30 Nisan 2011 Cumartesi

Uuuu Mimlendim beybi! #14

Melek, nam-ı diğer vesselam mimlemiş beni bu sefer. 

Mim konumuz da şu; Blog açma hikayeniz... Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz bi anlatın bakalım ?

Benim bloglarla olan ilişkim aslında futbol bloglarıyla başladı dersem yalan olmaz. Hatta deli gibi her gün acetobalsamico okur hale geldim bir ara. Daha sonra hayatıma stumbleupon  bulaştı. Yemek sayfalarını genelde bloglardan veriyordu, oradan da yavaş yavaş kafamda "aaa blog ne güzel şey" düşüncesi oluşmaya başladı hafif hafif. Zaten gerçek hayatta Feli Jo'yu tanıyor ve blogunu takip etmeye çalışıyordum. Feli sayesinde de Mia ile tanıştım. Onun blogunu da okumaya başladıktan sonra demek ki içimde o seviyeye gelmişim bir gün konuşurken Mia'ya "ya ben de blog açsam nolur?" diye sordum. Aslında bu "ben çoktan kararımı verdim ama dur bakalım dışarıdan nasıl görünüyor" sorusu :)

Hemen "Aaa tabi süper olur" diye cevapladı Mia ve bunu takiben 5 dakika sonra blogu açmıştım. Sağolsun başlangıç ve gelişim aşamasında Mia'nın bana katkılarını inkar edemem ^.^
Blog açtıktan sonra da okumaktan çok daha farklı olduğunu keşfedim sevmeye başladım bu olayı. Hatta yazdıklarım okunup, haklarında yorum yapıldığında ilkokul çocukları gibi seviniyordum. (ki aslında hala böyle, yorum aldığım zaman nedendir bilinmez çok mutlu oluyorum (:  ) Sonra bir baktım izleyicilerimde artış var, dedim tamam bu iş olmuştur :)

O gün bu gündür de buradayım, iyi ki de gelmişim. Burada çok güzel bloggerlar tanıdım, sevdiklerimden bir kısmı ayrıldı. Yeni bloggerlar tanıdım, yeni bloglar sevdim. Bu böyle de devam edecek bana da sadece tadını çıkartmak kalıyor ;)

Şimdi ise sıra geldi mimleyeceklerime. Bu sefer beni yeni izlemeye almış, blog linklerine ulaşabildiklerimi mimliyorum efendim. Şöyle ki;




29 Nisan 2011 Cuma

Tam o sırada 11


Let there be light
(Güneşli bir öğleden sonra, bizim binanın içi, Mardin)

Vay anasını sayın seyirciler

Eveeeeeet nerede kalmıştık :)

Ben pazartesi gününden beri İstanbul'dayım. Dün için seminer dersim nedeniyle sunum hazırlamam ve sunmam gerektiği için düne kadar (to the Dune) iptal bir şekilde pıtırcık olmuştum (stresten çıkarttığım sivilcelerin de katkısı var bu durumda). Bu arada nüfus cüzdanımı da kaybedip onun peşinden de koşmam gerekti, ve ne öğrendim; Nüfus cüzdanını kaybedenlere artık (en azından benim için) 68 TL idari para cezası kesiliyor. İki hafta içinde öderseniz bu 51 TL'ye iniyor. Bilmeyenlerin bilgisine efendim...

Diğer yandan 2 hafta önce Mardin'de kar yağmış, geçen hafta da Suriye'den gelen toz bulutu sayesinde hava turuncu olmuştu, bakınız şekilde görüldüğü gibi (hayır fotonun rengiyle oynamadım)


Ben de "negzel İstanbul'a da gidiyorum, bahar görürüm" umuduyla gelip iki günde hasta oldum burada iyi mi !?!?!?! Kaç gündür burnum fork! fork! akıp duruyo..Sevmiyorum seni sütoğlan!!!

Bu gün itibariyle Mardin'e dönmeme 3 gün kaldı, elimden geldiği kadar İstanbul'un tadını çıkartayım istiyorum ama bugün gidip, dün seminer dersinde program koordinatörü hocama sunduğum semineri tez danışmanıma da gösterip, düşüncelerini almam lazım. Üstüne üstlük bugün cuma, bu da akşam trafiği demek, ve de pelte olacağım anlamına gelir, hava iyi olaydı bari en azından, kafamı bir kaldırıyorum ona da içim sıkılıyor bu ne be!!!?!?

