31 Ocak 2011 Pazartesi

Tam o sırada 8


Adam olacak çocuk...

Uuuu Mimlendim beybi! #9

Piiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii teeeeeeee ne zaman Drukiyyes mimlemişti beni "masa üstü" ile ilgili olarak, ben de o dönem neredeyse günde bir adet mim yazdığım için ileri bir tarihe ertelemiştim. Az kalsın unutuyordum mimi!! Neyse ki hatırladım ve işte karşınızda masaüstüm!!!


Duyar gibim "Aman negomik!", "ha ha ne ka yaratıcııııı, aferin sana !!" gibi kinayeli laflar....
Şimdi Mardin'de polisevinde kaldığımı gözönünde bulundurursak parlak örtülü yuvarlak masa üzerinde bir porselen bir vazo, içinde bir çiçek ve sadece laptop'un olduğu bir fotodan daha ilgi çekici olur gibi geldi bu foto ondan bunu koydum, en azından mesaj kaygısı var :D

Bu yazıyla beraber mimlediklerim de şunlar olsun;



28 Ocak 2011 Cuma

Mr.E Mardin'den bildiriyor #4

Konu içeriği ayrı olduğu için ikiye böldüm yazıyı. Buradaki ustalarla ilgili kaç gündür yazacağım yazacağım bir türlü yazamadım. Bu adamlar inanılmaz komik..ama öyle böyle değil. Böyle çalışıyorken arada bir şey söylüyorlar ciddi ciddi yanlarında kopmamak için bir şey yapamıyorum ama bazen dayanılabilir limitlerin ötesine geçiyorlar.

Burada Ortaköy diye bir köy var. İşçiler Ortaköy'lü, Ustalar ise Urfa'lı. Geçen gün çatıyı branda ile örtüyorlardı mesela, dedim ki kenarda dikkat edin düşmeyin aşağıya. Usta dedi ki "yau hoca boşver endişelenme, Ortaköy'de adam mı yok!" Önce kanım dondu..N'oluyo lan dedim kendi kendime..sonra farkettim ki bunlar kendi aralarında böyle uğraşıyorlar birbirleriyle :)

Dün mesela yine bir iş vardı elektrikle ilgili, dedim dikkat edin, aynı usta sordu bu sefer işçiye "Mahmut, sizin köyde başka Mahmut var mı?", işçi dedi ki "hee üç-dört tane vardır". Usta döndü bana, "Hocam tamamdır, endişelenmene gerek yok üç-dört tane yedekte adamımız vardır" :D

Öğle yemeğinde bu sefer Ustabaşı işçiye sordu "Sen hiç uçandaire gördün?". İşçi dedi yoo. Usta başı devam etti, "Sana daireyi satıyorlar, ertesi gün gidip bakıyorsun daire yok, uçmuş. Bazen de gidiyorsun bir bakıyorsun dört kişi daha var elinde senetle, dört kişiye daha satmış herif aynı daireyi"

Yukarıda adı geçen usta bekar, meydanda simitçi çocuktan simit alırken sormuş, "bak hele" demiş "ablan vardır?" Çocuk demiş "heee vardır". Yüzü gülmüş ustanın, sormuş "abin vardır?", çocuk demiş "yoktur", usta "hay babanın canına rahmet!!"...demiş, sormuş tekrar "ablan kaç yaşında?" çocuk demiş "oniki!", ustanın yüzü düşmüş, s.ktiri çekmiş çocuğa, çocuk ağlaya ağlaya gitmiş. "Baktım" diyor usta "çocuk yanında izbandut gibi bir herifle geliyor parmağıyla da beni işaret ediyor ağlıyorken. Dedim s.çtık, babasını almış gelmiş. Mümkün değil kaçamam herif kırar ağzımı burnumu. Hemen gittim yanlarına bir de çamura yattım öyleydi böyleydi, ortalığı bulandırdım, adam kusura bakmayın çocuktur diye özür diledi, gittiler sonra, valla ucuz kurtulduk haa" diye anlatıp gülüyordu.

