18 Temmuz 2011 Pazartesi

Ötme bülbül ötme

Dışarıdan gelen kuş sesleriyle uyanır uyanmaz ilk yaptığı iş yataktan fırlayıp annesine koşmak oldu. Güneş çoktan doğmuştu ve annesi hala uyuyordu. Bu kesinlikle kabul edilemezdi. Bu gün parka gideceklerdi ve daha şimdiden yeteri kadar zaman kaybetmişlerdi. 

Annesini uyandırır uyandırmaz mutfağa koştu, sandalyesine oturdu. Annesi yataktan kalkıp gözlerini ovalayarak mutfağa geldiğinde çoktan yerini almış, annesinin ona "özel" sandviçini yapmasını bekliyordu. Annesi istemeye istemeye de olsa oğluna "özel" sandviçini yapmıştı. Perşembe günlerini aslında hiç sevmiyordu. Ama oğlunu parka götürme günüydü ve bir kaç kez bahane uydurmaya çalışsa da bir türlü ufaklığı ikna edememişti.

Kocasını kaybedeli beş sene geçmişti ama hala içi kanıyordu. Ufaklık daha 1.5 aylıktı babası öldüğünde ve ne zaman babasını sorsa, ona babasının iş için gittiği söyleniyordu. Aslında onun için çok da farkeden bir şey yoktu; baba onun için sembolik bir şeydi. Neticede kendi babasını gördüğü dönemi hatırlamıyordu. O yüzden babasının eksikliği onun için çok büyük bir eksik değildi.

Annesi "özel" sandviçi ufaklığa verip o sandviçini yiyene kadar duşa girip hazırlanmıştı bile. Aslında beş senedir her perşembe günü aynı işkenceyi kendine yapıyordu ama ufaklık parka gitmeyi çok seviyordu, ve o istediği zaman akan sular duruyordu, işin ucu canını acıtsa da...

Her zamanki gibi önce sokağın köşesindeki Hamdi amcaya uğradılar. Hamdi amca ufaklığa hemen bir balon çözüp verdi diğer balonların arasından. Her perşembe evden çıkıldığında ilk durak oluyordu Hamdi amca. Eskiden gözlerindeki görme kaybı neticesinde kardeşleri getirir götürürdü kendisini. Ameliyattan sonra görme yetisinin bir kısmını geri kazandığından beridir kendi gelir gider olmuştu mahalleye. Ufaklık her geldiğinde önce sıkıca bir sarılır sonra yanağına kocaman bir öpücük kondurduktan sonra balonlarının içinden en güzelini ona verirdi. Ufaklık evden çıktıklarında gideceği yeri çok iyi bildiği için çoğu kez annesinin elini bırakıp Hamdi amcasına koşardı. Uzaktan ufaklığın sesini duyan Hamdi amca hemen ufaklığın geldiği yöne döner, kollarını açıp ufaklığın gelmesini beklerdi. Annesiyle ufaklık yanındayken çok bir sıkıntı yaşamazdı da, parka doğru yola çıktıklarından dayanamayıp yaşaran gözlerini cebinden çıkarttığı mendiliyle siler, arkalarından bir hayır duası okurdu.

Parka vardıklarında mutlaka Nuri Bey ağaçların altındaki gölgede, banklardan birinde oturmuş, yapması gereken egzersizleri yapıyor olurdu. Yıllar yılı sigara içmiş, ciğerlerini kömüre dönüştürmüştü. Ameliyat olmasa şu anda yapabildiklerini yapabilmesinin imkanı olmadığını defalarca anlatmıştı doktoru ona. O da ameliyat olduğundan beri her sabah parka gelip en büyük ağacın gölgesine oturup nefes egzersizlerini yapıyordu. Doktoru onu sık sık uyarıyordu. Bir sıkıntı hissettiğinde mutlaka ona gitmesi gerektiğini, nakledilmiş olan akciğer parçasının dönem dönem sorun çıkartabileceğini söylemişti. Şükürler olsun ameliyat olduğundan beridir hiç bir sıkıntı yaşamamıştı. Ama bu yaşamayacağı anlamına da gelmezdi tabi ki. O yüzden o da bu parkın müdavimi olmuştu. Ufaklığın çok sevdiği "amcalardan" biri de Nuri Bey'di . Nuri Bey, Hamdi amcası gibi kucaklayıp öpmüyordu belki ufaklığı ama ufaklık yanına geldiğinde önce başını sonra yanaklarını okşardı. Annesine baktığında genelde annesi yüzünü başka bir yöne dönmüş olurdu. Genelde burnunu sildikten sonra ufaklığa döner "Hadi gel bakalım salıncaklar seni ne kadar özlemiş, gidip öğrenelim" diye ufaklığı oyun alanına götürürdü.

