25 Şubat 2011 Cuma

5N1K v7.2.1


100eysel bir yazı

Bu yazıyı aslında 100. kayıt için yazmayı planlıyordum da baktım bugün bu blogu açmamın üzerinden tam yüz gün geçmiş. Henüz 92 kayıt olmasına rağmen (bu yazı 93. olacak, bir iki gönderim daha olacak bu akşam o yüzden istatistikleri bozmayayım diye yazıyı önce yazıyorum ^.^) hiç fena sayılmayacak bir ortalamayla geçiriyorum bu sezonu; gün başına ortalama 0.9 yazı, 1.2 izleyici, 45.9 ziyaretçi ile oynuyorum :)

Burada pek çok güzel insanla tanıştım. Çok güzel yazılar okudum, insanların "kim" olduklarının değil "ne" düşündüklerinin itibar gördüğünü görüp mutlu oldum. Seni izlemeye gelen insanların o bloga yazdıklarını okumaya geldiklerini görünce heyecanlanıyor da insan. Ne bileyim neden böyle ilerliyor yazı, yani nereye varmak istiyorum şu anda onun bilincinde değilim ama bunları da söylemek istedim sanırım.

Mardin'e geldiğimden beri yazı yayınlama sayımda bir düşüş olduğu aşikar. O zaman blogla ilgili de bir de güzel haber vereyim; Pazar günü İstanbul'dayım ^.^ En az İki hafta İstanbul'da olacağım bu da blogla ilgilenmek için imkan demek. Tesisleşmenin önemini burada görüyoruz tabi :)

Yazıma burada son verirken bir de itirafta bulunmak istiyorum; Yusuf Güney'in şarkılarını sevmem genel olarak. Hatta sesi itici bile gelir bana ama "Unut onu kalbim" şarkısını beğendim ve sinsi gibi dinliyorum gizli gizli :)

Yazının şarkısı da albümleri yeni çıkan MODEL'den gelsin o zaman efendim. Bunları canlı olarak dinlemiştim Vega konseri öncesi, baya da başarılı bulmuştum. Albüm çıkarttıklarını duyunca da pek sevindim :) Buyrun efendim sizleri Buzdan Şato'ya alayım 

23 Şubat 2011 Çarşamba

Uuuu Mimlendim beybi! #11

Yılbaşına hızlı bir giriş yaptıktan sonra mimlere bir süre ara vermiştim. Sevgili Francesca mimlemiş beni. Lafı çok uzatmadan başlayalım efendim :) (Bu arada soruların düzeltilmeye ihtiyacı olan yerleri var onları da düzeltip yazacağım, yoksa ateşim çıkar uykum kaçar :P)

Gün içinde eğer gerçekleşirse, şoke olacağın şey;
Dünya devi şirketlerin aldıkları ortak bir kararla önümüzdeki 5 sene boyunca karlarının %50'sini gelişmemiş ve yardıma muhtaç, başta Afrika ve Güney-Doğu Asya olmak üzere, zor durumdaki ülkelere dağıtacaklarını açıklamaları

Gördüğün zaman eğer almazsam uyuyamam dediğin şey;
İstemeden birini kırdıysam, ve yüzünden üzüntüsünü okuyabiliyorsam, gönlünü almadan uyuyamam...ı-ıh mümkün değil

Uğruna diyetini bir kalemde bozabileceğin şey;
Sanırım patates püresi, ki bir nebze olsun direnebilmişliğim vardır, ama uzun vadede kendime hiç şans tanımıyorum :)

Uğurun var mı?
Net olarak "uğur" diye sıfatlandıramayacak olsam da sanırım dövmeme uğurum diyebilirim. Geri kalan her şey için, dövmede de yazdığı gibi "Aut viam inveniam, aut faciam" ^.^

Kendine en çok yakıştırdığın renk?
Kendime en çok yakıştırdığım renk siyah, sebebi de kendimi bir fon olarak kullanıp, yaptıklarımı ön plana çıkartmama imkan sağlaması :)

En sevdiğin takın?
Her iki bileğimde bulunan bilekliklerim

Takıntın?
Bir şekilde bir yerde duyduğum, hoşuma giden ve adını bilmediğim bir şarkının adının ne olduğunu öğrenene kadar her şeyden soyutlayabiliyorum kendimi, baya baya insanlıktan çıkıyorum, bütün amacım o şarkıyı bulmak oluyor. Ne zaman buluyorum, o zaman rahatlayıp dünyaya geri dönüyorum.

