14 Mayıs 2011 Cumartesi

Ne Venüs'ü ne Mars'ı?

"Kadınlar Venüs'ten, erkekler Mars'tan.."

Hı hı olduuuuuuuuu. Ne içtin sen anam babam :)

Bu lafı eden ya politik olarak şık olmaya çalışıyor (Politically correct) ya da meseleyi hiç ama hiç anlamamış kusura bakmasın. En azından bizde bu durum hiç böyle işlemiyor. Çünkü bizim parametrelerimiz bambaşka.(bamboleooooo bamboleaaaaaa) Hem de öyle böyle değil...

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, okumayı sevmiyoruz. Okumayı sevmediğimiz için de kelimelerin ne kadar tehlikeli olabileceğini idrak edemiyoruz haliyle. Aslında kabuk tutmuşlara bu kelimeler çok etki etmiyor fakat sorun zaten o kabuk tutmuşlarla kelimeler arasında olan sorunda değil. "Ağaç yaşken eğilir" diye bir atasözümüz var. Bil bakalım nereye varacağım... ;)

Şimdi sen kız çocuğunu "prensesim, güzelim, minik perim" gibi sıfatlarla yetiştirip ilk yüklemeyi yaptıktan sonra devamını kontrol etmezsen o gariban hayatı boyunca hep "beyaz atlı prensini" bekleyecek. Halbuki öyle bir şey yok ne yazık ki. Peki sonra ne olacak? Kızımız  ilk ilişkisinde prens sandığı adamın prens olmadığını anladığı an yıkılacak ve daha sonra ilişki kurduğu her adamda o beyaz atlı prensi arayacak. Daha sonra vazgeçecek, çünkü bulamayacağını anlayacak ve bu sefer karşısındakini kafasında oluşturduğu prens imajına dönüştürmeyi deneyecek. Peki bütün bu zahmete neden girecek? Çünkü küçükken ona dediler ki sen prensessin, sen her şeyin en iyisine layıksın. Peki hayat sana bunları sunuyor mu? İşte sorunun sebebi bu. Keza aynı şey erkek için de geçerli. Sanmayın ki tek mağdur olan kızlar. Erkekleri de doğduğundan itibaren şımartma eğilimi var toplumuzda. Tutup kafamıza sıçsa "ehiehoeihoeiohei aslan oğluma bak beee!" diye görmezden geliniyor. Her yaptığı kabul görüyor. "Benim oğlum prens, benim oğlum aslan, benim oğlum kaplan" diye gazlanıyor zavallı yavru. Bu durumda da yine baştan sistemi kurup daha sonra bakım yapmazsan yine balatalar yanıyor yavrucakta. Bu sefer herkese her istediğini yaptırabileceği refleksiyle yaklaşıyor insanlara. Toplumdaki papaz sayısı çok olduğu için de her gün pilav her gün pilav olmuyor..Bu sefer daha önce böyle bir karşılık almaya alışık olmayan delikanlı da sorunu bildiği en ilkel yöntemle çözmeye başlıyor. Ya şiddet kullanıp sorunu çözmeye uğraşıyor (çünkü "nasılsa her dediğim yapılıyor" mantığıyla yetiştiği için, yapılmadığında ne yapmasını öğrenmiyor, bunu sözlü olarak nasıl dile getireceğini bilmediği gibi). Bakıyor bu da olmadı bu sefer sebepsiz ayrılıklar, anlamsız ilişkiler doğmuş oluyor ortalıkta. Halbuki insan kendisi olsa; aslanı, kaplanı, prensesi bir kenara bıraksa her şey ne de güzel olacak ama...

Benim ilginç bulduğum ise (gençlerin özellikle) sorun karşısında insanların sorunun ne olduğunu belirleyip buna çözüm aramak için konuşmaması. Yukarıda dediğim gibi okumayı sevmediğimiz için kelimelerin gücünü genel olarak bilmiyoruz. Dolayısıyla kullanırken nelere yol açabileceğini de kestirmek mümkün olmuyor. Bu dediğimle ilgili en sık karşılaşılan örnek ise "seni seviyorum" derken yaşanan. Kadın-erkek ilişkilerinden girdim ama mesela "seni seviyorum"'dan sonra en sık yanlış kullanılan, benim gözlemlediğim, "saygı". Saygı da genel olarak terbiye ile karıştırılıyor. Büyüklere saygı gösterilmez, saygı duyulur. Ve saygı kazanılan bir şeydir, talep edilmez. Ama bu terbiyesiz olmayı gerektirmez..neyse bu konuyla ilgili olarak daha önce bir şeyler karalamıştım.

Bütün bunlar nereden mi çıktı? Sabah kahvaltıda Metin Üstündağ'ın Pazar Sevişgenleri köşesini okumak birden aydınlattı beni, sonra kafamı kaldırıp etrafıma baktığımda ise neden yazıyı yazmak istediğimi anladım :)

Mesela kız arkadaşımla aramızda 1451 kilometre var (İnternet, büyüksün baba ;) ve bazen karşılıklı susuyoruz konuşacak bir şey bulamadığımız için. Birbirimizi daha az sevmeye başladığımızdan ya da ilişkinin tıkanmasından falan değil bu. Böyle olunca insanlar "hop tamam konuşamıyorsak ilişki bitsin, tıkanmış bu ilişki" diye hemen fişi çekmeye meyilliler. Halbuki biz bir arada vakit geçiremediğimiz için konuşamıyoruz mesela. Ortak faaliyetlerde bulunamadığımız için ortak konuşabilecek konumuz azalıyor ama bu hiç bir zaman büyük bir problem değil, çünkü bunun nedenini oturup konuştuktan sonra belirleyebiliyorsanız işte o zaman buna karşı ne yapacağınıza bir karar verebiliyorsunuz.

Ha bir de "seni seviyorum" kelimesini bizim gibi kendi anlamıyla kullanıyorsanız, böyle boktan sebepler kesinlikle etkilemiyor ilişkiyi (Güzin abla stayla)




4 yorum:

francesca mckennitt dedi ki...

:)

Son günlerde bir sosyal saptama patlaması oldu blogunda ve bunu sevdim açıkçası, analizlerin çok yerinde bence. Şu çocuklukta şımartılma meselesiyle ilgili zaytungda bile bir haber vardı, okumuşsundur belki :)

Mr.E dedi ki...

Ne gorüyorsam onu yazıyorum valla, üzerine bişey ekleme ihtiyacı bile duymuyorum :)

Bu arada okumadım o haberi :(

francesca mckennitt dedi ki...

Buyrun o zaman :
http://zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=80690

Mr.E dedi ki...

hahahahaha süpermiş :D