Neysssssssheeee inanıyorum her şey güzel olacak hı hı evet ^.^

En azından güzel bir parçayla renklendireyim günü de için daha az sıkılsın :) 

21 Nisan 2011 Perşembe

Uuuu Mimlendim beybi! #13

Mim yapacağım mim yapacağım diyordum ve işte karşınızdayım :) Hemen Mim'e geçelim isterseniz;

Duyularımıza ithafen;

En sevdiğin 3 görsel; Gün batımı, masmavi gökyüzü, meyve çiçeği
En sevdiğin 3 ses; Dalga sesi, hafif esen rüzgar sesi, baharda yolda yürürken üzerime yağan yağmur sesi
En sevdiğin 3 tat; Patates püresi, lazanya, cevizli sucuk
En sevdiğin 3 koku; Taze kekik kokusu, melisa kokusu, sevgilimin kokusu
En sevdiğin 3 his; Yazın esen ılık rüzgar değdiğinde oluşan, çok sıkışıp tuvalete yetiştiğimde işerken oluşan, çok gergin ve agresif şekilde bir şeyin sonucunu beklerken beklediğim şeyin olumlu sonuçlanmasından sonra oluşan

Şimdi geldi mimlenenlere :) İlk seferden herkesi mimlemeyeceğim ki mimlediklerim de birilerini mimlesin. Bana oluyor bu, bir bakıyorum ben mim'i cevaplayana kadar hop herkes mimlenmiş, mimleyecek birini bulana kadar akla karayı seçiyorum o yüzden bu mim için mimlediklerim;


Ve Francesca (ama bloguna ulaşamadığım için şahsen iletemiyorum artık buradan okuyup üzerine alınırsan ne ala (:  )

20 Nisan 2011 Çarşamba

KoruMA(k)

Not: Yazıya bambaşka niyetle başladım, sonu bambaşka şekilde bitti, bu biraz da kafamın karışık olmasıyla alakalı sanırım. Eğer okurken sıkılırsanız şimdiden özür dilerim :)

"Korumak neden bu kadar önemli? Niye insanlar koruma konusuna bu kadar kafa yoruyorlar? Korumasak ne olur? Ne kadar korumak lazım? Neye ya da kime karşı korumak lazım?..."

Tez ile ilgili çalışmaya başladığımdan beri bu sorular dönüp duruyor kafamda. Eski dönemde yapılan yapıların belirli sembolik anlamları vardı. Kimisi dini bir anlam taşıyordu, kimisi ise yaptıran hükümdarın gücünün simgesiydi. Bazen hükümdarlar kendilerini o kadar kaybediyorlardı ki daha önce yapılmamış, daha büyüğü yapılamayacak oranda yapılar yapılmasını emrediyorlardı. Ayasofya bunun bir örneğidir mesela. Bu konuda kendilerini kaybedip, geride pek çok eser bırakan sayısız uygarlık geldi geçti bu dünyadan. Bu eserlerin günümüze kadar gelmesi insanlık tarihinde bir döneme tanıklık eden bu eserlerin önemini daha da arttırıyor şüphesiz ki. Tabi bunun yanı sıra; gücün, siyasal erkin ve dini inancın görselleştirildiği bu sonuç ürünler dışında da pek çok yapı yapıldı, o zaman da insanlar kafalarını sokabilecek evler yapıyorlardı, o zaman da pazar gibi halka açık alışverişin yapılabileceği yine mekansal organizasyonlar da mevcuttu. Peki geçmişten günümüze bunlardan kaç tanesi sağlam ulaşabildi? Ya da neden ulaşamadı? Belki bu soruyu sormak daha doğru olacaktır.