Son iki anı da patrondan, adamın birine gelmişler valilikten bir iş için en başında tavrını koymuş dayı "Ağır taşıt ehliyetim vardır, saat tamirciliği de yaparım...ben ne yapayım vali yardımcılığını..."

sonuncuda ise adamın biri binmiş eşeğine, sarmış sigarayı, elinde muhtar çakmağı, çaka çaka 40 kilometre gelmiş eşek sırtında, en sonunda alev alınca sevinmiş demiş "benzin misin, kükürt müsün be mübarek..."

Mr.E Mardin'den bildiriyor #3

Mardin "Silent Hill"e döndü efendim. İki gündür bir sis bastırdı ki anlatılmaz. Değil görüş biraz azalsın, on metre öteyi göremiyorsunuz efendim. Örnek vermek gerekirse;













Durum budur efendim. Hatta dağ yamacında olduğu için eski kent, şöyle olaylar da olmakta;
sabah hava güzelken on dakika içinde sis bastı ortalığı. Yarım saat sonra dolu yağmaya başladı, daha sonra yağmura döndü. Şu anda dolu+yağmur yağmakta. Bir de eski şehirde akarsu yok diyorlar ama yanılıyorlar bakınız;


Bizi izlemeye devam edin ^.^

23 Ocak 2011 Pazar

5N1K v6.1.1


Mr.E Mardin'den bildiriyor #2


Anlatılacak ilk olay bugün yaşandı :) Fotoğrafta gördüğünüz bizim yapının avlusuna giriş. Direkt sokağa açık haldeyiz yani, amiyane tabiri ile "kabak gibi meydanda" her şey :D Haliyle gelen geçen de "ne oluyo la burada?" refleksiyle girebiliyor içeri ama bugün biri girdi ki offfff...

Kahramanımız Mehmet Dayı. Önce girdi "herelöhörlöhherelölhörlölrelö" şeklinde bir şey dedi söylene söylene. Alt katta çalışan işçilerin yanına gitti onlarla konuştu dana sonra hızını alamadı üst kata çıkarken tanıştım kendisiyle. Konuya direkt girdi dayı; "Ne olacak burası?". Dedim ki burası müzeye ek bina olacak, "yau burası müzeden büyüktür" diyerek giydirmeye devam ederken hemen ardından "vay hele vayyy, tarih bu yau" diye binayı methetmeye başladı. "Burası mezbelelikti, sonra askerler geldi yerleşti. Şehrin içinde nizamiye olur? olmaz tabi, onlar da çekti gitti, burası kaldıydı böyle, iyi oldu iyi, vay be ne evler yapmışlar yau" diyerek monoloğuna devam etti Mehmet dayı :)

Sonra hükümetten girdi, "kim ne derse desin adamlar çalışıyor, kim ki başbakana laf eder, tahminim odur ki çok geçmez kör olur" dedi. Daha sonra "bak ben 1938 doğumluyum. Atam gözlerini yumup nur içinde yattığı sene/gün (orada bir heyecanlandı kafası karıştı) doğmuşum. Atam bana emanet etmiş ama biz bir halt edemedik tabi..çok cefa çekti atam çok, bütün hayatı savaşarak geçti, bir türlü rahat yüzü göremedi, sürekli uğraştı" şeklinde hafif hafif giderken birden içindeki canavar ortaya çıktı; "O'nun sayesinde bugün yaşıyo bazı o.çocukları!! Sözde Atatürkçüler!!! Atam bugün hayatta olsa a...... b......!!!!" şeklinde giydirmeye başladı ama öyle böyle değil...

Biraz sakinleştikten sonra ortak konu olsun, ben de sohbete dahil olayım diye şöyle bir cümle kurdu; "Bizim eve de yapacaklar restarasyon, mestarasyon, ulltrason, kombinasyon...." şeklinde aklına sonu -on ile biten ne kadar kelime geldiyse saydı. Bir şey diyemedim tabi bu sırada İzmir'de yaşadığını söyledi. Aaa dedim ben de orada okudum. "Dokuz eylül mezunu musun?" diye sordu evet dedim, demez olaydım...... Başladı yine Mehmet dayı 

-Sen o zaman şeyi tanırsın....hmmm göz bölümünden Doktor X...
-Dayı ben mimarlık okud....
-Biliyorum biliyorum, o zaman şeyi kesin tanırsın...Doktor Y...bizim de akraba, kısa boylu esmer bir adam...duçent (dedi sonra yüzünde böyle garip bir gülümseme oluştu, korktum :D)

