29 Ekim 2011 Cumartesi

Alıntı #2

"...Kalıcı olma çabasından kaynaklanan merkezi otorite kökenli koruma olgusunun en gelişkin olduğu antik kültür ortamı kuşkusuz Eski Roma'dır. Hadrian döneminden kalan "Codex Aedificatis Privatise" bir evin içindeki heykel, vazo gibi değerli eşyalarını ve sütunlar, mermer kaplamalar, kiremitler, kütüphane rafları gibi yapısal parçalarını satmak amacıyla yıkılmasını yasaklar. Lex Municipii Tarentini ise Tarentum sınırları içinde yaşayan kişilere senato izni olmadan evlerini yıkmayı ve cephesini değiştirmeyi yasaklamaktadır. Görüldüğü gibi Roma'da artık bireysel kalıcı olma çabası aşılmış, toplumsal kültürün korunmasını sağlamaya yönelik yasalar düzenlenmeye başlamıştır...

...Batı Roma'nın yıkılmasının ardından bu imparatorluğun hakimiyetindeki bölgeler çeşitli gelişmelere sahne oldu. Gelişmekte olan Hristiyanlığın merkezi otoritesi Batı Kilisesi kentlerin nasıl olması gerektiğine ilişkin kuramlar öne sürmekle birlikte, bu kuramların uygulamaya dönüştürülmesine yönelik rasyonel girişimlerden çoğu kez kaçınıyor, yeni kentler oluşturmak yerine daha çok eski yerleşmeleri tekrar güvenli kılarak kendi denetimi altına almayı hedefliyordu...

...Kilise objektif kriterlere göre değil de dinsel amaçlara göre kent biçimlendirme kaygısı taşıdığından bu amaç doğrultusunda tarihi dokuyu ortadan kaldırmakta da rahat davranıyordu. Bunun güzel bir örneğini V. Sixtus'un hacılar ziyaretlerini tek gün içinde tamamlayabilsinler diye Roma'nın yedi büyük kilisesini bir yol ağı ile birbirlerine bağlama projesi ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak Roma'nın tarihi dokusunun büyük bölümünün yıkılmasını öngörmesi oluşturmaktadır.
   Daha sonra Tarihçiler tarafından Bizans olarak adlandırılan Doğu Roma Kilisesi'nin Batı Kilisesi denli absolutist bir merkezi otorite olmamasından gerek, Doğu Roma'da doku gelişiminde doğrudan doğruya Roma mirasını devralan İmparator'un ve onun temsilcilerinin söz sahibi olduğuna ilişkin belirli kanıtlar vardır. Dolayısıyla Roma İmparatorluğu'nun mimari ve kültürel kalıcılığı sağlama çabası Doğu'da belirli bir ölçüde sürmüştür...

...Kalıcılığa yönelik benzer özelliklere Sasani kentleri ve Çin'de 10. yüzyıl Tang kentlerinde de rastlanmaktadır.
   Aynı dönemlerde gelişmeye başlayan ve kendi kültür mirası oluşan İslam kentleri ise biçimlenmesinde katılımcı bir anlayışla gelişmişlerdir. Kullanıcı "consensus"una dayalı toplumsal yapılaşma, İslam kültür kuşağında her kült grubun kendi kentsel kararlarını almasına olanaklar tanımıştır. Pek çok araştırmadan elde edilen sonuçlar göstermiştir ki İslam kültür kuşağında kentler otonom yapı hücreleri olan, yerine göre harat, mahallat, ya da aktat adı verilen, iç kuralları kendilerince belirlenen birimlerden oluşmaktadır, bunun bizdeki tarihsel karşılığı mahalledir. Böylece mahalle içindeki kapalı kültür ve kült gruplarının her biri yüzyıllar boyunca kültürlerinin kalıcılığını sağlayabilmek için kendi bölgelerindeki tarihi eserleri ve kentsel dokuyu korumaya özen göstermişlerdir. Burada "vakıf" kimliğinde beliren bir kurumlaşma da söz konusudur. Kentin katılımcı yapısı nedeniyle devletin kentsel kararları alıcı merkezi bir örgütünün olmadığı, yalnızca denetim görevini üstlendiği bu düzende merkezi otorite ile kullanıcılar arasında kademelenmeyi sağlayan vakıf, bireyin kendi belirlediği kamusal bir amaç için mal varlığını kamusal hizmete tahsis etmesi olarak özetlenebilir. Görüldüğü gibi bu durumda mahalle içi planlama kararları ağırlıklı olarak mahallenin gereksinimlerine göre bireyler tarafından alınmaktadır. Adının ve verileceği hizmetin yaşamasını ön planda tutan birey, vakfının yapısal kalıcılığını sağlamak için de çeşitli önlemler almıştır. Zamanın getireceği hasarlara yönelik alınan önlemler, İslam'da kentsel kültür mirasının uzun bir süreç boyunca gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamıştır. Hemen tüm vakfiyelerde yer ayrılmış bulunan koruma önlemlerinden örnek verecek olursak "...vakıf hasılatının sureti sarfına gelince hasılat evvela mezkur evkafın imaretine, yıkılan bir şey olursa binasına, harap olan kısmın tecdidiyle lazım gelen tamir ve ıslahata, haceti hissolununca gallatı vakfın tezyidine sarfolunur" koşulunu öne süren Sivas Darüşşifası Vakfiyesi gibi sayısız örnek vardır."

"Kentlerin Tarihi Dokusu Korunmalı mıdır?"
Zeynep Aygen - Cogito, Yaz '96 (sayı 8)

3 yorum:

crazywomanrosemary dedi ki...

Çok bilgilendirici bir yazı olmuş..Roma da HRİSTİYANLIĞIN güç kazanamaya başladığı dönemlerde bazı tarihi yapılardan sökülen değerli eserler Vatikan'a yapı taşı olmaktan kurtulamamış..
Gördüğümde en çok bu yönüne üzüldüm..
Ama yazılan gibi şu an Roma eserleri ve yeni Roma şehirciliği kentin tarihi dokusunu bozmadan çok önemli çalışmalarını sürdürüyor.

Mr.E dedi ki...

Valla bu aralar fena halde teze gömülmüş durumdayım, madem dedim tez için yazmam lazım bir şeyler, yazdığımı bloga da koyayım ^_^

Roma ili ilgili dediklerinin darısı bizim kentlerimizin başına :)

crazywomanrosemary dedi ki...

EVET ! Darısı bizim şehircilik modern kentleşmelere..:))