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım;
Teknik olarak soruda tek şarkıyı soruyor olsa da;

Zeki Müren - Ah bu şarkıların gözü kör olsun
Manu Chao - Mr. Bobby
Lamb - Gabriel
Lara Fabian - Je t'aime
Manowar - Hail and Kill

Solunda ne var?
Kalbim ^.^

Mim'e burada son verirken; bu mim'de emeği geçmesini istediğim;

Feli Jo'yu huzurlarınızda mimliyorum efendim, galıverin sağlıcağynan 

Anaaaaam ödülüm var ya la!! #2 ve #3

Ben buraları baya boşladım bu aralar farkındayım. Hafta sonu üniversiteden bölüm koordinatörü aynı zamanda çalıştığım projenin baş danışmanı hocam buradaydı onun koşturmacası, pazar akşamı gıda zehirlenmesi yaşamam, neredeyse bütün pazartesi gününü (toplamda 20 saate yakın) uyuyarak geçirmem, dün şantiyede oturarak da olsa tüm günü tuvalete gitmeden geçirebilmem ve bugün hiç olmadığım kadar iyi olmam ve bunu ilaç almadan yapmış olmamadan dolayı ayrı bir coşku içerisindeyim zaten ama dur bu yazı acıklı olacaktı, ulan baştan yazıyı rayından çıkardık ya dur bakalım hadi hayırlısı. Geçen hafta sevgili Re-L 124c41+ beni "Yüzlere gülücük konduran" bu güzel ödüle layık görmüş sağolsun. Lakin ben ödülü yazana kadar yine herkes herkese bu ödülü dağıttığı için uzun çöp yine bana kaldı arkadaş. Her kim ki bu ödülden nasibini almamış, bu ödül onundur arkadaş!!! 

Dün de sevgili Medaşeri beni "Okunması en keyifli blog" ödülüne layık görmüş. Utanmadan yaptığı resmi de kullanıyorum böyle arsız biriyim evet :D

Kendisine huzurlarınızda çok teşekkür ederim. Bu ödül de diğeri gibi çok anlamlı benim için. Hele ki henüz benim gibi 3 aylık bir blogger için tarif edilmez bir mutluluk bu kadar zamanda şimdiye kadar 3 ödül almış olmak ^.^

Bir de şimdi tekrar aynı durumla karşılaşınca bir şey farkettim; ben bir mim ya da bir ödül için birinin blogunu yazacağım zaman gözüne fener tutulmuş yaban tavşanı gibi kalakalıyorum. "Ya birini unutursam, ya birini incitirsem" diye diye kilitleniyorum klavye başında o yüzden ödül konusunda affınızı isteyerek bundan sonra gelecek bütün ödüller için de toplu gönderim yapacağımı duyurmak istiyorum. Yoksa valla sıkıntı yapıyorum buralarda anlayın garibin halinden ^.^

14 Şubat 2011 Pazartesi

Aziz Valentin, yatacak yerin yok oğlum!!