Sivil mimarinin bu kadar geç değerinin bilinmesi aslında mimari ile alakalı bir durum değil. İnsanın değerinin bilinmesi 18.-19. yüzyılı bulmuşken, insana ait olanın daha önce değerlendirmeye sokulmasını beklemek abes olurdu. Yine de koruma konusunda sivil ile anıtsal mimarinin ayrıldığı önemli bir ayrım var. Biri insanlara sembolik olarak bir mesaj veriyorken diğeri aktif olarak kullanılıyordu. Şimdi "Ee peki tapınaklar, saraylar kullanılmıyor muydu?" diye soracak birileri çıkacaktır elbette ki. Doğrudur da, ama kullanım esnasındaki kaygılar farklıydı. E tabi koruma konusundaki kaygılar da farklı olacaktır bu nedenle.

Anıtsal yapılar, belirli dönemlere tanıklık ettikleri için özgünlüklerinin korunması lazım. O binanın her bir parçasında o tarihin getirdiği izler mevcuttur. Bu nedenle binayı olduğu gibi muhafaza etmek için koruma önlemleri alınmalıdır. Sivil mimariye bağlı eserlerde ise yaşam konforu ön plana alınmalı ve günlük yaşantı içerisinde sahip olduğu fonksiyonları yerine daha konforlu şekilde getirmesi sağlanmalıdır.

Elbette ki yeni de yapılmalıdır. Hatta yeni duruyorken eskinin tekrarı siteler, evler, konaklar, köşkler yapmak kitsch bir yöntemdir. Önemli olan yeniyi yaparken, eskiyle etkileşim içerisinde olacaksa aralarındaki dengeyi iyi kurmaktır. Bu da aslında o binayı yapacak olan mimarın iyi araştırması ve bir sürü şey öğrenmesi ile olabilecek bir durumdur. Hatta yeni bina yapılacak çevrede yaşayan insanların da bir yere kadar müdahalesi söz konusu olabilir. Sonuçta "mahalle" denen kavram mekansal kurgusu dışında sosyolojik olarak da önemli bir birleşme durumudur. Birbirine saygılı olma durumu söz konusudur. Değilse bile en azından olmalıdır. Durum böyleyken, özellikle tarihi mahallelerde yapılacak olan yeni yapıların da çevredeki diğer yapılara karşı saygılı olmasını beklemek hayalcilik olmamalıdır.

Tabi insanların da kendilerine, başkalarına, binalara, çevreye saygı göstermelerini beklemek de koruma faaliyetlerinin kurgulanması için önemli bir hazırlık olacaktır ama ne yazık ki çoğu bölge için bu şu anda hayalcilikten öteye geçemeyecek bir durumdur. Tarihi yerleşim alanları, tescillenmiş ve koruma altına alınmış oldukları için onarım, tamirat, tadilat gibi çalışmaların yapımı, normal konutlara göre daha zor koşullarda olmakta, bu orada yaşayan kullanıcının uzaklaşmasına, binaların bozulmasına, yerleşim alanlarının da düşük gelir grubu tarafından sahiplenilmesine neden olan zincirleme bir reaksiyona dönüşmüş durumdadır. Hal böyleyken, insanların geçim sıkıntısı mevcutken bir de çevrelerine saygı duymalarını beklemek hayalcilik olacaktır. Maslow'ın ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde Fizyolojik ve Güvenlik gereksinimleri Saygınlık gereksiniminden önce gelmekte ve bu ikisi tamamlanmadan sonraki aşamalara geçilmeyeceği belirtilmektedir. O yüzden bu bölgelerde yapılması gereken koruma çalışmalarının merkezi ya da yerel yönetimler tarafından sağlanması her halde en hayırlısı olacaktır.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Uuuu Mimlendim beybi! #12

Daha önce bir mim yapacağımı söylemiştim, ben yapana kadar Mia beni mimlemiş :) Mim'in konusu da şu; Şu an kendi ruh halinizi anlatan, bir ezginin melodisiyle ya da bir şiirin satırlarıyla ya da bir veciz sözle ya da bir resimle aktarınız. Seçim sizin, hangisini istiyorsanız.


