6 Mayıs 2011 Cuma

Sen sus,sen bilmezsin

Biri bana 2011'de olanlar hakkında aklı başında, mantıklı veya en azından beni ikna edebilecek bir açıklama yapabilir mi? Daha önce de isyan ettim aslında bu durumla ilgili olarak, fakat olayların bu hale gelebileceğini o zaman öngörememiştim. Biz ne zaman bu kadar sesi duyulmayacak hale geldik onu çözemiyorum sadece. Rüyalarda olur bu genelde; hani hareket etmek istersin de edemezsin, bağırmak sesini duyurmak istersin ama sesin çıkmaz...tam olarak bu durumdayız şu anda... Pek çok hikaye var bu durumla ilgili; ısınan sudaki kurbağa diyen de olacaktır, diğerlerini toplarlarken sesimi çıkartmadım diyen de..şu saatten sonra aslında çok önemli değil çünkü zurnanın zırt dediği yere gelmiş bulunuyoruz. Hayırlar olsun.

Madalyonun ne tarafından baktığınıza bağlı olarak (bakış açınız) ülkede yaşananları değerlendirebilirsiniz. Hükümeti çok seviyor da olabilirsiniz, haz etmiyor da..ama bana benim kendi özgür irademle ne isteyip ne istemediğimin kararının başkası tarafından verilmesini açıklayamazsınız. Bu sadece 22 Ağustos'ta uygulamaya sürülecek filtreleme sistemi ile alakalı da değil. Şu anda tam olarak bir Henry Ford sendromu yaşanıyor. "Müşterilerin ne istediklerini dinlesem, daha hızlı atlar üretmem gerekirdi." yaklaşımından bahsediyorum burada. Evet daha önceki yazılarımda bunu benim de zaman zaman kullandığımı yazmıştım. Fakat bu düşüncenin ölçeği birden bire ülke ölçeğine büyütülürse işte o zaman anlayamadığım kısımlar oluşuyor.

Ama bunlar bir yandan da normal aslında. Dizilerin sürelerinin kısalması gerektiği konusunda bir sürü konuşma yapıldı. Çekim ekiplerinin perişan olmasından, insani çalışma şartlarının ortadan kalkmasına kadar bir sürü sav öne sürüldü. Ama asıl dizi süreleri neden önemli biliyor musunuz? İdeal bir dizinin süresi, gün içinde kendinle kalıp, dinlenebileceğin sonra da hayatınla ilgili işlerine devam edebileceğin sürede olmalı. 25-40 dakika bunun için ideal bir süre aralığı mesela. Ama siz dizileri bir buçuk saate çıkartırsanız, ve bunun karşısına da buna alternatif olsun diye başka bir kanalda başka bir dizi yayınlarsanız; işte o zaman insanlar "Japonya'nın durumu ne oldu acaba?" sorusu yerine "Cemile hamile kalacak mı Ali Kaptan'dan?" sorusunu, "Bu çılgın projeden bahsediliyor ama acaba ekolojik olarak bunun uzun vadece getireceği problemler neler olacak?" diye sormak yerine de "Polat acaba Ulubey'i öldürecek mi?" diye sormaya başlarlar. Tabi kendi çevresinin algılanması konusunda reseptörlerini bu kadar "yoğun" kullanan bir kalabalık "hazırlandıktan" sonra; Yaptığın bütün sınavlarda rezalet çıkar da bir sonuca bağlanmaz ya da "biz senin nerelere girmemen gerektiğini oturduk düşündük, sen hiç kafanı yorma güzel kardeşim" derler adama.

Şimdi mutlaka kafada "sen bu kadar biliyorsun da ne yapıyorsun birader?" sorusu oluşan olacaktır. Ben kafamdan geçeni bu yazıyı okutabildiğim kadar insana aktarıyorum. Beğenenler olursa onların da belki aktarmasına vesile olurum. Bir üç beş, kaç kişiye ulaşır kaç kişiyle paylaşabilirsem bu düşüncelerimi artık. En azından benzer, ya da tam tersi; çok farklı düşünen birilerine ulaşırsa bu yazı, içinde bulunduğumuz durumla ilgili ne yapılabileceği konusunda tartışabilecek birilerini bulurum diye umuyorum. 

Konuşup, yazıp, tartışabilmek dileğiyle...

6 yorum:

pınar dedi ki...

Karabasan gibi aynı..Dün haberleri izledim imralıdan haber gelmiş oradaki -insan diyemiyorum ben artık kendisine- yaratık,üstü kapalı tehdit mesajları vermiş. Onun buradaki yandaşları da farklı bir tavırda değiller.Sanki savundukları dava da, onca kan, onca hayat hiç yitmemiş gibi haktan hukuktan özgürlükten bahsediyorlar ya deliriyorum.Sadece oda değil elbet 21. yy da hala töreden ölen insanlar var,bizler çılgın projelerle avutulurken..Ve tüm bunlar olurken biz uyuşuk bir beyinle dolaşıyoruz ortalıkta.Umursamıyoruz.Olan biten herşeyi bu da amerikanın işi diyip kapatıyoruz.Bence sorgulama hissimizi kaybettik.Bize sunulan hayatlara o kadar daldık ki Cemilenin dramıydı, Bihter ensest ilişkisiydi derken kendimize acımaktan öte yaptığımız bişey yok.Öyle ki kitapların bile yasaklandığı bir dönemdeyiz sanki çok kitap okurmuşuz gibi.Ben de tüm bu saçmalığa karşı konuşmaktan, yazmaktan başka bişey yapamıyorum.Gerçi onuda sansürlenmesi an meselesi ya...

Mr.E dedi ki...

Valla açık konuşmak gerekirse doğu-batı ile ilgili bir sorundan bahsetmedim yazıda, dolayısıyla yorumun o kısmına cevap vermeyeceğim, o başlı başına başka bir yazının konusu.

Sansür ve algı kavramının içinin boşaltılması konusunda ise haklısın, belki burası bile tekrar yasaklanır insanlar düşüncelerini yazıyorlar diye, çok olmayacak bir şey de değil yani TİB'in ekşisözlük'ü kapatma emri bu konuda neler olabileceği konusunda ufak bir ipucu veriyor bizlere diye düşünmekteyim.

pınar dedi ki...

Doğu-batı sorunundan bahsetmediğinin farkındayım yazında.Japonya ya ne oldu sorusunu sormadığımız gibi doğuda ne oluyo diye de sormadığımızın farkettiğim için bu örnek üzerinden gittim sadece.
Ekşi sözlüğü bloglarıda geçtim artık günlük kulladığımız,sıradan kelimeler bile yasaklanabiliyor.Gerçi amaç korumakmış ya.Sıradan olmamız isteniyor bence.Kolay idare edilebilecek aynı kalıpta insanlar.

Mr.E dedi ki...

Doğu'yu hala dışarıda tutmak gibi bir niyetim var çünkü buranın parametreleri biraz farklı ama temelde evet haklısın. Buradaki sorunları anlamak için de kafamızı kaldırıp bakmamız lazım :)

francesca mckennitt dedi ki...

Elimde olsa, gerçekten şu saçmasapan dizileri kaldırırım. Bunca kaliteli oyuncumuz varken, niteliksiz yapımlara maruz kalmamalı insanlar. Düşünmeye fırsat kalmıyor, çok haklısın. Ekleme yapamadım.. Eline sağlık.

Mr.E dedi ki...

afiyet olsun :)