Yine geldik yılın en dandik gününe. Birbirleriyle vaktiyle ilgilenmeyip bütün ilgisizliğin telafi edilebileceğinin düşünüldüğü o malum gün. Bir diğer deyişle şubatın ortası (kaba bir hesap yapacak olursanız 27 günlük bir ayın tam ortası 14. güne denk gelmekte, ha 28 çektiği günlerde ise 14'ün sonu ortasına denk gelmektedir) Neyse efendim konuyu çok dağıtmayalım öhöm.... Bu 14 şubat denen gün çok pis bir şey ya...bana "şimdi sevgilim ben seni sallamıyorum çok afedersin, işti güçtü hiç vaktim olmuyor seninle ilgilenmeye, hatta ilişkimiz rutine de bağlandı, içimden gelmiyor bir şeyler yapmak biliyor musun bebişim, ama allahtan 14 şubat var da bu denyoluğumu kamufle edebiliyorum, bir çiçek, bir hediye, bir akşam yemeği hop tamamdır bu iş" demek gibi geliyor. Sanki sevdiğin insanı senede tek bir gün düşünüyorsun...teallaaam!! Madem o kadar seviyorsun niçin kırmızı gül almak için 14 Şubat'ı bekliyorsun arkadaşım!? Hem ayrıca bir de şimdi "14 Şubat" Hıncal Uluç sayesinde markalaştı ya Türkiye'de, normalde beraber gidip sevdiğinle yiyeceğin bir yemeğin maliyeti en kabadayı 100 lira tutacak bile olsa, bu "14 Şubat" yemeği ya en az 250 liraya patlar, 15 Şubat'ta git ye aynı yemeği; 100 lira..yani akıl var mantık var tek bir gün için aynı yemeğe 150 lira fazla vermeye değer mi allaaasen?! İlla sembolizma ile aklını alacağım manitanın diyorsan daha güzel şeylere anlam yükle...

Beraber gittiğiniz ilk filmin biletini sakla mesela, çok korktuğunda ona verdiğin su şişesinin kapağını sakla, onun için çok önemli olan bir detayı hatırla mesela, hiç hatırlamanı beklemediği bir şey olsun. Buluştuğunuz gün nasıl koktuğunu hatırla, akşam olup ayrılınca ellerini koka kokusu sindi diye. Ne bileyim sadece bir şişe su hediye et ve de ki "sana ne çiçek alsam yanında soluk ve çirkin kalacaktı ben de sana, en güzel çiçeğe su aldım". Gördün mü bak bir şişe suya bile istenince anlam yüklenebiliyor. Yok efendim 14 Şubat'mış şuymuş buymuş...geçiniz efendim geçiniz..Hani birbirinize deliler gibi aşıksınız ya; deliye hergün bayram, kapiş? ;)

Bu kadar konuştuk bu yazıya bir de şarkı lazım, bakalım kaç kişi hatırlayacak bu şarkıyı :)


NOT: Hadi ben bir eşeklik edip koca(?) Şubat ayını 27 güne indirdim. İnsafınız kurusun bir kişi bile düzeltmedi. Teheeeeeeey, hey gidi hey... :) Uyarı için Mr.H' ye teşekkür ederim.

13 Şubat 2011 Pazar

Playlist 7

Ne zamandır playlist yapmıyorum, hiç haber de vermiyorsunuz...sizi gidi siziiii...Aslında Machu Picchu Kaymakamı'nın son yazısında paylaştığı şarkıdan sonra o ampül yandı yine, bu seferki playlistimiz dinlemeyi en çok sevdiğim Eurovision şarkılarından oluşacak. Hemen başlayalım efendim listemize, ilk sırada sözü geçen parçayı seslendiren Lüksemburg olsun. Sonra keyifli bir çalışmayla Fransa bizlerle birlikte olsun. Sonra biraz kuzeye Norveç'e gidelim. Oradan da bir Almanya yapalım :) Sonra yine kuzeye Finlandiya'ya gidelim..Oradan da Ukrayna'ya geçelim. Bu kadar kuzeyde dolaşırken İzlanda'yı es geçmek olmaz diyip bir de oraya uğrayalım bence. Oradan da deniz yoluyla Portekiz yapsak bence çok şık olur. Üzerine artık yavaş yavaş yakınlara gelmenin vaktidir diyip Bulgaristan'a uğrayalım. Finalimizi de tabi ki Türkiye ile yapıp bu playlisti de burada bitirelim bence :)

Allah çektirmesin #3

Sadece Umut'a söz vermiştim zamanında panorama fotoğrafları da koyacağım diye, en son postta yoruma da aynı şeyi yazında vakti gelmiş demektir bu işi yapmanın elimdekilerden biraz toparlayarak bişeyler paylaşayım :) Bu arada içlerinden bazıları üzerinde tilt-shifting yaptım ^.^ bu aralar (son 2-3 aydır) yeni merakım bu, düzgün kare buldukça uğraşıyorum üzerinde :)


 Mardin Kalesi

 Mardin

 Midyat

 Dara

Hasankeyf

 Hasankeyf

 Hasankeyf

 Hasankeyf

 Hasankeyf

 Hasankeyf

 Gordion

 Yassıhöyük köyü

Marakeş 

Bunlar da tilt-shift ile eğlendiğim fotolar :)

 İstanbul Boğazı
 İzmir-Susuzdede

 Haydarpaşa garı

Gordion kazı evi

Buldum ya la!