En son artık binayı terkederken bana numarasını adresini yazdı, "bir şeye ihtiyacın olursa haberimiz olsun" dedi. Kendine ait evler varmış otel yaptırmak istiyormuş en son "Müze müdürü müydü, kültür müdürü müydü; şevki miydi neydi, Batman'lı mıydı, Nusaybin'li miydi nereliyse artık bizim hemşeriydi (!), o diyordu ki sizin evler için ödenek bekliyoruz ama yok çıkartmıyorlar, ertelendi" dedi. Sonra çıktı yoluna devam ederken "gel bir çayımı iç beklerim" dedi

İyi adamsın Mehmet dayı ;)

22 Ocak 2011 Cumartesi

Mr.E Mardin'den bildiriyor #1

Kısa bir aradan sonra yine sizlerleyim :) Mardin'e vardım, bayrağı devraldım. Şimdilik her şey yolunda. Havalar da (güneş olduğu sürece) iyi gidiyor. Salı günü yağmur yağacakmış, binanın da yarısı açıkta inşallah patlamaz bana ^.^ 

Neyse efendim şimdi siz fotoğraf da beklersiniz :D Bu sefer gelişimde çektiklerim değil de daha önceki gelişlerimde çektiğim bir kaç fotoyu koyacağım, sonra vay efendim bu mevsimde nasıl ortalık yemyeşil gibi sorular sormayın :p









18 Ocak 2011 Salı

Bu da başlıksız olsun

Sevgili blog,

Bu aralar ilgilenemiyorum seninle kusura bakma olur mu. Çarşamba gününe kadar da ilgilenemeyeceğim. Bildiğin son düzlükteyim şu an, dış kulvardan ataklarım var... Çarşamba günü son finalime girip sonunda tez alabilecek hale geliyorum. Ama bunun için finalden geçer bir not almam lazım yoksa y.lisansı toptan yakma riski var :) 

Asıl sana söylemek istediğim başka bir mesele var be blog. Şimdi bir aksilik çıkmaz ise cuma günü Mardin'e gidiyorum....ya tamam kızma hemen anlatacaktım sana..Grup olarak yaptığımız tek yapı restorasyon projesi anıtlar kurulundan onay aldı. Şu anda gereksiz eklerin yıkımına başladı, proje grubundan iki arkadaş da kontrolör olarak oradalar. Ben de onlardan nöbeti devralmaya gidiyorum bir nevi...ama işte şöyle ufak bir sorun var, sürekli internet bağlantısını ne zaman sağlayabilirim yazı yazabilmek için onu bilmiyorum. Ara ara İstanbul'a dönecek de olsam Haziran ayına kadar oradayım şimdilik. O yüzden bunu kısmi bir "ara yazısı" olarak da değerlendirebiliriz. Ama şimdilik bu aramızda kalsın kimseye çaktırma olur mu?

Enteresan olanı ise bugün senin 2. ayın bitti :) Evet bugün sana yazmaya başlayalı tam iki ay oldu. Bu yazıyı bugün yayınlamam belki dramatik bir etki vermesi açısından daha bile iyi olur kim bilir :P (Üçkağıtçı blog yazarı Mr.E) yine de bu sürede seni okuyan, yorum yapan, başkalarına tavsiye eden herkese teşekkür ederim, bak hadi iyisin seni de zor durumda bırakmıyorum evlat ;) (Blogu aşırı sahiplenme sendromu).

Şimdi ben yokken bir sürü yazı birikecek okumak için, yapılacak bir sürü yorum :) Ohhh düşündükçe heyecanlandım valla :) Yeni(?) Yıl yazımda demiştim; "..alev alev yakınlaşmak için sana, senden ayrılmak bile güzel bazı" diye. İşte şimdi bunu test etme vakti geldi evlat ;) Her ara kötü değildir, bazen iyi bile gelebilir be blog :) Senden tek bir ricam var sadece ben yokken etrafı dağıtma. Geldiğimde birde senin kıçını toplamayayım n'olur :)

Yukarıda alıntıladığım sözü söyleyeceğim biri daha var be sevgili blog. Şimdi ondan uzakta, ayrı olmak da çok zor olacak. Bir yanda o, sen ve İstanbul diğer tarafta ben, iş ve Mardin....Şimdi bunun üzerine ne kadar yazı yazsam da tam olarak kafamdaki her şeyi yazıya dökemeyeceğim o yüzden bunu bir şarkıyla anlatmaya çalışayım en iyisi...

