19 Aralık 2010 Pazar

27 Ekim 2010 saat 03.00


26 ekim akşamı halı saha maçından eve döndüğümde saat 23.00 civarıydı. Babam ve kardeşim evdelerdi fakat o geceyi babaannemde geçireceklerdi. Uzunca bir süredir rahatsızdı babaannem ve giderek kötüleşiyordu. Ben ertesi sabah dersim var diye evde uyumayı tercih ettim. Sabah kalktığımda mutfakta babamla karşılaştık. Yüzünden okunuyordu, bir sıkıntı vardı....çok geçmeden "dün gece 03.00 sularında babaanneni kaybettik" cümlesi döküldü dudaklarından.... Kalakaldım olduğum yerde...bir kaç saniye kımıldayamadım. Daha sonra "Başımız sağ olsun" çıktı ağzımdan..İşin kötü tarafı böyle durumlarda ne yapacağını da bilemiyor insan. Odama gidip giyindim ve derse gitmek için çıktım evden.

Dersten sonra defin işlemleri için babama yardım ettim. 14.00'te çıktığımız mezarlığa 17.00'den önce dönemediğimiz için gasilhane'deki işlemler ertesi güne kaldı. O akşam haliyle haberi alan insanlar baş sağlığı dilemek için babamın teyzesine gelmeye başladılar..Fakat ortada garip bir durum vardı..

Ertesi gün cenaze töreni sağanak yağış altındaydı. Şemsiye kullanmadan kendimi yağmurun ellerine bıraktım. Bütün cenaze töreni ve defin sırasında üstüme değil içime yağdı o yağmur. Yağmur yağdıkça hafifledim...Ne kadar ıslandığımı ancak eve döndüğümde farkettim. Kendimi sıcak suyun altına atıp hastalıktan kurtardıktan sonra büyük teyzedeki yemeğe gitmek için hazırlanıp evden çıktım. 

Teyzenin evine vardığım zaman bir önceki akşam mevcut olan garip durum devam ediyordu. Garipten kastım muadillerine göre garip olmasından kaynaklanmakta, yoksa benim hayallerimdeki durum gerçekleşmekteydi. Kimse hüngür hüngür ağlamıyordu. Sinir krizi geçiren, kendini yerlere atan da kimse yoktu. Hatta tam tersi; herkes babaannemle ilgili güzel anılardan bahsediyordu. Eskiye ait o güzel günler yad ediliyordu. O kadar ki, eski güzel günlerden bahsedip babaannem anıldıkça insanların yüzlerine içten ve o anlarda ne kadar eğlenildiğini yansıtan sıcak gülümsemeler yerleşti. Babaannem o sırada "oradaydı" ve insanlar onunla eski günleri paylaşıyorlardı. Hatta tam kendine yakışan bir tarihte, 29 Ekim arifesinde defnedilmesi konuşuldu uzun uzun. Daha sonra kendi vasiyeti üzerine babamın hazırladığı babaannemin en sevdiği parçalardan oluşan bir cd çalındı. Herşey gerçek olamayacak kadar güzeldi..Bu benim uzun zamandır hayalini kurduğum şeydi ve o anda gerçekleşiyordu...

İnsan içinde "keşke" kaldığı zaman çok üzülüyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri de, sevdiğimiz biriyle vakit geçirirken, o sürenin değerini o sırada bilmiyor olmamızdan kaynaklanıyor. Daha sonra keşke daha çok eğlenseydim diyoruz. Keşke o sırada şunu yapsaydım bunu yapsaydım diyoruz iş işten geçtikten sonra. Halbuki bunu o sırada yapsak da, acaba o olur mu, böyle olursa ne olur gibi düşüncelerle o güzel anı bozmasak? Özetle sevdiklerimizle beraberken "anı yaşasak".

Henüz ölmeyen kimseye rastlamadım. Gün gelecek hepimiz yavaş yavaş çekileceğiz sahneden. Ne ilk ölen biz olacağız ne de son ölecek olan. Ama hayattayken sevdiklerimizin kıymetini bilelim. İçimizde "keşke" kalmasın. Keşke kalmasın ki sevdiklerimizi kaybettikten sonra güzel anılarla ve yüzümüzde tebessümle analım.

-burada şu parça çalmaya başlayabilir-

Unutmamak gerekiyor ki, sevdiklerimizi asıl onları unuttuğumuzda kaybederiz, kaybetmek için illa ölmeleri gerekmiyor. Ölenleri de kaybetmemiz gerekmiyor. Onları hatırladıkça onlar da hep bizimle olacaklar. Mesela ben bunları yazarken babaannemin beni yukarıdan bir yerden izlediğini biliyorum. Hatta "işi gücü varken nelerle uğraşıyor eşşoğlubeşkulak" da diyordur büyük ihtimalle.. :)

Ama biliyorum ki o yukarıda bir yerde.... somewhere over the rainbow..way up high

2 yorum:

Feli Jo dedi ki...

Bu muhteşem yazina kimse yorum yapmamiş ben de yeni okudum..Dediğin gibi "insan sevdikleriyle ani yaşamali". Çok güzel anlatmişsin.Başin sağolsun..

Mr.E dedi ki...

Sağol teşekkür ederim sizler sağ olun :)