Evet az önce 2003'te rapidoyla çizdiğim karikatürleri buldum :) Tabi kalem uçları karikatür için hiç uygun değil bilmeyenler için belirtmekte fayda var ^.^ ya 0.2 ya 0.3tü hatta kalem uçları, bak şimdi böyle yazınca kendimden utandım bir ara bunları revize edeyim ben :)

Bunun konuşma balonlarını düzeltmem lazım mesela....popstar'ın meşhur olduğu yıllardı hey gidi..
Çizimi nasıl toparlayacağını bilmediğin yerlere konuşma balonu koyma ekolünün bir temsilcisiymişim o zamanlar :)

İçlerinde ilk çizdiğim buydu aslında ama bir abim renklendirmişti bunu daha sonra o yüzden ararda gelsinler diye bu sırayı izledim bu da renklisi;


Araya bir iki tane de kendi portre karikatürümü de ekleyeyim :) Gençlik tabi bir ara saçlarım da uzundu hey gidi...
Bu da o saçlar gittikten sonra ki manzara
 Bunları bulmuşken eski çizimlerim de çıktı ortaya :) Yüzüklerin efendisi hayranlığımın buram buram koktuğu seneler :D


Veee geldik en büyük parçaya (her anlamda ^.^) Orta son sınıftaydım bunu çizdiğimde o haliyle çok eksikti tabi, daha sonra oturup gölgeleriyle uğraştım ettim biraz daha bişeye benzemişti ama hala suratını bitirmedim...ve karşınızda Michelangelo'nun tasviri ve benim çizmeye çalıştığım haliyle Adem ;


Bunlar da bilgisayarda yaptıklarım, kendime avatar çizmeye çalışmıştım bir dönem tabletle çizip sonra bokunu çıkarttığım örnekler :D




Bir tane de grafik kaygılı paylaşım yapıp bu postu burada bitireyim :)



10 Şubat 2011 Perşembe

Mr.E Mardin'de karşılaştığı öküzlere karşı!


Ve evet!!!

Bugün itibariyle savaş resmen başlamıştır.......ve ne yazık ki (belki de iyi ki) tipik bir oğlak olduğum için; ben bu savaştan galip çıkana kadar bu savaş sürecek arkadaş!!!!

Bugün hayvanoğluhayvanyaşındanbaşındanutanmayanöküzünöndegideni bir humanoid geldi binaya işedi..evet yanlış okumadınız İŞEDİ!!!! Ve pişkinliğe bakın ki suç üstü yakalandığında bahanesi daha acıydı..

"çok sıkıştım, ne yapsaydım!!!!!!"

Be #%&!@$?* evladı.... be yaşından başından utanmayan öküüüz (55-60 yaşında vardı bu arada söz konusu vatandaş) bir sokak aşağıda müze var, biraz daha aşağıya inse kahvehane var, 50 metre daha inse cami var ama bu #%&!@$?* evladı utanmadan bir de üzerine dedi ki;

"burada eskiden tuvalet vardı ben o yüzden geldim"

(Önemli not, eskiden tuvalet vardı dediği yer 20-30 senedir konut, ondan önce bir süre jandarma komutanlık binası olarak işlevlendirilmiş, ondan önce yine konut, yapım tarihi 19.yy'ın sonu)

Size yemin ediyorum elimde kalacaktı...zaten bu gidişle biri elimde kalacak..hayır elimin altında kazma kürek balyoz da var allah korusun gözüm kararacak sonra akşam adalete teslim edeceğim kendimi polisevinde...