Bu şarkı öncelikle sana (sevgili blogum ^.^)
Beni takip edenlere

ve de özellikle O'na gelsin :)

Kendinize çok iyi bakın, ben yokken afacanlık yapmayın olur mu? :)


15 Ocak 2011 Cumartesi

Aklıma gelmişken #2


Geçen gün eve dönerken "Ebruli" çalmaya başladı. Sonra o malum ışık belirdi tekrar kafamda!! Evreka!! Yine bir ithaf yazısı için malzeme bulmuştum :) Şimdi bunu niye ithaf edeceğimi sözlerini de yazarsam daha net anlayacağız;

Uyanır gece yarısı, yoktan sevda yaparım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yanarım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yakarım 

Dilsizler bana danışır, kelebeklerin aklı benim 
Gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim 
Çağırırlar küçük adımı, karafakiden ben akarım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yanarım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yakarım 

Benim adım Ebruli, biraz gerçek biraz hülya 
Yalanımı sevsinler, aşksız dönmüyor dünya 
Benim adım Ebruli, biraz gerçek biraz hülya 
Yalanımı sevsinler, yalansız dönmüyor dünya 

Kalbim sevda kuyusu, her gün yoldan çıkarım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yanarım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yakarım 

Dilsizler bana danışır, kelebeklerin aklı benim 
Gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim 
Sen unut geçmişini, ben aklımda tutarım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yanarım 
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yakarım.

Ve bu yazımı da huzurlarınızda Deepblueeagle'a ithaf ediyorum :) Takip ettiğim bloglar içerisinde kadın, erkek, genç, yaşlı herkesin saygı duyduğu dilsizlerin danışmanı, kelebeklerin aklına.. :)

Yoktan sevda yapmaya devam, "küçük işlerle(!)" ilgilenecek kadar büyük olan blog yazarı :)

Mr.E mutfakta #2

Bir insan nasıl iş yapmaktan kaçar? Kendini gereksiz başka işlerle meşgul ederek ^.^ Bu seferki gereksiz işim size de açılsın dedim ve daldım mutfağa gençler :) Bu sefer size muzlu süt yapacağım, ve karşınızda malzemeler;


Bir bardak ılık süt, bir adet muz, 3-4 adet pötibör bisküvi, bal ve vanilya bütün malzememiz (bu arada bardaktaki sütün miktarına bakın neden bardağı doldurmadığım son fotoğrafta belli olacak)


Küçük bir parça vanilyayı ortadan yarıyoruz şekildeki gibi, daha sonra içini yine bıçak yardımıyla kazıyarak süte katacağız. Çok fazla katmamakta fayda var, tadını bozabiliriz.


Daha sonra yine sırasıyla; önce muzu doğruyoruz, daha sonra bisküvileri sütün içine kırıyoruz ve son olarak da bir kaşık balı sütün içine katıyoruz.




Bütün malzemeyi koyduktan sonra hepsini birbirine blender'da karıştırıp bardağımıza geri boşaltıyoruz ve taaataaaaaaaaaaaaaaa!!


İlk fotoğrafta bırakılan boşluk bunun içindi, malzemelerle beraber bardak tam olarak dolmakta çünkü. Bir de sütün bu renkte olmasının sebebi benim kattığım bötibörlerin kakaolu olmasından dolayıydı. Sade pötiböt kullanırsanız rengi daha açık olacaktır. Afiyet olsun ^.^

Allah çektirmesin #2

Serinin ilk postunda makro fotoğrafları paylaşmıştım, bu sefer kendi çektiğim portre-msi fotoğrafları paylaşacağım. Makinemin şu andaki teknik yetersizlikleri nedeniyle fotoğraflar özellikle renk ayarları ve filtreler için Photoshop görmüştür. Gönül ister ki odamdaki stüdyo'yu tamamlayıp (özellikle aydınlatma konusunda) daha iyi bir makine alayım da bir seferde, üzerinde oynamadan böyle fotoğraflarım olabilsin ^.^