Belli bir süre sonra "Hadi eve gitme vakti geldi" dediğinde ufaklık her seferinde "Ama ben daha oynamak istiyorum" diye itiraz ederdi. Annesi de ona, kendisini çok yormamasını eve gittiklerinde ona yine "özel" sandviçten yapacağını söyler, ufaklıkta annesinin boynuna atlayıp sıkı sıkı sarılıp yola düşmeye hazır şekilde elinden tutup yola koyulurlardı.

Annesi ve babası aynı mahallenin çocuklarıydı. Bülbül sesleriyle büyümüş, beraber okumuş daha sonra da evlenmişlerdi. Dolayısıyla ikisi de mahallede iyi tanınıyorlardı. Babası yağmurlu bir akşam eve dönerken o talihsiz kazayı yapmamış olsaydı belki şu an beraber olacaklardı. Ama babasının ölümü bir son değil bir başlangıçtı aslında. Ufaklık doğduğundan kısa bir süre sonra kemik iliği kanseri teşhisi konmuştu. O kazada hayatını kaybeden babasının iliği sayesinde tedavi olabilmiş ve bugün aslında babası sayesinde hayattaydı. Tıpkı Hamdi Amca'nın görebilmesi ve Nuri Bey'in tekrar nefes alabilmesi gibi...Senelerdir "parka gidiş" aslında ufaklığın babasıyla buluşmasıydı. 

Ve senelerdir annesi bu acıya ufaklık mutlu olduğu için dayanabiliyordu. Her perşembe sabah uyanmadan önce, bir önceki gece kocasını görüyordu rüyasında. Her hafta kocasıyla rüyasında dertleşiyordu, ve her hafta ona artık neden bülbülleri sevmediğini anlatıyordu tekrar ve tekrar......ufaklık üstüne atlayıp uyandırana dek...

16 yorum:

YaşamPINARIM... dedi ki...

çok etkileyici gerçekten...

http://pinaryasampinarimmm.blogspot.com/

Mr.E dedi ki...

Teşekkür ederim :)

Venüs dedi ki...

Çok etkileyici bir yazı. Böyle bir iki damla yaş bile aktı gözümden. Onu babasının gözleri ile gören bir Baloncu amca ve babasının nefesi ile karşılayan başka bir amca daha.... Bu yazıdan organ bağışının ne kadar gerekli olduğunu çok rahat çıkarabilioruz...

Mr.E dedi ki...

İşin ilginci içim şişince böyle melankolik yazılar çıkıyor..Allah sonumu hayır etsin :)

Venüs dedi ki...

Sonun hayır hayır merak etme =). Mutlu olduğunda böyle hikayeler döktürbeilen insan oğlunun sayısı çok azdırç İnsanoğlu genellikle hüzünlü ya da stressli olduğu anlarda yazma yetisi coşar =). yani normal korkmaaa =).

Mr.E dedi ki...

Ohh rahatladım, peki :)

hemera-nyks dedi ki...

çok güzel yazmışsın eline sağlık.
-
hemera

Sweet Sunshine dedi ki...

Eski yazılarımı gördüm sanki :') hayal peşlndeyken yazıdım hikayeler gibi...

Çok güzel olmuş mr.e duygulandım...

Mr.E dedi ki...

@Hemera sağol ^.^

Mr.E dedi ki...

@sweety sağol ehi ^.^

Sweet Sunshine dedi ki...

Nerelerdesin mr.e :(

Mr.E dedi ki...

Leş gibi yoğunum, en kısa zamanda bomba gibi döneceğim :)

Sweet Sunshine dedi ki...

tamaaam oleey ^^ özledik :)

Adsız dedi ki...

ooo güzelmiş..
bu organ bağışı meselesini ben de düşünüyorum aslında..
Cimri olmamak gerek bu konuda..

sevgiler mr. e
Bonita.

bayan mikrop dedi ki...

gittiğimden bu yana yazmadığını farkettim şoan
nolur yapma
sen üzül diye gitmedim
sen sus diye gitmedim
sen yazma diye gitmedim

hayde gene yaz bedenim değil belki ama ruhum seninle ldksjhgkjdfshg

Mr.E dedi ki...

Eyvah uyandın! :o