O sinirle ustabaşını aradım dedim "öğlene bana kazık buluyorsun, o kazıklar çakılmadan duvara çivi çaktırmıyorum, bulamazsan bugün bu şantiye durur". Neyse kazıkları aldık geldik çaktık girişe, emniyet şeridini de geçirdik. Pazara kadar gözlem yapacağım, o şeritleri kopartıp dururlarsa hafta başından itibaren jiletli tel talebinde bulundum müzeden, o zaman daha keyifli olacak benim için ^.^ Hem jiletli teli kullanmak için de bahanem olacak mis gibi ohhh bak yazdıkça rahatlıyorum valla

Hayır işin kötüsü, binanın girişinde bir engel yok diye akşam gelip içip içip şişeleri etrafa atıp duruyorlar, ateş yakıyorlar içeride..sabah binaya gelince görüyoruz kalıntıları...ama siz duruuuuuuuun savaş daha yeni başladı...

Bu arada bu kadar olumsuzluğun yanında bir de kendi açımdan güzel bir şeye başladım şantiyede (tellere elektrik vermek değil hayır ^.^) Çalışma aletleri ile şantiyeyi spor salonuna çevirdim, balyozlardan dambıl yaptım, küreği de sopa olarak kullanıyorum. Şantiyede geçiridiğim vakti kasa dönüştürmek fena olmaz gibi geldi :D

Hem biri elimde kalacaksa kollar biraz daha şiştikten sonra kalsın en azından namım yürüsün ^.^

8 Şubat 2011 Salı

Uuuu Mimlendim beybi! #10

Sırasıyla Mia ve Deep beni mimlemişler. Mim'in konusu da; "hangi çizgi film karakteri olmak isterdiniz?" Şimdi, sayabileceğim o kadar çok isim var ki....en iyisi abartmamak. Aslında bu konuda başlı başlına bir yazı yazacaktım ama hazır yeri gelmişken ucundan dokunalım :) Fullmetal Alchemist'ten (Hagane no Renkinjutsushi) Edward Elric olmak isterdim :) Henüz izlememiş olanlara özellikle tavsiye ederim. Hele kardeşiniz varsa kesinlikle izlemeniz gerektiğini düşünmekteyim. 


Şimdi gönül ister tabi ben de mimleyeyim başkalarını ama ben bu mim'i yapana kadar herkes mimlenmiştir diye düşünmekteyim, zira konu keyifli olunca mim virüs gibi yayıldı :)

Bu mimde de mimi henüz yapmamış olan herkesi mimlemiş olayım ^.^

6 Şubat 2011 Pazar

Gary Moore

Yazı yazma niyetiyle ortalıkta dolanırken Gary Moore'un ölüm haberiyle karşılaştım. Pek çoğunuz onu "Still got the blues" ile tanıyorsunuz ama ben onu başka bir parçayla anmak istiyorum. Kendisi de artık tepelerin ardında, uzakta bir yerde. Huzur içinde yat Gary Moore

4 Şubat 2011 Cuma

Mr.E Mardin'den bildiriyor #5

Önce yazının şarkısını verelim

Adamakıllı bir şeyler yazmayalı neredeyse bir hafta olmuş. Bu sürede yazmak için vaktim de vardı ama yazacak konu yoktu açıkçası. Ha şimdi var mı diye sorarsanız yine adamakıllı bir konu yok ama yazabilecek kadar biriktim onları bir bloga dökeyim.

Ben polisevinde kalıyorum Mardin'de. Oda'da üç yatak bulunmakta ama ben tek kalıyorum. Ben ve benim gibi misafirlere, tek ya da 2 kişi geldiği zaman misafir oluyor eğer boş oda kalmadıysa :) Yani misafirken birden ev sahibi konumuna geçiyorum. Şimdiye kadar iki misafirim oldu, biri yirmili yaşlarının başında Aydın'lı bir öğretmen, diğeri ise Kayseri'li asker emeklisi bir araştırmacıydı. Normalde yalnız kalmayı seven bir insanım. Dış dünya ile bağlantım sağlandığı sürece (internet + telefon) sıkıntı yaşamam, hele ki tanımadığım insanlarla aynı odayı paylaşmak benim için "herhalde yapamam" dediğim bir şeydi ama yaşayınca görüyor ki insan, durum hiç te öyle değilmiş. Hatta kısa sürelerle de olsa iki misafirimle de güzel zaman geçirdim, kendileri burayı okumuyor olsalar da onlara teşekkür ederim buradan.