Ben ruh halimi şarkıyla anlatmak isteğindeyim, buyurun efendim şarkımız burada. Sözlerini de aşağıya yazalım tam olsun 


i'm sitting here in a boring room
it's just another rainy sunday afternoon
i'm wasting my time i got nothing to do
i'm hanging around i'm waiting for you
but nothing ever happens - and i wonder

i'm driving around in my car
i'm driving too fast i'm driving too far
i'd like to change my point of view
i feel so lonely i'm waiting for you
but nothing ever happens - and i wonder

i wonder how i wonder why yesterday you told me 'bout the blue blue sky
and all that i can see is just a yellow lemon-tree
i'm turning my head up and down i'm turning turning turning turning
turning around
and all that i can see is just another lemon-tree

sing: tap ta ra ree rap ree rap tap tap ta ta ree rap ree rap rap rap tap
teep dee dap

i'm sitting here i miss the power
i'd like to go out taking a shower
but there's a heavy cloud inside my head
i feel so tired put myself into bed
where nothing ever happens - and i wonder

isolation - is not good for me
isolation - i don't want to sit on a lemon-tree
i'm steppin' around in a desert of joy
baby anyhow i'll get another toy
and everything will happen - and you'll wonder

i wonder how i wonder why yesterday you told me 'bout the blue blue sky
and all that i can see is just another lemon-tree
i'm turning my head up and down i'm turning turning turning turning
turning around
and all that i can see is just a yellow lemon-tree

İşte geldik mim'in en civcivli kısmına, Mardin hiçinci noteri huzurunda yapılan çekilişle bu mim için belirlenen talihliler;



12 Nisan 2011 Salı

5N1K v9.4.1

Ne?

Mr.E Mardin'den bildiriyor #7

Hola!!

Dediğim gibi etrafımda gerçekleşen sunum, konferans türü şeyleri sizlerle paylaşacağımı söylemiştim. Bu defalık geçmiş olan iki aktiviteyi sizlere duyurayım. İlki Uluslararası Mardin Resim Sempozyumu. Detayları linkte bulabileceğiniz için çok detayına girmiyorum sadece sergiden hoşuma giden bir kaç tabloyu paylaşacağım sizlerle;








Diğer etkinliğimiz ise, parkurun bir kısmı hemen bizim şantiyenin önünden geçen bisiklet yarışıydı :) Havanın leş gibi olması elbette performansı etkilemiştir ama bizim için keyifli bir pazar günü oldu :)












11 Nisan 2011 Pazartesi

Playlist 10

Bu playlist çok sade olacak, zaten o nedenle de güzel olacak bakalım detayı ilk kim yakalayacak ;)

9 Nisan 2011 Cumartesi

Naber?

Nasılsın iyi misin yeğenim? 
Hazır gelmişken şöyle oturup bir soluklanayım, sana da anlatacaklarım var...

Bu mahkeme kararı her şeyi bombok etti afedersin. Polisevinden misler gibi blogu görüntüleyebiliyorken artık sadece kumanda panelime girebiliyorum. Yorumları onaylamak ve yeni yazı yazmak dışında çok da bir şey yapabildiğim yok sana. Üstelik diğer bloglara da giremiyorum, yorum yazamıyorum vs. Ama blog, aynı zamanda diğer bloggerlarla iletişim ve etkileşim içinde olduğun zaman daha anlamlı. O sebeple sanki blogu bırakmışım sanki artık sallamıyormuşum gibi gözüküyor dışarıdan baktığımda. Halbuki durum yukarıda dediğimden başka bir şey değil. Blog(ları)u tam olarak görüntüleyip, yorumları okuyup, yorum yazabildiğim yegane orram şimdilik müze. Ama takdir edersin ki şantiyeye gelen biri olarak hergün yanıma laptop almak da zulüm oluyor, dur bakalım ne yapacağız.

Ben yazamamışken bir sürü olay olmuş, hiç haber de vermiyorsun be blog. Güncel olayları yazan biri olmadım. Hata hepsi hepsi iki bilemedin üç tane güncel olayla ilgili yorum niteliğinde yazı yazmışımdır. Dolayısıyla bana desen ki "ulan madem güncelle işin yok ne kafa ütülüyorsun bik bik", hiç bir şey diyemem böyle kalakalırım. Neyse ortalığı çok sulandırmayayım :)

Şimdi sevgili okuyucular, aslında mevcut durumdan ötürü konularda ufak bir değişiklik yapacağımı bildirmek için yazdım bütün bunları. Bildiğiniz gibi 5n1k, playlist, çizim, fotoğraf, yemek tarifi gibi başlıklar altında yazıları genelleyebilirim. Daha ziyade kişisel konularla ilgili de yazıyorum. Ama hem internetle ilgili durum hem de imkansızlıklar (yemek tarifi yazamamam gibi) nedeniyle yeni konu başlıkları açacağım artık. 