14 Ocak 2011 Cuma

Uuuu Mimlendim beybi! #8

Ocak ayı da iyi mim yaptı be.. :) iyi iyi bereketli başladı 2011, parmakuçlarım mimlemiş bu sefer beni hemen yazalım mürekkebi kurumadan :)


*En sevdiğim kelime?
"Evet", özellikle karşımdaki söylediği zaman :)



*En nefret ettiğim kelime?
"Bakarız", yine özellikle karşımdaki söylediği zaman :)



*Ne sizi heyecanlandırır?
Çok sevdiğim birini görecek olmak



*Heyecanınızı ne öldürür?
Karşımdaki insanın beklediğim kadar zeki olmadığını keşfetmek




*En sevdiğiniz ses?
Sabah uyanınca duyduğum kuş sesi


*Nefret ettiğiniz ses?
Yol çalışmalarında kullanılan, kompresörlü matkap sesi


*Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Futbol hakemliği



*Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
Radyasyona direnç....(evet ıyyy deme biliyorum aynı hamamböceği gibi)


*Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz?
O zaman ne zevki var ki yeaaaaa, hem ben sıkılırım başkasında


*Nerede yaşamak isterdiniz?
365 gün 24-25 derece sıcaklıkta çok hafif, ama çok hafif esintisi olan bir yerde


*En önemli kusurunuz nedir?
Zeki olmam


*Size en fazla keyif veren kötü huyunuz nedir?
Saatlerce yerimden kalkmadan bilgisayarda football manager oynayabilmem


*Kahramanınız kim?
 Fëanor (The Silmarillion)


*En çok kullandığın kötü kelime;
Mınakeym (usturuplu olsun biraz)


*Şu an ki ruh haliniz;
Dingin


*Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
"Önce ye, sonra tadına bakarsın"



*Mutluluk rüyanız nedir?
İnception gibi olacak şimdi "sevdiğimin yanında gözümü açmak" diyince :D


*Sizce mutsuzluğun tanımı?
Donuma kadar ıslak halde, bindiğim dolmuş trafiğe yakalanmış ve radyoda İsmail YK çalarken yanımda oturanın yüzüme hapşırması

*Nasıl ölmek isterdiniz?
Hakederek


*Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah’ın size ne söylemesini istersiniz?
Aferin



Şimdi, farkındayım sürekli birilerini mimliyorum bu son bir haftadır o yüzden bu mimde yeni daha doğrusu fazla tanımadığım izleyicilerimi mimleyeceğim;


Desperate Housewife
Huyumkurusun
İpekböceği
Sadece Umut
Tjaala
Naz
Laliş
Female White Rabbit
Missbone
Körebe
ve Cips Yiyemeyen kız


Arz ederim :)



12 Ocak 2011 Çarşamba

Apaçi dansı ne ya?!?

Ülke olarak zor zamanlardan geçiyoruz arkadaşlar. Hoptek fırtınasının dinmeye başladığı şu günlerde kontrolü apaçi dansı almış durumda....da ne lan bu apaçi dansı? Ya da dur daha ona gelmeden daha bir sürü problem var bu vakada.

Birincisi neden Apaçi'lere giydiriyoruz arkadaş? Adamların günahı ne? Ortalıkta dolaşan insanımsılara "apaş" (ki kendisi "Apache" kelimesinin Fransızca okunuşu olur, ve Türkçe'ye böyle yerleşmiştir. Bulmacalarda çıkar arada) denmiş zaten zamanında, nedir yani bunu değiştirme çabası? Buna çok benzer bir problem daha önce Abazalar (Abhazlar) ile Abazan arasında da yaşanmıştır ne yazık ki, bir süre koca bir etnik gruba giydirildi bu ülkede sırf bilmiyor olmaktan ötürü, ki aslında taaaa vakti zamanında "acemi" diye başka vukuatlarımız var dilde ama deştikçe derinleşiyor bunu burada bırakalım..;)

O kadar da bizim olmadığı belli ki bu bokun (dansın) sadece tek bir şarkısı olan dans mı olur ulan!! Hoptek de öyle kimse kusura bakmasın, hatta bana kalsa makarena da değildi, lambada da, bunu isteyenle de tartışabiliriz burada ama tek parçayla dans olmaaaaaaaaz.

Bu APAŞdansı denen bok Tecktonik denen Fransa çıkışlı dansın bir adaptasyonudur. Afrika günlerimde (2008) izlediğim bu dans (Fransız müzik kanalları sağolsun)o zamanlar altın günlerini yaşıyordu. Elektronik müzik eşliğinde yapılıyor bu dans o yüzden o iğrenç melodi dışında da dansedilebilecek parça bulmak çok kolay. Erkekler yaparken her ne kadar genel kanı "so gay" olarak dile getirilse de aslında iyi yapanlara denk gelindiği zaman izlemesi keyifli bir dans. Bizde daha önce powerfm'de de çalan Mondotek - Alive bu dans için gösterilebilecek sağlam ve bilinen örneklerden biridir. Özellikle 2.35'te başlayan toplu koreografi, dansı bilenlerin birlikte dansettikleri zaman ne kadar estetik durabileceklerinin gösteriyor. Bu konuda diğer örnekler için; Yelle - ACDG, John Dahlback - Blink, Jakarta - One Desire, hatta Faslı komedyen Gad Elmaleh'in de gösterilerinin bitiminde bazen, kısa sürelerle de olsa bu dansı yaptığını biliyorum, şurada kısa bir videosunu görebilirsiniz mesela
(Videonun çekildiği gösterisinin adı "Papa est en haut", belki izlemek isteyeniniz vardır :)

11 Ocak 2011 Salı

Tam o sırada 7




Mundar olmuş cânım pozisyon, bu da gol değil arkadaş!

Uuuu Mimlendim beybi! #7

Bu da dün bahsettiğim, üzerinde biraz çalışmam gerekiyor dediğim mim :) kaynak yine Rory
Mim oldukça keyifli, şarkılardan cümleler seçip, bunları bir araya getirerek şiir oluşturmak, ve bakalım ben ne yapabildim;

Not: parantez içinde verdiğim harfler şarkı kodları daha sonra altta hani şarkılar olduğnğ yazacağım, kafiye şeması değil, yanlış anlaşılmasın ^.^


Sesimde söyleyemediğim sözler var.(a)
İçimi avucuna döksem,
beni biraz çözer miydin?(b)
Gözlerinden sızan karanlıklar,
umurumda değil..(c)
Seni tutan bir şeyler var..(d)

Biliyorsun gitmem gerek.(e) 
Yalnız gitmekten yorgunum..(f)
Tükendim içimde biliyorum
Bitirdim kendimi görüyorum(g)


Silip de unutamadığım sabahlar,
kokladığım eşyaların..(a)
Kalabalık bir sokak belki hayat
sen her köşebaşı..(h)

Bir çaresi bulunur elbet yarın 
yeniden yaşamanın.(a)
Korkular içimden akıp gitsin (c)
Bu gece doldum bu gece taştım
adımı yüzüme söylersin.(c)
Sonra bir gün çıkarım,
sen artık dönmez derken
Bir şarkı fısıldarım 
kulağına gün batarken;(e)

"seni seviyorum" (g)

a - Bir çaresi bulunur (Sertab Erener)
b - Öylesine (Jehan Barbur)
c - Elimde değil (Vega)
d - Renklerin içinde (Kargo)
e - Aşk durdukça (Yüksek Sadakat)
f - Ben gene sana vurgunum (Nükhet Duru)
g - Seni Seviyorum (Jehan Barbur)
h - Neden (Jehan Barbur)

Şimdi, geçen mim kadar kazık olmadığı için, bu sefer Jove, Francesca McKennitt, Miray, Machu Picchu Kaymakamı, yapmak isterse Deep, döndüğünde cevaplaması için Mia, ve Feli mimlendi

Arz ederim :)

Uuuu Mimlendim beybi! #6

Yine bir mimle karşınızdayım sevgili "bu da mı gol değil?" izleyicileri. Sevgili Rory mimlemiş beni. Aslında elimde 2 mim var ama ben şimdi ilkini paylaşacağım, diğeri için biraz oturup çalışmak gerekiyor ;) Ve daha fazla vakit kaybetmeden mimimize (bu nası bişiii böylee?!) geçiyoruz.

