götürmem lazım artık o da geldi kapıya dayandı ama "kıdemli" bir mimarlık öğrencisi olarak bu durumla başa çıkmayı artık öğrendiğimi düşünüyorum ^_^

(Yurtdışında yapılmış enteresan bir rekonstrüksiyon örneği paylaşalım burada da yazı sıkıcı olmasın) 

Başka bir enteresan konu ise Gordon Ramsay denen bir pis herifin farkına varmamla gerçekleşti. Bu arkadaş topçu olacakken bir dizi keşkül olunca futbolu bırakıp aşçı olmaya karar veriyor. İşin enteresan kısmı ise amca üç michelin yıldızı almaya kadar götürmüş işi. Benim ilgimi çeken ise amcanın paylaştığı yemek videoları. Sanki çerez tabağı düzenlermişçesine anlatıyor yemekleri, üstelik çok kısa bir sürede! E haliyle insan da gaza geliyor ama dur bakalım nerede patlayacak acab yaparken diye de düşünmüyor değilim. Bahsi geçen tariflere gözatacak olursak;




Son olarak bizde pansiyoner olarak kalan kardeşimin kedisini de manyak ettik sanırım. Normal şartlar altında bir kedinin bunu yaptığına şahit olamazsınız çünkü;