Mesela bir mimar olarak mimari ile ilgili hatırladığım tek yazım var. Fakat mimarlık, restorasyon, koruma bilinci, dekorasyon gibi kavramlar akademik olmaktan ziyade yaşayan ve "özellikle" kullanıcı tarafından da bilinmesi gereken kavramlar. Dolayısıyla artık biraz mesleki açıdan ağzımın laf yapabileceği konular yazıp sizlerin de neler düşündüğünüzü öğrenmek istiyorum. Yani yazdığım başlıklar altında konuyu, ya da projeyi tartışabiliriz. Belki birbirimizin ufkunu açabilecek fikirlerimiz vardır, neden paylaşmayalım birbirimizle ;)

Sonra, yeni bir kaç tane mim hazırlamayı düşünüyorum. Bir ara mime boğulmuştum fakat bu yasaklar yüzünden nicedir ne bir mim geliyor, ne takip ettiğim bloglar eskisi kadar çok yazıyor. Ortamı tekrar ısıtmak için mimlerin işe yarayacağını düşünüyorum açıkçası.

Ve son olarak duyduğum, gördüğüm, bildiğim duyurular olursa onları buradan paylaşacağım sizlerle. Konser, konferans, sergi, sempozyum gibi olayların , bulabilirsem afişleriyle beraber, duyurularını da yapacağım sizlere.

Tabi 5n1k, Tam o sırada, Playlist, Allah çektirmesin, Çizim gibi başlıklara da bir yandan devam edeceğim. Ama ne yalan söyleyeyim 28 Nisan'da tezimle ilgili bir seminer dersim var. O tarihe kadar bir şeyler karalamam lazım, haliyle onun için de okumalar yapmam gerekiyor. Dolayısıyla bunlar için ne kadar zaman  bulabilirim şimdilik bilemiyorum ama en azından bir niyetim var. Bakalım yüzümü kara çıkartmam inşallah :)

Hepinize bahar ferahlığı kadar güzel günler diliyorum, zira bir haftadır 12 derece ve sağlam yağmurlu bir havada burada fenalıklar geçiriyorum, en azından sizin günleriniz daha aydınlık olsun :) 

5 Nisan 2011 Salı

Mr.E Mardin'den bildiriyor #6

Ne zamandır Mardin'den haber ve fotoğraf paylaşmıyordum biraz paylaşımcı olayım hiç yakışmıyor vallahi bana :)




Bu fotoğrafla başlayalım mesela, bu fotoğraf temizlediğimiz duvarlardan birinden çekildi. Taş dahil 20 katman var burada :) Şaka gibi..... Sol üstte kalınlığına dair bir fikir oluşturabilecek bölüm mevcut. Seneler içinde her gelen basmış badanayı her gelen basmış badanayı ve sonuç: badanadan ince sıva :)





Bu gariban da geçici olarak üst üste iki gün misafirimiz oldu. Havalar güzelken bir şekilde odanın içine girip çıkamayınca işçilerin yardımıyla arkadaşı kapıya kadar geçirdik.




Bu kare de yeni şehirden. Mübarek avukat lojmanı gibi :D Fakat bu fotoğrafı çektikten sonra farkettim ki komşu iki üç bina da aynen böyle. Yani avukatsanız işyeriniz Mardin'de hazır :D




Hiç kalenin gece çekilmiş fotoğrafını koymamıştım sanırım bu da onun için gelsin. En azından "gündüz mezarlık, gece gerdanlık" lafındaki gerdanlığın boyun kısmını da göstermiş olalım.





Ve dün......Post-apokaliptik Mardin'e hoşgeldiniz ^.^ Suriye'den gelen toz bulutu normaliyle birleşip tepemize çamur olarak yağdı dün. Bu gün de feci bir sis var. Nisan gitti Şubat geri geldi efendim.....Kıçım donuyor hatta...Üşüyoruz Reyiz :D