Diğer yazmak istediğim konu ise şantiyede olanlarla ilgili aslında. Daha önce fotoğrafı göstermiştim bahçenin girişinde insanları durduracak bir önlem yok. Kapatamıyoruz da traktör gelip moloz alıp götürüyor diye. Ve durum buyken beklenen bu gün gerçekleşti!! Soğuk diye kapalı mekanda oturuyorken bir baktım altı-yedi kişilik bir grup şantiyeye daldı böyle kadınlı çocuklu falan bir grup ama çalışma var yani belli. Alt katta çalışan işçiler demişler ki girmek yasak. Grubun verdiği cevaba daha çok güldüm, demişler ki "bizi aşağıdan yaşlı bir bey gönderdi"....Yaşlı bey gönderince istediğiniz gibi girin zaten şantiyeye. "Aga'ya Beleş" gibi yaşlı beye yasak yok ya....teallaaam...bak yine sövesim geldi...Neyse ki düzgün insanlardı, oturup izah edince anlayış gösterip terk ettiler şantiyeyi. Bir de bu modelin başka bir sürümü var o tam dayaklık. Halk eğitim merkezinde aynı grubun bir işi daha var. Ustayla binayı gezerken öyle ortalarda dolanan bir adama denk geldik. Usta kibarca dedi ki "Buyrun, kime bakmıştınız?". Öküzünevladı ne dese beğenirsiniz; "Bakmak yasak mı!!". Be hayvan herif!! Be öküz!! Orada kafana bir şey düşse, ayağına bir şey girse bağırırsın ama sizin yüzünüzden oldu diye..Nefret ediyorum bu tiplerden, hepsini odunu ıslatıp odun kuruyana kadar dövüp sonra odunu tekrar ıslatıp devam edesim geliyor böyle durumlarda da neyse ki salon erkeği çizgimde çıkmamak için susuyorum, duruyorum...ama böyle kulaklarımdan burnumdan eminim duman çıkıyordur o anlarda.

Buna benzer bir durum yine bugün yaşandı. Arkeoloji müzesinde sergi açılışı vardı. Vali, şürekası, fotoğrafçılar, müze müdürü vb ne kadar protokol mensubu varsa etraftaki işlere de bakmak için şantiyeye geldiler. Böyle fotoğrafçılar kara sinek gibi bir sağa bir sola hoplayıp zıplıyorlar fotoğraf almak için vali gezerken. Neyse üst kata çıkıldı, gezildi edildi daha sonra aşağıya inme sırasında malın teki (evet fotoğrafçı) çok biliyormuş gibi binayı terastan merdiven sahanlığına atladı. Tabi bilmediği için orada moloz yığını olduğunu bilmeyerek atladı ve bileğini burktu. Kendi bir yana fotoğraf makinası bir yana uçtu ve allahtan merdivenden aşağı doğru değil de daha geniş olan sahanlık kısmına düştü!! Hemen başına üşüşüldü tabi iyi misin değil misin diye ama herifteki pişkin sırıtışı unutamıyorum...Tabi ben orada ayılıp bayılıyorum adama bir şey oldu gitti adam yandım ben vs diye..en sonunda böyle iki olay yaşayınca dayanamadım gittim müze müdürüne dedim ki "bana tabela lazım her elini kolunu sallayan giriyor içeri ben herkesin peşinden koşamam işi kontrol etmem lazım insanları değil, biri bahçede yığılır kalır bize çıkar faturası, biz önlemimizi alalım, buna rağmen giren kendi düşünsün". Mesela böyle dedikten sonra emniyet için çekilen şeritlerden çekemiyoruz çünkü mahallenin p..leri kopartıp duruyorlar. Bak anlatırken yine sinire kestim.....Müze müdürüyle ortak kararımız jiletli tel  çekmek, hatta ben o tele elektrikte verelim düşüncesindeyim ama bunu müze müdürüne henüz söylemedim, sanırım söylemeyeceğim de...Bu ne arkadaş, yarın tabelaları da astırıyorum bundan sonra şantiyeye giren düşünsün. Bu stresi ben yaşayacağıma insanlar yaşasın bana ne