1 Aralık 2010 Çarşamba

Döverim seni, hepinizi döverim ulan!

Geçenlerde "tilt-shifting" tekniği çalışmak için açmıştım bu fotoğrafı. Büyükada'dan dönerken çekmiştim bunu. "Seni yeneceğim İstanbul!!" delikanlılarının kalesi olan bu gar ile ilgili gecikmiş de olsa bir yazı yazmam gerektiğini hissediyorum. Vicdanım susmama izin vermiyor. Aldığım eğitime ihanet ediyormuş gibi hissediyorum kendimi. O yüzden bu yazının içeriği diğer yazılardan biraz farklı olacak, şimdiden sizleri uyarayım.


Yangınla ilgili haberi duyduğumda ve ilk gelen görüntüleri gördüğümde "ahh" çıktı kalbimden. Yapılan yorumların hemen hemen hepsi toplumca ne denli şüpheci ve ne denli karamsar olduğumuzu gösteriyordu aslında. Haksız da sayılmazlardı çünkü şimdiye kadar buna benzer pek çok durumda yerel ve ulusal idarecilerin neler yaptığını hatırlıyorduk. Hatta sıcağı sıcağına Facebook'ta " Art niyetli düşünmemek istiyorum. Çıkan yangının kaza (!) olduğunu düşünmek istiyorum. 2010 Avrupa kültür başkenti'nin orta yerinde bu kadar aleni, bu kadar cüretkar bir terbiyesizlik yapılamayacağına inanmak istiyorum. Garın daha sonra restore edileceğine ve eskisine yeterince veremediğimiz değerin restorasyondan sonra verileceğine inanmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum yoksa? Bir İstanbullu olarak bunları düşünmek belki de saflık, ama bir vatandaş olarak buraya otel ya da avm yapılmamasını talep etmek hakkım var sanırım. Kentsel belleğin oluşturan süreç içinde yer almış bir binanın yerine o bina hiç orada değilmiş gibi davranılıp, oranın ağırlığı altında ezilecek bişey yapılmamasını talep etme hakkım var.  Evet bütün binalar inşa edilir, yaşar ve ölürler ama sırf daha şık olur düşüncesi ya da fon yaratmak amacıyla yerine başka bir şey inşa etmek niyetiyle ÖLDÜRÜLEMEZLER " diye bir yorum paylaştım. Evet ben de toplumsal histeriye kapılmış, tam olarak nedenini öğrenmeden kafamda oluşan soru işaretine kısmen de olsa yenilmiştim.
Daha sonra onarım sırasında meydana gelen bir kazadan dolayı yangının çıktığı açıklandı. İşin nasıl yapıldığını bilen biri olarak, son derece "olabilir" bir sebep gibi geldi bana. Hele piyasadaki işçilik konusunda az çok tecrübeniz varsa siz de böyle şeylerin olabileceğine inanabilirsiniz. Fakat biz direkt saldırmayı seçtik. Belki bu konudaki tecrübelerimizdi bizi buna iten. Üstelik belki haklıydıkta. 

Yangın söndürüldü, Ulaştırma bakanı, yapının aslına uygun olarak restore edileceğini söyledi. Ama gözardı edilen bir iki detay takıldı kafama. İlki; acil müdahale için denizden sıkılan tuzlu suyla söndürüldü yangın. Ve bildiğim kadarıyla daha sonra tatlı suyla yıkanmadı gar. Amiyane olarak açıklamak gerekirse, solunum yolu tıkanmış bir hastanın boğazını kesip hava almasını sağladık. Fakat hasta gerekli müdahale yapılmaz ise enfeksiyon yüzünden ölecek. "Zaten suyun kenarında o bina, ne olur ki tuzlu suyla yıkansa?" diye soracak olanlar olabilir. Doğru ikisinin de yaptığı etki birbirine çok benzer ama binanın denizin kenarında olması ile denize sokup çıkartılmış olması arasında aşınmayı hızlandırma açısından büyük bir fark var. Umarım enfeksiyon yüzünden kaybetmeyiz garı.
Diğer kafama takılan nokta ise şu; bölge için hazırlanmış bir proje olduğu biliniyor. Bina rant  yaratmak amacıyla sabote de edilebilir. Anıtsal yapılar için bu kadar aleni olmasa da sivil yapıların, özellikle de ahşap konutların kundaklandığını, otoparka dönüştürüldüğünü, hatta bazen iskan durumuna göre yerine apartman dikildiğini de görüyoruz. Acaba burası için de böyle bir eylem, bu kadar cüretkar bir biçimde hem de göstere göstere yapılabilir mi? diye düşünmemiz. Bu içinde bulunduğumuz ruh hali bana orayı sabote etmek isteyebileceklerin ruh halinden daha tehlikeli geliyor. Sebebi ise benzeri durumlarda sağduyumuzu nasıl kaybedebildiğimizi, nasıl bir linç ortamı yarattığımızı, nasıl düşünmeyi, değerlendirmeyi, resmin bütününü görmeyi bir kenara bırakıp, ilk akla gelen komplo teorilerini ciddiye alıp paranoyaklaşmamız.

Evet, anıtsal yapılar görsel algımız açısından hayatımızın daha bir içinde oldukları için önceliği alabilirler. Ama daha pek çok sahip çıkmamız gereken, somut ya da soyut "kültür mirası" bulunmakta. Umarım bu olaydan sonra sadece Haydarpaşa Garı ile sınırlı kalmaz bu konuya olan ilgimiz ve ciddiyetimiz.

Bu arada bu mirası mundar etmeye çalışan zerzevat sözüm sana, "Döverim seni, hepinizi döverim ulan!"

2 yorum:

Heidi dedi ki...

vallahi bak okurken iyice merak etmeye başladım. Noldu şimcik? Aradan bayağı bir zaman geçti, ne halde acaba..

Mr.E dedi ki...

Valla sahil düzenleme projesi ile neler olacak hep birlikte görürüz yakında..