3 Mayıs 2011 Salı

Alıntı #1

"...Öyle ya, kim ve ne hakkında "Bunu biliyorum!" diyebilirim ki? İçimdeki bu yüreği duyabiliyorum, var olduğu yargısına varıyorum. Bu dünyaya dokunabiliyorum, onun da var olduğu yargısına varıyorum. Tüm bilgim burada duruyor, gerisi kurmaca. Çünkü varlığından kuşku duymadığım bu "ben"i kavramaya çalıştım mı, onu tanımlamaya, özetlemeye çalıştım mı parmaklarım arasından akıp giden bir su oluveriyor. Bürünebildiği tüm yüzleri bir bir çizebilirim, ona verilmiş olan her şeyi, bu eğitimi, bu kökeni, bu ateşliliği ya da bu susmaları, bu büyüklüğü ya da düşüklüğü de bir bir çizebilirim. Ama yüzlerin toplamı yapılmaz. Benim olan bu yürek bile hep tanımlanmaz kalacak benim için. Varoluşum konusunda vardığım bu kesinlikle, bu güven vermeye çalıştığım öz arasındaki çukur hiç bir zaman dolmayacak. Kendi kendime yabancı kalacağım hep. Mantıkta olduğu gibi tinbilimde de gerçekler vardır, ama gerçek yoktur. Sokrates'in "kendini tanı" sözünün değeri, günah çıkarma yerlerimizin "erdemli ol" sözünün değerini aşmaz. Bir özlemle birlikte, bir bilgisizlik de belirtirler. Büyük konular üzerinde kısır oyunlar bunlar. Yaklaştırma oldukları ölçüde geçerlidirler ancak.
   İşte yine ağaçlar, sertliklerini biliyorum, işte su, duyuyorum. Otların ve yıldızların bu kokuları, gece, yüreğin rahata erdiği kimi akşamlar; erkinliğini ve güçlerini duyduğum bu dünyayı nasıl yadsıyabilirim? Gene de bu yeryüzünün tüm bilimi beni bu dünyanın benim olduğuna inandırabilecek hiç bir şey vermeyecek. Onu bana betimliyorsunuz, bana onu sınıflandırmasını öğretiyorsunuz. Yasalarını sayıyorsunuz; ben de bilme susuzluğum içinde bunların doğru olduklarını kabul ediyorum. Mekanizmasını tanıtlıyorsunuz, umudum büyüyor. Sonunda bu sihirli ve karmakarışık evrenin atoma, atomun da elektrona indirgendiğini öğretiyorsunuz bana. Tüm bunlar çok güzel, gerisini de anlatmanızı bekliyorum. Ama siz bana elektronların bir çekirdek çevresinde toplandıkları görünmez bir gezegenler takımından söz ediyorsunuz. Bu dünyayı bana bir imgeyle açıklıyorsunuz. O zaman dönüp dolaşıp şiire geldiğinizi anlıyorum; hiç bir zaman bilemeyeceğim. Buna kızmaya zamanım mı var? Şimdiden kuram değiştirdiniz. Böylece bana her şeyi öğretmesi gereken bu bilim varsayımda sona eriyor, bu açıklık eğretilemeye gömülüyor, bu kararsızlık sanat yapıtında eriyip gidiyor. Bunca çabaya ne gerek vardı?"

Sisifos Söyleni (Le Mythe de Sisyphe) / Albert Camus - Çeviri: Tahsin Yücel

8 yorum:

Serapus dedi ki...

O zamaan;
saçları uçuştu aklımın :)

Mr.E dedi ki...

:)

crazywomenrosemary dedi ki...

BAK NE DİYECEĞİM ! bu tür yazılara bayılıyorum.

PS, Eğer bu ara İstanbul' da isen 13-l5 Mayıs İTÜ -MAÇKA da "BEYİNDEN BİLİNCE YOLCULUK" adı altında değerli hocaların seminerleri var.

Mr.E dedi ki...

Ne yazık ki tekrar Mardin'e geldim. İstanbul^da olsam giderdim ama :)

ayl-in dedi ki...

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: "İntihar". Hayatın yaşamak zahmetine değip değmediğine ilişkin bir yargıya varmak, felsefenin temel sorununa karşılık vermektir. Hiç kimsenin varlığın özüyle ilgili bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim." diyip susayım. Harika bir kitaptan harika bir alıntı yapmışsın!

Mr.E dedi ki...

Ben bu kitaba henüz mezun olmadan önce bir projem nedeniyle sarmıştım ama tam olarak okuma imkanım olmamıştı. Sadece Sisifos'un yaptığının absürd olduğunu bildiği halde neden devam ettiği üzerine odaklanmıştım diyeyim hatta. Şimdi en başından başladım kitaba.

Harika kitaba gereken saygıyı yeni yeni gösteriyorum diyelim :)

crazywomenrosemary dedi ki...

olsun Mardin' in sana gereksinimi var.Oradaki çalışmaların çok önemli

İstanbul' da yaşamı bir yerden nasılsa yakalarsın..

Kolaylıklar sana..:))

Mr.E dedi ki...

Çok teşekkür ederim ^.^