20 Nisan 2011 Çarşamba

KoruMA(k)

Not: Yazıya bambaşka niyetle başladım, sonu bambaşka şekilde bitti, bu biraz da kafamın karışık olmasıyla alakalı sanırım. Eğer okurken sıkılırsanız şimdiden özür dilerim :)

"Korumak neden bu kadar önemli? Niye insanlar koruma konusuna bu kadar kafa yoruyorlar? Korumasak ne olur? Ne kadar korumak lazım? Neye ya da kime karşı korumak lazım?..."

Tez ile ilgili çalışmaya başladığımdan beri bu sorular dönüp duruyor kafamda. Eski dönemde yapılan yapıların belirli sembolik anlamları vardı. Kimisi dini bir anlam taşıyordu, kimisi ise yaptıran hükümdarın gücünün simgesiydi. Bazen hükümdarlar kendilerini o kadar kaybediyorlardı ki daha önce yapılmamış, daha büyüğü yapılamayacak oranda yapılar yapılmasını emrediyorlardı. Ayasofya bunun bir örneğidir mesela. Bu konuda kendilerini kaybedip, geride pek çok eser bırakan sayısız uygarlık geldi geçti bu dünyadan. Bu eserlerin günümüze kadar gelmesi insanlık tarihinde bir döneme tanıklık eden bu eserlerin önemini daha da arttırıyor şüphesiz ki. Tabi bunun yanı sıra; gücün, siyasal erkin ve dini inancın görselleştirildiği bu sonuç ürünler dışında da pek çok yapı yapıldı, o zaman da insanlar kafalarını sokabilecek evler yapıyorlardı, o zaman da pazar gibi halka açık alışverişin yapılabileceği yine mekansal organizasyonlar da mevcuttu. Peki geçmişten günümüze bunlardan kaç tanesi sağlam ulaşabildi? Ya da neden ulaşamadı? Belki bu soruyu sormak daha doğru olacaktır.

Sivil mimarinin bu kadar geç değerinin bilinmesi aslında mimari ile alakalı bir durum değil. İnsanın değerinin bilinmesi 18.-19. yüzyılı bulmuşken, insana ait olanın daha önce değerlendirmeye sokulmasını beklemek abes olurdu. Yine de koruma konusunda sivil ile anıtsal mimarinin ayrıldığı önemli bir ayrım var. Biri insanlara sembolik olarak bir mesaj veriyorken diğeri aktif olarak kullanılıyordu. Şimdi "Ee peki tapınaklar, saraylar kullanılmıyor muydu?" diye soracak birileri çıkacaktır elbette ki. Doğrudur da, ama kullanım esnasındaki kaygılar farklıydı. E tabi koruma konusundaki kaygılar da farklı olacaktır bu nedenle.

Anıtsal yapılar, belirli dönemlere tanıklık ettikleri için özgünlüklerinin korunması lazım. O binanın her bir parçasında o tarihin getirdiği izler mevcuttur. Bu nedenle binayı olduğu gibi muhafaza etmek için koruma önlemleri alınmalıdır. Sivil mimariye bağlı eserlerde ise yaşam konforu ön plana alınmalı ve günlük yaşantı içerisinde sahip olduğu fonksiyonları yerine daha konforlu şekilde getirmesi sağlanmalıdır.

Elbette ki yeni de yapılmalıdır. Hatta yeni duruyorken eskinin tekrarı siteler, evler, konaklar, köşkler yapmak kitsch bir yöntemdir. Önemli olan yeniyi yaparken, eskiyle etkileşim içerisinde olacaksa aralarındaki dengeyi iyi kurmaktır. Bu da aslında o binayı yapacak olan mimarın iyi araştırması ve bir sürü şey öğrenmesi ile olabilecek bir durumdur. Hatta yeni bina yapılacak çevrede yaşayan insanların da bir yere kadar müdahalesi söz konusu olabilir. Sonuçta "mahalle" denen kavram mekansal kurgusu dışında sosyolojik olarak da önemli bir birleşme durumudur. Birbirine saygılı olma durumu söz konusudur. Değilse bile en azından olmalıdır. Durum böyleyken, özellikle tarihi mahallelerde yapılacak olan yeni yapıların da çevredeki diğer yapılara karşı saygılı olmasını beklemek hayalcilik olmamalıdır.

Tabi insanların da kendilerine, başkalarına, binalara, çevreye saygı göstermelerini beklemek de koruma faaliyetlerinin kurgulanması için önemli bir hazırlık olacaktır ama ne yazık ki çoğu bölge için bu şu anda hayalcilikten öteye geçemeyecek bir durumdur. Tarihi yerleşim alanları, tescillenmiş ve koruma altına alınmış oldukları için onarım, tamirat, tadilat gibi çalışmaların yapımı, normal konutlara göre daha zor koşullarda olmakta, bu orada yaşayan kullanıcının uzaklaşmasına, binaların bozulmasına, yerleşim alanlarının da düşük gelir grubu tarafından sahiplenilmesine neden olan zincirleme bir reaksiyona dönüşmüş durumdadır. Hal böyleyken, insanların geçim sıkıntısı mevcutken bir de çevrelerine saygı duymalarını beklemek hayalcilik olacaktır. Maslow'ın ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinde Fizyolojik ve Güvenlik gereksinimleri Saygınlık gereksiniminden önce gelmekte ve bu ikisi tamamlanmadan sonraki aşamalara geçilmeyeceği belirtilmektedir. O yüzden bu bölgelerde yapılması gereken koruma çalışmalarının merkezi ya da yerel yönetimler tarafından sağlanması her halde en hayırlısı olacaktır.

Hiç yorum yok: