9 Ekim 2011 Pazar

Ner'de kalmıştık?

Ben ne leş bir blogger oldum son zamanlarda...Aslında açıp bir şeyler yazmaya vaktim yok işin doğrusu. Resmen tez çalışmalarına da başlayınca iyice kendime yetemez oldum. Uzun zamandır ilk defa bu kadar boş vakit bulunca da dedim bir şeyler yazayım artık. Şu mesafeli havayı ısıtmak için de şöyle güzel bir parça ile başlayabilirim mesela.

Geçen salı gününden beri derecesi değişmekle beraber (çok, biraz, eh işte, yok bir şeyim) hastayım. Kendime göre bazı semptomları ortadan kaldırdım. Mesela salı akşamı 38 derece ateş ile halı sahada top oynadım. Sonra eve gelip hemen duşa girip sıkı sıkı giyindim ki kendime geleyim diye. Bu sefer de o kadar giyinmenin sonucu gece afakanlar bastı uyuyamadım. Sen tut o kadar giy, sonra tişört dahil her şeyi çıkart, camı aç ki hararet gitsin... En son bu sabah babam mutfaktan seslendi "Burnunu mu siliyorsun, ütü mü yapıyorsun?" diye. "Neden?" diye sorduğumda da "Annenle fikir ayrılığına düştük, buharla kırışık mı açıyorsun, burnunu mu boşaltıyorsun karar veremedik" şeklinde son derece realist bir cevap aldım, varın halimi düşünün. Bunun üzerine bir de Mart gibi başlamış olan alerjik rinit (bence zaman zaman alerjik astıma da dönüşüyor bu cenabet) krizlerim geliyor ara ara. Evde bir de kediniz varsa bazen hayat sizin için zorlayıcı olabiliyor
Ama hem böyle bakan hem de artık neredeyse 13 yaşına gelmiş bir hayvana çok bir şey de diyemiyorsunuz. Camı açıp oturuyorum çok kötü olunca, ya da combivent çekiyorum iki fırt ciğerler oluyor bayram yeri.

Teze başladığımı söylemiştim, bu aralar çıkıp fotoğraf çekiyorum hala havalar güzelken. Havalar bozmaya başlayınca da bütün günümü kütüphanelerde geçireceğim böylece mevsimin en efektif kullanımını gerçekleştirmiş olacağım inancındayım. Yine hava güzelken çalışma bölgelerimden biri olan Yeldeğirmeni'ne (Kadıköy) doğru deniz üzerinde ilerlerken makinanın ayarlarını biraz değiştirirsem ne elde ederim diye makinayla oynarken bu çıktı ortaya mesela
Yeldeğirmeni'ne gelecek olursak, ben -neredeyse- gözümün önünde olup farkına varmadığım  böyle bir mahalleyi "keşfettiğim" için çok mutlu oldum. Her yerde olduğu gibi eski evlerin canına okumuşlar, kibrit kutusu gibi apartmanlar yükselmiş ama arada eski güzel evleri görme şansınız var hala eğer nereye bakacağınızı bilirseniz
Ya da bu binanın akıbetini paylaşmayacak kadar heybetli olan, ama üzerine ek yapılmasına karşı da bir şey yapılmamış olan bu apartman gibi
Bu sokaklardan tepeye doğru değil de, denize doğru ilerlerseniz de böyle manzaralar karşılıyor sizi o boğuk, plansız, kuralsız beton yığını içinde
Bu arada o kadar tez dedim, buradan da sizlerden bir ricam olacak eğer bu konuda bana yardımcı olabilecek birini bulursam ziyadesiyle bahtiyar olacağım :) Elinde Asar-ı Atika'dan bugüne kadar koruma ile ilgili mevzuat, ilke kararı, kanun hükmünde kararmane vb bilgi olan biri var mıdır içinizde? Varsa bana mail yolu ile ulaşsa ya negzel olur ^_^

Satırlarıma yavaş yavaş son verirken demek isterim ki; hayatımda ilk defa bir Nuri Bilge Ceylan filmine gittim. "Bir zamanlar Anadolu'da"yı gidip izleyin. Ama film izler gibi değil, Sokakta, kapının önünde otururken mahallede olanlara tanık olur gibi gidip filmdeki hikayeye tanık olun. Böyle diyerek en azından beklentileri değiştirebilirim belki bir nebze. Çünkü filmden çıkarken de duydum, bu ne biçim film, falan fişman diye.....Aceleniz varsa gitmeyin tabi. Sonra bir de kulaklarımı çınlatmanızı istemem ama eğer siz de güzel bir hikayeye tanık olmak isterseniz büyük bir keyifle tavsiye ederim.

Not: Yazıyı yazmaya başladığımda pencerenin dışındaki görüntü buydu. Umarın yarın bugünkünden daha kötü olmaz hava. Bir de mimleri unutmadım ama ilk ikisi için çok geç kalmış durumdayım sanırım yine de yazacağım ama kimseyi mimleyebileceğimi sanmıyorum artık ^_^

9 yorum:

francesca mckennitt dedi ki...

Yarım saat önce baktım bloguna, nerde bu diye bak kalp kalbe karşı.

Yeldeğirmeni deme bana yaa :) Ben okula (marmaraya) ilk başladığımda Kadıköy özürlüsü bir insandım. Kestirmelerden gideyim derken kaptırıp Yeldeğirmeni'ne gitmişim. Bir anda ortam değişti, eski eski evler, mahalle çocukları, bıyıklı amcalar falan. Resmen korku filmi haline dönüştü o anda hayat benim için, neye uğradığımı şaşırdım, iyice kayboldum. Bir dükkana girip "teyze burası neresii?" diye ağlamaklı sormuştum resmen :D

Geçmiş olsun :)

particle dedi ki...

heey melaba kedicik^^ foto için teşekkür ediyoruum. çoook güzelmiş. hasta olmana değer, şikayet etme:D

Ne güzel bir mahalleymiş orası merak ettim.

Biz de havalar böyle olunca içeri taşındık ama boğulduk bu sefer de gene nefes almaya attık dışarı kendimizi:D Yazın bittiğini kabul edemiyoruz=)

Laliş dedi ki...

Nuri Bilge Ceylan filmleri kötü değildir sadece keyf almak için biraz çana sarf edilmesi gerekir ki biz hazıra alışmış insanlar bundan pek anlamayız. Ben çok severim filmlerini hep karakterler üzerine çalışır. Ki burdaki hocamdan adını duyunca çok şaşırmıştım. Çok beğenirim filmlerini deyince. Film kötü olsa yabancı film dalından oscar aday adayı olamazdı hem...

K.C.S. dedi ki...

Fotoğraflarla yazı birleşince okuması çok keyifli oldu.

Mr.E dedi ki...

@Fran yeldeğirmeni'ni sevdim ben niye öyle diyorsun ya :) Bence yanlış bir zamanda gitmişsin :)

Sağol :)

Mr.E dedi ki...

@Particle Foto için bir şey değil diyorum :)

Merak etme gidersin yakında, yeri çok kolay nasılsa :)

Son olarak yaz bitmemeli, bitemez ^_^

Mr.E dedi ki...

@Laliş aynen! sonuna kadar katılıyorum sana..ağzına sağlık :)

Mr.E dedi ki...

@K.C.S keyif almana sevindim ^_^

ayl-in dedi ki...

O şirin mi şirin eski evleri rahat bıraksalar..
Ben de hastayım, geçmiş olsun :)