*Dindarsiniz ya da degilsiniz,inanciniz var ya yok,dinlerini yasadigini söyleyen insanlarda en cok sizi iten seyler ne ve neden?

Kimseyi inancı, düşüncesi ya da yaşantısı nedeniyle ayırmam. Benim için herkes birdir ve ayrı ayrı "birey" olarak yeteri kadar değerlidir. Dolayısıyla bir topluluğa ait olması benim için bir önem arz etmez.

Lakin, üstlerine vazife olmadığı halde, başka bir deyişle benim böyle bir talebim olmadığı sürece bana akıl verip kendince "doğru yol"a yönlendirmek isteyenlere dayanamıyorum. Hayır, inanç denen şey; "bilmem ne kadar arkadaşını da üye yaparsan, şu kadar süre kampanyalarımızdan indirimli faydalanabilirsiniz" değil!!! Daha da önemlisi inanç insan ile inandığı kutsal değer arasındadır ve öyle de kalmalı, kimseyi ilgilendirmemeli.

*Sizi siz yapan özelliklerinizden en belirgin olani ne?

Herkesin ne düşündüğünü öğrenip, herkesin fikrini aldıktan sonra yine kendi bildiğimi yapmam. Evet en belirgin olanı sanırım bu. Sebebi de basit; başkasının doğrusu yerine kendi yanlışımı tercih ederim ;)

*Etrafinizdaki kisilere saygili misiniz?Neyiniz insanlardan farkli ve ne konuda daha cok saygi bekliyorsunuz?

Eüüm....şeyy....Mim'i hazırlayan arkadaş bozulmazsa bir şey demek istiyorum....Soru yanlış.
Şöyle ki insan etrafındaki kişilere terbiyeli olabilir ama saygılı olmasını beklemek hayalkırıklığı yaratabilir. Çünkü saygı kazanılır, edilgendir o yüzden ben saygı arz edemem, insanlar kazanmalılar bu saygıyı. Bu fikrimin de arkasındayım o yüzden verdiğim cevabın sorunun dışına çıkmaya başladığının da farkındayım. Farklı olan tarafım bu olabilir. İnsanlara karşı terbiyeliyimdir, ama sadece saygımı kazananlara saygı duyarım. Dolayısıyla saygı da bekleyemem nedenini açıkladım, ama anlayış olabilir beklentim.

*Insan'in sizdeki tanimi ne?Karsinizdaki kisi de olmazsa olmaz dediginiz özellikler neler ve neden sizin icin önemli bunlar?

%65 Oksijen, %18 Karbon, %10 Hidrojen, %3 Azot, %1.5 Kalsiyum, %1 Fosfor, % 0.25 Sülfür....

Terbiyeli ve vicdan sahibi olmalı insan. Terbiyeye nerede nasıl davranması gerektiğini bilmesi için ihtiyacı var, vicdana ise yaptıklarını sorgulaması, gerektiğinde yanlış ya yaptığını kabul edebilmesi için.

*Hayata bakisinizi paylasir misiniz?Sürekli birseyler icin hayati sucluyor musunuz yoksa hayatta olmasi gerekenler bunlar ve olmasi gerekenler yasaniyor mu diyorsunuz?

Yukarıda dediğim gibi başkasının doğrusu olacağına kendi yanlışımı tercih ederim. O yüzden hayatla değil benim işim...Zaten olanlar için hayatı suçlamak, yediğin bokların sorumluluğunu alacak cesaretin olmadığını gösterir..Ha evet bu arada insanın başına gelen herşeyden kendisi sorumludur.


*Savaslarin asil nedeni ne sizce?Insanoglu kendinde neyi yok etti ki zulüm denen illet yakasini birakmiyor dünyanin?

İnsanoğlunun salakça korkaklığı. En etkili savunma hücumdur. Bana bir şey olmasın diye korktuğuna saldırmasıyla başladı insanoğlunun savaş tarihi. Dolayısıyla bir şeyi yok etmedi, tam tersine içindeki içgüdüleri yüzünden saldırgan oldu. 

*Sizi en cok huzursuz eden eksikliginiz ne?Sunu da düzeltseydim daha huzurlu olurdum dediginiz,gerceginiz,bosvermisliginiz,gamsizliginiz?

Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, üstelik bu halimden de son derece memnunum. Daha da önemlisi iyi ya da kötü ne varsa beni ben yapan bunların hepsiyle bir bütünüm. O yüzden bu soruya vereceğim cevap da sorunun yönlendirmesi dışında olacak üzgünüm.

*Kalbinizin sesi mi mantiginizin sesi mi?Neden?

Mantık...net. Kalbimin olur demesi için de önce aklımdan süzülmeli..

*Biri size bir kötülük yapti ve biliyorsunuz ki yapilan sey bilincliydi,tepkiniz nasil olurdu?Susar misiniz yoksa ayni anda yüzüne vurur musunuz yapilanlar?

Eskiden olsa susardım. Şu hayatta ben sesimi çıkartmazsam kimsenin beni korumak zorunda olmadığını biliyorum. O yüzden anında görüntü..

*Sizce,sabretmek nedir ve üzerinizde otorite kurmaya calisan,sizin hakkinizi yiyen insanlara sabretmeli miyiz yoksa karsilik vermelimiyiz?Tepkimiz nasil olmali?

Sabretmek, kendi belirlediğiniz müdahale limit çizgisidir. O limite gelene kadar sabreder sonra eyleme geçeriz zaten. 

Diğeri için de benim canım yanarsa, herkesin canı yanabilir demek bu. Sanırım açıklayıcı oldum :)

*Bir konusma gecti ben böyle bir cümle kurdum:"Karsimdaki insan benim icin degerli degilse söyledigi cümlelerde degerli degildir,isterse hakkimda zanlarla kötü konussun hic farketmez"Bunu söylememin nedeni de su; biliyorum ki bu dünyada en zor seylerden biri sizi anlamaya kapali insanlara kendinizi ifade etmeye calismak ve birilerini memnun etmeye calismak.Peki siz nasil düsünüyorsunuz bu konuda?

Herkesi aynı anda mutlu etmek imkansız. Herkesin aynı anda mutlu olması gerekli mi? Bunu tartışabiliriz mesela. Ya da herkesin beni anlaması bu kadar önemli mi?

*Hangi söz sizi rahatsiz eder ve neden?

"Anlamazsın sen" ... ulan ne biliyorsun bir dene önce anlatmayı..önyargının her türlüsüne kılım..

*Baskasinda kinayipta sonra sizinde yaptiginiz birsey var mi? [istege bagli paylasmak]

Üstüme vazife olmadığı halde bazen insanlara akıl vermeye başlıyorum, sonra duruyorum..diyorum ki ulan bunu yapıyorsun ama bir sor karşındakinin böyle bir talebi var mı...tedavi etmeye çalışıyorum kendimi, inşallah iyileşeceğim :)


Şimdi bu mim baya kazık bir mim o yüzden kimseyi zorla mimlemek istemiyorum. İsteyen sahip çıkabilir, alıp, besleyip büyütebilir :)

10 Ocak 2011 Pazartesi

En öz hakiki Can Yücel

Çok azılı bir Can Yücel-sever olarak bu yazıyı yazmak zorunda hissettim kendimi. Neden bütün komik alıntıların altına CMYLMZ yazılır mesela? Bütün ağır, biraz felsefi deyişlerin altına Mevlana, kaynağı bilinmeyen atasözlerinin altına Çin atasözü, aşk ile ilgili yazılara Can Dündar imzası atılır ki? 

En fenası da (bence) hiç öyle olmamasına rağmen alakalı alakasız bütün şiirlerin Can Baba'ya atfedilmesi... Dezenformasyonun bu kadar zıvanadan çıkmasının kurbanı oluyor. "Kart sensin, postal da sana girsin" diyen birinden çiçekli böcekli aşk şiirleri okuyanların da bunun farkına varamıyor olmaları da üzücü. Evet Can Baba, salt küfür demek değil ama kendini kibar göstermek çabası da değil...Can Yücel'i "Can Baba"ya döndürme sebebim de paylaşacağım şiirden kaynaklanmakta....çünkü Ben hayatta en çok (Can) babamı sevdim...

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.